Ortadoğu ve ABD’nin yeni strateji belgesi

"Ortadoğu sorunu" ile Filistin-İsrail anlaşmazlığı kastedilir. Uluslararası alanda benimsenen tanımlama bu. Bu tanımlama ile kuşkusuz Ortadoğu’nun diğer sorunlarının göz ardı edildiği anlamı çıkmaz. Ancak dünyanın da bir "sorunlar" gündemi var ve Filistin-İsrail sorunu da genel olarak "Ortadoğu sorunu" olarak bilinir. Filistin-İsrail arasında süren çatışmaların özünde "toprak", "egemenlik", "nüfus" gibi temel sorunlarla birlikte tarihsel bir arka planı varsa da; esas olarak Müslümanların Kudüs, Yahudi ve Hıristiyan aleminin Jerusalem diye andığı kent var. Bütün kavga da Kudüs’ün paylaşımı içindir. İsrail tek başına Kudüs’ün fethederek başkenti yapmak istiyor. Oysa BM kararlarında açıkça Kudüs için bir "özel bölge statüsüne" yer verilmiştir. Ancak İsrail tüm BM kararlarını tanımadığı gibi BM’nin bu kararına da uymamaktadır. Filistin-İsrail sorunun çözümsüz kalmasının sebeplerinden biri de İsrail’in uluslararası hukuku tanımayan tutumudur. 

Trump’ın Kudüs konusunda verdiği kararın yankıları sürüyor. Dünyada kabul görmeyen ve eleştirilen bu karar var olan çatışmayı ve krizi daha da derinleştirecek ve beklide yeni çatışmaların önünü açacak nitelikte. 

Trump ve İsrail Hükümetinin ideolojik arka planına bakarsak, bu karar ile bölgede yeni bir "dinler arası" çatışmanın fitili ateşlenmiştir sonucu kolaylıkla çıkarılabilir. Trump’ın bu kararı zaten yeterince karmaşık olan Ortadoğu’yu iyice "ateşe" boğmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Filistin halkının üçüncü İntifada’yı başlatması bunun ilk işaretidir.

BM Güvenlik Konseyi önceki gün toplandı. BMGK geçici üyesi olan Mısır tarafından sunulan Kudüs karar tasarısı görüşüldü. Tasarı BM üyesi devletlerin Kudüs’te Büyükelçiliklerini taşımamaları çağrısını içeriyordu. On beş üyeli BMGKnın beş daimi ülkesi veto hakkına sahip. Diğer on üye belirli süreler için BM genel kurulunda seçiliyor. Onların veto hakkı yok.

ABD’nin BMGK gündeminde tartışılacak tasarıyı veto edeceği biliniyordu. Trump’ın ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının aksine bir karar alamayacağı biliniyordu. Peki neden böyle bir yol izlendi? Bu sorunun yanıtı BMGK da yapılan oylamanın sonucuna bakarak anlayabiliriz. BMGK’daki oylamada ABD’nin veto oyuna karşılık 14 ülke evet dedi. Bunların büyük bir kısmı halihazırda ABD müttefiki!

BMGK’da ABD’nin vetosu nedeni ile bir karar alınmadı, ancak başka bir durum ortaya çıktı. Her ne kadar bu oylamayı abonelerine geçen Reuters ajansı haberi "Amerika izole oldu" diye verdiyse de uluslararası diplomaside Trump dostlarından ilk uyarıyı almış oldu. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok ülke tehlikenin farkında. Bu oylamada Trump açıkça açığa düşürüldü. Eminim, İsrail de oylamanın sonucunu hayal kırıklığı olarak algılamıştır.

BMGK daki bu ilk "raund" her ne kadar uluslararası hukuk açısından bir sonuç doğurmamışsa da politik ve diplomatik olarak Filistin ve Kudüs’ün geleceği için umut verici bir gelişme olarak değerlendirilebiliriz. Zira ikinci raund ve beklide en etkili aşama, BM Genel Kuruluna taşınacak olan tasarı ile olacaktır. BM Genel Kurulundan üçte ikilik bir çoğunlukla bu tasarı geçerse belki İsrail üzerinde değil ancak ABD üzerinde belli bir etki yaratacağı kesin. ABD daha fazla "izole" olmak istemez. Bu nedenle önümüzdeki günlerde BM Genel Kurulunda Kudüs karar tasarısı ciddi bir diplomatik mücadeleye tanıklık edeceğiz.

Kaldı ki, ABD Başkanı Donald Trump yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ni de açıkladı. Bu belge ile Trump yönetimi temel stratejik hedefleri, izleyeceği dış politikayı ve tehdit önceliklerini ortaya koyan belgeyi de bir basın toplantısı ile duyurdu.

Beklendiği gibi "Önce Amerika". Yani öncelik ABD çıkarlarının korunmasında. Bir başka deyişle ABD bir yana dünya bir yana…ABD müttefikleri için ise bu belge, yeni bir kaygı ve Trump yönetimindeki ABD politikalarından kuşku duyma kaynağı. 

ABD önümüzdeki yıl için savunma bütçesini önemli bir oranda artırdı. Bu daha "güçlü" ABD demek. Yeni belgeye göre askeri ve ekonomik güç olma konusunda ABD kararlılık gösteriyor. Bu kararlılığı da, "güç yoluyla barış" ilkesi ile ifade ediyorlar. Bu belgede öne çıkan ve ABD’nin öncelikli bölgeler olarak tanımladığı; Hint-Pasifik bölgesi ve ardından Avrupa, Ortadoğu, Güney ve Orta Asya, Batı yarım küre ve Afrika geliyor. 

Trump’ın yeni Ulusal Strateji Belgesinde Kuzey Kore ve İran öncelikli "tehditler" olarak geçiyor. Global düzeyde ise Çin ve Rusya Federasyonu ise en büyük askeri ve ekonomik "rakip" güçler olarak tanımlanıyor.

Trump’ın hem Kudüs kararı ve hem de açıkladığı Ulusal Strateji Belgesine baktığımızda; Trump’ın, "Önce Amerika" sloganı doğrultusunda "içe" dönük bir politika izleyerek daha "güçlü" ABD imajını pekiştirmeye çalışacağını öngörülebilir bir yaklaşım olarak not edebiliriz.

Öte yandan, dış politikada da Trump, uluslararası alanda, "izole" olma pahasına Kudüs ve benzeri kararları almaya devam edecektir. Trump’ın geleceği bir bakıma, bu "popülist" politikaların sürdürülebilir olup olmadığında yatıyor.

Yazarın diğer yazıları