Önderlik için seferberlik acil!

Türkiye’de ne zaman bir kriz yaşansa “dış güçler” argümanı hemen devreye sokulur. Böylece içte “birlik” sağlanır. Fakat bu kez tutmadı!

ABD ile yaşanan kriz gerçek ve derindir. Bu da içteki krizin dışa yansıyan bir parçasıdır. Fakat ulus-devlet sisteminde ısrar edilmesi ve bunun için 2015’ten bu yana sürdürülen kirli özel savaş, krizin asıl nedenidir. Eğer karşısında direnen bir güç olmasa kriz bu derecede etkili olmayacaktı.

Krizin daha temelde bir dünya krizi olduğunu ve siyasi, ekonomik, kültürel, fikri birçok boyutunun olduğunu hep göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Her farklı kriz analizinden farklı sonuçlar çıkar. Türkiye’deki krizin birçok sebebi olsa da hiçbiri Kürt sorunu kadar krizi derinleştirme ve yine hiçbiri Kürt sorununun çözümü kadar krizi bitirme gücünde değildir.

Denge değil çöküş var

Hükümetin sorunu çözme dili sınırsız şiddet!

Buna karşı direnenlerin tavrı da sınırsız direniştir. Bu potansiyel ve kabiliyetinin olduğunu da tüm dünya görüyor.

Peki iki tarafın böylece bir denge durumunda bulunduğu söylenebilir mi? Gerçekçi bir değerlendirme yapılırsa mevcut direnişin Türkiye’deki faşizmi yıkmadığı ortadadır. Fakat özgürlük güçleri ilk kez Ortadoğu çapında bu kadar güç kazanıyor, yayılıyorlar.

Bu durumda “denge mi çöküş mü var?” sorusunu biraz daha ayrıntılı yanıtlamak gerekiyor.

Türkiye’de durum nedir? “Tek Adam” rejimi kurulmuş görünüyor. Fakat Erdoğan her şey değildir. Oligarşik ulus-devleti temsil ettiği ve tüm insani-ahlaki değerlerden soyunarak gereğini yaptığı için iktidarda tutulmaktadır.

Erdoğan eliyle inşa ettikleri faşist diktatörlüğü benimsemeleri ulus-devleti başka türlü koruyamaz hale gelmelerinden kaynaklanıyor. Bahçeli’nin iktidar gücü haline getirilmesi de bu nedenledir. CHP’de Kılıçdaroğlu yönetiminin halen başta olması da bunun içindir.

AKP-MHP ortaklığıyla oligarşik ulus-devlet kurtarılmaya çalışılıyor. HDP dışındaki diğer tüm partiler de bu temelde rol paylaşımında görevlerini yapmaktadır. Peki sonuç alabilirler mi? Bu mümkün müdür? Ulus-devletler dönemi sona ermemiş olsa belki mümkün olabilirdi denilebilir.

Niye mümkün değil? Saddam rejiminin sonu Ortadoğu’daki ulus-devletler döneminin kapanmasının sembolü olmuştur. Geri kalanlar da birden bitmeyecek ama bitecekler. Kalıntıları bile uzun süre uğraştıracaktır. Özellikle de kültürel olumsuz etkileri! Bu bir tarihi süreçtir. Suriye, İran, Türkiye gibi devletler de bundan kurtulamayacaktır. Yani tarihsel süreç açısından sadece uzatmaları oynuyorlar. Şimdi yaşanan budur. Yani denge değil çöküş var!

Ulus-devletler çöktüğünde yerine demokratik rejimler mi gelecek? Küresel kapitalizmin böyle bir amacı yoktur, olması da düşünülemez. Ulus-devlet yerine yeni bir şey icat etmiş değiller. Şimdilik üniter yapıları biraz esnetip federal rejimleri desteklemekle yetiniyorlar. Ulus-devlet dönemi kapansa da yerine neyi koyacaklarını bilmedikleri ama çeşitli denemeler yaptıkları bir ara dönem…

Bu kaos aralığında hiçbir şey kendiliğinden şekillenmiyor. Küresel kapitalizm kendi çıkarlarına göre çöküşü hızlandırıyor veya yavaşlatıyor. Müdahaleleri her zaman istedikleri sonucu vermiyor ve zorlanıyorlar. Çünkü kriz sadece ulus-devlet krizi değil asıl olarak onun da babası olan kapitalizmin krizidir.

