Örgütlü yalan ve manipülasyon siyaseti

Maalesef kadınlar, dünyanın her yerinde başta fiziksel, ekonomik ve psikolojik olmak üzere birçok şiddet türüne maruz kalmaya devam ediyor. Bu maruz kalıştan Türkiyeli kadınlar da payına düşeni fazlasıyla almakta ve bu sorun giderek daha fazla olabildiğince can yakıcı, tehdit edici ve önü alınamaz bir duruma gelmektedir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde İstanbul Taksim’de 17. Feminist gece yürüyüşüne katılan, katılmaya çalışan on binlerce kadına uygulanan polis şiddetinin üzeri oldukça çirkince örtülmeye çalışılsa ortada duran gerçek; kullanılan ayrıştırıcı dil, siyaset malzemesine dönüştürülen çarpıtılmış bir hakikat, duygulara işlenen nefretti. Nasıl bir kılıf uydurulursa uydurulsun bunun adı örgütlü yalan ve manipülasyon siyaseti, açık kadın düşmanlığıydı.

Kadınlar yaşanılır bir dünya düşünü hep korusada; yaşanan dünya savaşları, soykırımlar, işgal edilen ülkeler, son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan “iç savaşlar”, öldürülen, tacize ve tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklarla şiddet olgusunun varlığını farklı biçimlerde gösterdiğinin çoktandır farkındadır. Kadına yönelik şiddet konusu bu bakımdan birçok farklı disiplinin araştırma konusu olsada, henüz çözülemeyen, önüne geçilemeyen vahametini koruyan temel bir insan hakkı ihlali olarak giderek daha fazla boyutlanmakta ve çeşitlenmektedir. İşte bu çeşitlenmenin en çirkin biçimlerinden biri yalan ve manipülasyon üzerine kurulu siyasetle gelen şiddet olurken, kadınların canı kanı pahasına yarattığı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde böylesi bir saldırıya uğraması elbette Türkiye koşullarında hiçde şaşırılacak bir olgu değildir artık.

Zira iktidara geldiği günden bu yana AKP, cinsiyetçi politikalar üretmekten, erkek egemen zihniyeti körüklemekten çekinmemiştir. İktidar ve iktidarı besleyenler kadın düşmanı görüşlerini topluma benimsetmeye çalışmaktan vazgeçmemiştir. Onlar, kadınlara 25 yaşına gelmeden evlenmeyi, “annelik kariyerine” gönül verip çok sayıda çocuk doğurmayı, hamileyken dışarı çıkmamayı, kahkaha atmamayı, şiddet karşısında sessiz kalmayı, biat etmeyi salık vermişlerdir. Hak arayan, eylemlere katılan kadınları aşağılamışlardır. “Benim başörtülü bacılarım” söylemi eşliğinde emekçi kadınlar arasında, toplumda yapay ayrımları körüklemişlerdir. Kadının bedeni üzerinden kendi politikalarına meşruiyet sağlamaya çalışmışlardır. Dolayısıyla ne Erdoğan’ın sözleri şaşırtıcıdır ne de iktidardakilerin ve bu iktidardan nemalananların kadınlara yönelik cinsiyetçi ve aşağılayıcı tutumu yenidir.

Tüm totaliter rejimlerin yaptığı gibi, Türkiye’de de totaliter iktidar direnen, söz ve irade sahibi olmaya çalışan kadınları hedef almış, kadın düşmanı politikaları olağanüstü biçimde beslemiş ve yaygınlaştırmıştır. İtaatkâr, hizaya getirilmiş bir toplum yaratma uğruna erkek egemen zihniyetin en gerici halini kışkırtıp her alanda hortlatmışlardır. Milliyetçiliğin ve Kürt düşmanlığının kışkırtılması, savaş politikalarının harlanması, muhalefetin baskı ve şiddetle ezilmesi, en basit demokratik haklar için mücadelenin teröristlikle yaftalanması, iktidarın, gücün yanında saf tutanların geri kalanların sesini boğması, toplumun sindirilip itaatkârlaştırılması, “ötekine” nefretin körüklenmesi toplumda gerilim ve huzursuzluğun hakim olduğu bir atmosferin yaratılması totaliter rejimlerin en tipik uygulamaları olurken elbette direnen kadına düşmanlık en çarpıcı ve kadim stratejilerden biri olmuştur. Bu bakımdan cinsiyetçilik AKP’nin fıtratında vardır diyebiliriz. Nitekim; ekonomide kapitalist, hukukta faşist, cinsiyet meselesinde gerici bir iktidarın yalan üreterek irade kırmak, örgütlü yalanlarla halkı manipüle etmek dışında kendini var etme alanı yoktur aslında.

İşte bu nedenle iktidar, kadın düşmanlığının en gerici halini fütursuzca yücelterek, zehirli propagandalar ve politikalarla toplumun kılcal damarlarına kadar işlemeye çalışıyor. İşte bu nedenle önce kadınlara saldırıyor. İşte bu nedenle hep en fazla kadınlardan korkuyor. Nitekim kadınlar seslerinin boğulmasına hiçbir zaman izin vermedi, yine vermeyecek. İnsanlık, derin bunalımlar içindeyken kadınların cesaretle mücadeleye atıldığını ve tarihin akışını değiştiren olayların fitilini ateşlediğini defalarca gördü, yine görecek. Ve işte bu nedenle kadınlar direniyor, yine direnecek.

Yazarın diğer yazıları