Orta Oyunu

G-20 toplantıları artık fazlasıyla bir orta oyununu andırmaya başladı. Bundan kastım Kavuklu ve Pişekar gibi temel karakterlerin üzerine oyunun kurulması değil daha çok hikayenin “doğaçlama” üzerinden geliştirilmesi.

Nitekim daha perde açılmadan çiçeği burnunda iktidar neo-faşist Bolsonaro’nun muhtemelen “bizim memlekette de bu yetişiyor” diye uçağına alıp yakalattığı 39 kilo kokain meselesi bizi nasıl bir kepazeliğin beklediğinin habercisiydi. Sonrası her aktör değişik rezillikler sergilemek için yarışa girdi. Fakat en göz dolduranı aile fotosu çekimleri sırasında “yanlış yerde” durmakta ısrar edip sahibinden yüz bulamayan kediler misali Trump’a sırnaşan “bizimki”ydi. Trump’ın karşında sırıtan malum ekibin halleri ise Dalton biraderlerden Avarel’in çoğaltılmışını andırıyordu.

İşin ciddi kısmına geçeyim diyorum ama onun da ne kadar ciddi olduğu belli değil. Örneğin Şi ve Trump görüşmesi sonrası “ABD-Çin arası buzlar eriyor” açıklaması. Çünkü bunun aşağı yukarı aynısını Buenos Aires’te yapılan bir önceki toplantıdan sonra da duymuştuk. Fakat ertesi gün kaldıkları yerden çekişmeye devam etmişlerdi. Özeti postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının bir cephesi olan “ticaret savaşları”nın genelde bu savaş belli bir doygunluk evresine ulaşmadığı veya emperyalist güçlerin kurgularını altüst edecek yeni güçler süreçte söz sahibi olmadığı sürece sonlanma olasılığı yok.

Fakat burada dikkat çekici görüşmelerden biri Putin-Şi ve Modi arasında oldu. Daha çok “güvenlik, terörizme karşı mücadele” başlıklarında olduğu dile getirilen bu istişarenin üç ülke (Rusya-Çin ve Hindistan) arasında bir yakınlaşma kurması halinde savaşın seyrini değiştirecek ittifakların şekillenmesi olasılığı gündeme gelebilir. Çünkü bu üç ülke Asya ve dünya açısından nüfus-ekonomi ve askeri alanda en büyükler arasında.

Dünyadaki gelişmeler elbette G-20’den ibaret değil. Geçtiğimiz hafta Gürcistan’da sergilenen yönetim karşıtı gösteriler Rusya ve Batı arasındaki Gürcistan’ın çekişme konusu olmayı sürdüreceği ve buradaki çekişmenin Rusya Federasyonu sınırı dahilindeki belli sıkıntılar yaşayan Kafkas halklarıyla karşılıklı etkileşime girebileceği ön görülebilir.

ABD, yaptırımlardan “kötü” etkilenen İran’da iktidar değişikliği konusunda zamana oynarken daha sabırsız ortak İsrail’in gizli servisi Mossad’ın başkanı, “ABD’nin bölgedeki müttefikleriyle İran’a karşı ortak endişeler temelinde bir barış anlaşması üzerinde çalışıldığını” duyurdu. Burada dikkat çeken yenilik Mossad adına konuşulması ve perspektif dahiline Putin yönetiminin de alınmasıydı. Bu gelişmelerin paralelinde İran Meclisi Nükleer Komitesi Başkanı Mücteba Zünnur ise Mehr haber ajansına yaptığı açıklamada ABD’nin İran’a saldırması halinde İran’ın yarım saat içinde İsrail’i yok edeceğini söyledi. Ayrıca İran’ın düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının, 2015 yılındaki nükleer anlaşmada belirlenen sınırı aştığı açıklandı. İran’ın attığı bu adımlar AB’nin göreceli desteğini de azaltmasına yol açabilir. ABD ise İran’da iktidar değişikliği ön gören politikalarını bu süreçte yeniden “sıcaklaştırmak”ta zorlanmayacaktır. Nitekim tehdit tonu artan açıklamaların yanı sıra ABD baskısıyla Irak’ta kağıt üzerinde de olsa bir kararname ile Haşdi Şabi’nin tasfiyesine dönük bir adım geldi. Yeni kararname orduya entegre olma, silah bırakma, siyasete dahil olma gibi seçeneklerin yanı sıra milislerin görev yaptığı merkezler ve kontrol noktaları da kapatılmasını ön görüyor.

Kritik günler yaşayan Türkiye’ye gelince sallantıda olan iktidar Trump’ın bütün kolaylaştırmalarına (Patriotlar konusunda suçun Obama’ya atılması, İdlib’de TC’nin desteklenmesi, Halk Bankası davasında yumuşama sinyalleri gibi) rağmen S-400’ler konusunda en azından görüntüde (S- 400’lerin alınıp aktive edilmeyeceği sözü Trump’a verilmiş olabilir tartışmaları da var kuşkusuz.) şimdiye kadar geri adım atmadı. Bu durum daha çok Putin yönetimi karşısındaki “borçlar”ın bir hayli kabarık olması ve ödenecek bedellerin ağırlığıyla doğrudan ilintili. Bu koşullarda makas değiştirme ısrarının yeni ve çok boyutlu krizler doğurması kaçınılmaz. Tabii bu hikayenin sonunda kelepir mal görmüş tüccar gibi kapıda sabırsızlıkla bekleyen Çin’le kucaklaşmak da mümkün…

Yazarın diğer yazıları