Demokrasi güçlerinin mücadelesi ise hem kapitalist moderniteyi hem ulus-devleti bir an önce aşmaya hem de kendi demokratik alternatiflerini inşa etmeye endekslidir.

Faşist diktatörlük ulus-devleti ayakta tutmak için var olduğuna göre bunun karşısında demokratik toplum inşası tek çaredir.

“Faşist dönem geçtikten sonra toplumsal inşa yapılır” şeklinde düşünen bir mantık her şeyi çok kısa süreli, gelip-geçici görme yanılgısını yaşıyor. Bu sistem çökerken tüm demokratik toplumu da çöktürmeye çalışıyor. Kapitalist moderniteyle ortak şekilde bunu yapıyorlar.

Faşizmin geçmesini beklemek kaderini küresel kapitalizme terk etmek gibi bir sonuç doğurur. Faşizmi yenecek esas güç demokratik toplumdur. Bu gücü örgütleyen faşizmi yenmesini de bilir.

“Faşizm göz açtırmıyor, ortam biraz yumuşarsa örgütleniriz” diyen mantıkta da benzer bir yanılgı vardır. Faşizm yumuşamaz. Tam da bu koşullarda toplumsal örgütlenme önem kazanıyor. Devrim koşulları için bundan daha açık ne beklenebilir ki?

Bununla birlikte Ulusal kongre Çalışması da çok önem kazanmıştır.

Dört parçada

ve her ülkede mücadele birliği

Kongre hedefine ulaşmak için her parçanın toplumsal örgütlenmesini güçlendirmesi gerekiyor. Başûr’da bunun zemini giderek gelişiyor. Buradaki güçlere uluslararası komplonun bir ayağı olarak bugün de rol oynatılmak istendiği göz önüne alındığında Kongre çalışması daha fazla önem kazanmaktadır. Irak genelinde demokrasiyi hedefleyen çalışmalara ne kadar ağırlık verilirse bu zeminde Ulusal Kongre için çalışma olanakları da o kadar artar.

Toplumsal inşanın Kuzey Suriye ve Rojava zemininde de sarsılmaz düzeyde sıkı örgütlenmesi gerekiyor. Hatta bunun için tam da şimdi yüksek tempolu bir seferberliğe de ihtiyaç vardır. İdlib’te yığılmış olan çetelerin özerk bölgelere saldırtılmayacağının hiçbir güvencesi yoktur. Hemen hepsi Türkiye desteğiyle ayakta kalan çete sürülerinin bir ucu Irak’a kaydırılabilecekken bir ucu Rojava’yı tehdit etmektedir. Toplumsal kültür zemininde köklü devrimsel değişimler ve buna göre de örgütlenmeler gerekmektedir.

Suriye savaşının Suriye ile sınırlı olmadığı biliniyor. Savaşın mekânında da bazı değişimlerin olması gündemdedir. Irak yönetimi Şengal komplo saldırısında olduğu gibi Türk hükümetiyle hareket etmeye devam ederse, Suriye savaşının kendi topraklarına kaymasını önleyemez. Bu gelişmeyle birlikte aynı tehdidin kısa sürede İran sınırında yoğunlaşması kaçınılmaz hale gelir.

Irak gibi İran da Türk hükümetiyle hareket ettikçe zaaflı durumdan kurtulamıyor. İki ülke politikaları bir arada gelişiyor. İran da kendi içinde hakimiyet sorunu yaşamaya başlamış görünüyor. Özellikle KODAR ve PJAK tarafından açıklanan demokrasi deklarasyonlarına rağmen İran’ın provokasyonları önleyememesi bunun kanıtıdır. Kendi içindeki gruplara hâkim değil. Belki göz yumuyor da olabilir fakat bu durumda da hakimiyet sağlaması zordur. Yurtsever demokrat insanların kaçırılıp işkenceyle katledilmesi, ekmeğini kazanmak dışında derdi olmayan kaçakçılara ateş edilmesi, kolberlerin vahşice katledilmesi, ormanların yakılması, ateşkese rağmen YRK gibi askeri güçlerin birimleriyle çatışmaya girilmesi gibi olayların İran tarafından izahatı yoktur. Tüm bunlar İran’ı Türkiye’deki faşist diktatörlükle aynı zeminde hareket etmeye çekmenin zeminini oluşturuyor. İran kendi içindeki bu grupların Türk İstihbaratıyla bağlantısını araştırdığında köklü müdahale etme ihtiyacını da duyabilir. Fakat görünen o ki İran demokrasiye yanıt vererek dönüşüm kabiliyeti sergileme konusunda çok istekli değil ve bu zihniyetten uzaktır. Bu nedenle İran’da yaşayan tüm halkların toplumsal örgütlenme tedbirini güçlendirmeye bakması gerekiyor.

