Ortadoğu’da mezhepsel bir savaşa doğru mu?

Ortadoğu’da artık adına üçüncü dünya savaşı denilen savaşın merkezi, Irak ve Suriye’dir. DAİŞ çetelerinin bu iki ülkeye yönelik işgali, Ortadoğu’yu son yüzyılın en yoğun savaşının yaşandığı bir sahne haline getirdi. Suriye’de Halep, Irak’ta ise Musul, bölgesel ve uluslararası güçlerin üzerinden güç olma ve Ortadoğu üzerinden egemenlik sağlama hesapları yaptığı iki stratejik yer. Her iki merkezde de şu an güçler arasında yoğun çatışmalar var. 

Yaşanacak gelişmeler, Ortadoğu’nun önümüzdeki en azından yüzyıllık kaderini belirlemeye dönük. 

Öte yandan Ortadoğu’nun demokratik, barışçıl geleceğini düşünenlerin dönem dönem dikkat çektiği önemli bir husus var; Ortadoğu’da başlayacak bir mezhepsel çatışmanın Ortadoğu’yu yüzyıllık karanlık bir savaşın ve çatışmanın içine çekeceği gerçeği…

Suriye’de yürütülen savaş bu raddeye ulaşıp kesinlik kazanırken, Irak’ta da durum gittikçe buna doğru evriliyor. DAİŞ’in bölgedeki varlığı sonlandırıldıkça ve DAİŞ artık ortak düşman olmaktan çıktıkça, başka düşmanlar ortaya çıkacak ve yeni savaş cepheleri açılmaya başlanacaktır.

Elbette Ortadoğu halklarının korktuğu bu savaş, Sünni ve Şii mezhepler arasında başlayacak ve bir yüzyılı daha kapsayacaktır. Böyle bir savaşa adım adım nasıl gidiliyor? Musul operasyonunun başarıyla tamamlanmasından sonra Ortadoğu ve Irak’ı bekleyen yeni savaş, Sünni ve Şii cephe arasında mı başlayacak? Son gelişmelerle birlikte bu duruma bakmak gerekir. 

17 Ekim’de başlayan Musul operasyonu, Musul üzerindeki hesap ve planlara rağmen ilerliyor. Irak ordusu, Musul’un güneyinde bulunun köylerin DAİŞ çetelerinden temizlenmesi operasyonunu sürdürerek, operasyonun beşinci aşaması kapsamında birçok köyü DAİŞ çetelerinden kurtardı. Hakimiyet sağladığı alanlar gittikçe genişlemeye başladı. Irak ordu güçleri ve koalisyon güçlerinin DAİŞ çeteleriyle asıl çatışmayı Musul merkezinde yaşayacağı ve operasyonun en zorlu aşamasının Musul merkezinde olacağı genel bir kanı. Tabii operasyonda en fazla etkinlik gösteren güç, çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu Heşdi el Şabi güçleridir. Irak Hükümeti ve parlamentosunun Heşdi el Şabi milislerini resmi bir biçimde tanıması, Sünni bloktan doğru tepkilerin gelişmesine yol açtı. 

15 Nisan 2014’te kurulan, içinde kısmi olarak Hıristiyan ve Êzîdî Kürtlerin de bulunduğu 40 farklı gruptan oluşan Heşdi el Şabi, Irak Şii ruhani lideri Ayettulah Sistani’nin talimatıyla kurulduğu biliniyor. Yine bu gücün örgütlenmesinde en büyük desteği sunan gücün İran olduğu da biliniyor. DAİŞ çetelerinin bölgedeki varlığına karşı kurulan bu milis gücünün, İran’da milis örgütlenmesi olan Besic örgütlenmesinin Irak modeli. Sayısal olarak 100 binden fazla olan bu güç, Irak hükümetinin önde gelen Şii liderleri ve yetkilileri olan başta Irak Başbakanı Haydar Ebadi, Nuri Maliki, Emmar Hakim, Hadi Amirî ve Mukteda El Sadir tarafından büyük bir destek görüyor. Bu gücü İran ve Iraklı Şii yetkililerin yanı sıra Amerika da askeri olarak destekliyor. Ebadi hükümetinin Heşdi el Şabi güçlerini, Irak’ta güvenlik sorunu olduğu sürece var olacağını, eylemlerini ve operasyonlarını Irak ordusu genel komutanının (Irak başbakanı Haydar Ebadi) izni dahilinde yürüteceği şeklinde bir maddeye bağlaması ve kabul etmesi, Sünni blokta şimdiden Ebadi hükümetinin bir nevi Sünni bloğa kafa tutması olarak okunuyor ve tepkiler de bu temelde gelişiyor.

Daha şimdiden Sünni blok içinde yer alan güçler, Irak’ta gelişen bu yeni duruma tepki göstermeye başladılar. Bu karar, yeni diplomatik trafiklerin de gelişmesine yol açtı. İran ve Amerika’nın Irak’ta desteklediği Şii bloğa karşı, başını Suudi Arabistan, Katar, Türkiye’nin çektiği, Başurê Kürdistan’da da Barzani cephesini yanına çeken Sünni blok da örgütlenmeye devam edecektir. Barzani’nin son Suudi Arabistan ziyaretini de bu temelde okumak mümkün. Merkezi Irak Hükümeti ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasında yaşanan çelişki ve çatışmalar, şu an meşruluğunu yitiren ve fiili olarak bölge başkanlığını yürüten Barzanileri Sünni bloğa doğru götürdü.

Bölgede gelişecek Şii ve Sünni mezhepsel savaşta, Kürtlerin taraf olmaması Kürtlerden beklenen tarihi roldür. Kürtler, Ortadoğu’daki tarihsel rollerine denk düşecek şekilde hareket ederlerse, Ortadoğu’yu yüzyıl daha karanlık bir geleceğe gömecek mezhepsel savaşın da önüne geçmiş olacaklardır. Dolayısıyla hiçbir Kürt gücü, kıvılcımları çakılan bu savaşta herhangi bir gücün ve tarafın maşası olmamalı. Tarihsel ve güncel gelişmeleri de dikkate alarak, Kürtlerin Ortadoğu’nun demokratik, özgür geleceğindeki rolünü doğru oynaması, Ortadoğu’yu yeniden eşit, adil ve özgürlük temelinde inşa edecektir, Kürt halkının da statüsünü Bakur, Başur, Rojava ve Rojhilat’ta kalıcı bir kazanıma dönüştürecektir.    

Yazarın diğer yazıları