Faşist diktatörlük karşısına dört parçada ve her ülkede mücadele birliğiyle çıkmamız zorunludur. Ne ulus-devlet statükoculuğu ne de dünya kapitalist sistemine göre hareket etmek zorunda değiliz. Realitelerini gözeterek her güç ile ilişki geliştirmeyi gerekli görüyoruz. Burada da sonuç alabilmemiz öz güce bağlıdır. Öz güç ancak demokratik ulus alternatifimizi ilerletmekle sağlanır; alternatifimizi iradeli hale getirmek için bir kez daha belirtelim ki toplumsal örgütlenme seferberliği tek çaredir.

Örgütlenme seferberliğini Önder Apo’nun özgürlüğü temelinde ele almak tüm farklı alanlardaki mücadeleyi birleştirir.

Tek gündem

Önder Apo’nun özgürlüğü

Demokratik Ulus mücadelesinde ne kadar ilerleme sağlanırsa İmralı duvarları da o kadar hızlı yıkılacaktır. Bunun için Avrupa, yurtdışı sahaları ve diğer parçalardaki mücadelenin ortak gündemler oluşturması önemlidir. Önderlik etrafındaki eylemleri 1999 sürecine benzer şekilde ele almamız gerekiyor. Hatta kimi yönleriyle o süreçten bile daha tehlikeli bir durum vardır. Her alandaki gençlik ve kadın gücü başta olmak üzere tüm toplumun bu gerçeğe göre harekete geçmesi herkesin gündemini de yeniden belirleyecektir.

Önderlik gündemi dışında gündemlerin saptırma olduğunun görülmesi gerekiyor. Her türlü kurum ve örgütlenmede iç sorun, tartışma, polemik vb. yaklaşımların da bir yana bırakılması, bu durumların gaflet olarak görülmesi ve tavır alınarak esas gündemin acilen hâkim kılınması gerekiyor.

Önderlikten hiç bu kadar uzun süre habersiz kalınmamıştı. Nedeni açıktır: Komplonun yenilenmiş hali tüm toplumun soykırımdan geçirilmesiyle bağlantılıdır. Ortadoğu’ya şekil veriliyor, tüm halklar tehdit altındadır. Bu nedenle Önderliğin özgürlüğü sadece Kürt halkını ve direnen yurtsever emekçi kesimleri değil tüm halkları ve tüm toplumsal kesimleri ilgilendiriyor. Tüm faşizan saldırılara rağmen tek bir aydının bile konuşamayacağı bir ortam oluşturulmuş. Önderlik konuşabiliyorken durum böyle miydi? Bu nedenle başka gündemler oluşturmak doğru değildir.

Zindanlarda da bu kapsamda tavır geliştirilmesi önemlidir. İmralı’da görüşme olmuyorken başka zindanlarda görüşmenin olmasının anlamı nedir? Buna tavır alınabilir ve sadece ara-sıra görüşe çıkmama değil de süreklileşen çeşitli eylemlerle cevap olunabilir. Düşünce ve irade gücü kadar toplumsal dinamiğe ivme kazandıracak eylemlerle gündeme ortak olunabilir, böylece aile hareketinin de önü açılabilir. Bu şekilde dışarıyla birlik sağlanabilir. Zindanların direniş kültürü güçlüdür. Bu geleneğe dayanarak bugün de sürece yanıt olabilecek güce sahiptir. Sonuçta hiçbir alanın gündem dışında kalmaması gerekiyor.

Durumun ciddiyetini görerek Önderlik etrafında kenetlenme ve ayaklanma zamanıdır.

Uluslararası komployu bu aşamada kıracak eylem gücü hem radikal hem yaygın hem de kesintisiz olmak zorundadır. Bu sayede soykırım ve uluslararası komplo zinciri parçalanabilir.

Yazarın diğer yazıları