Ortadoğu toplumunda olası çözüm yolları

Tarihte ve günümüzde kabile tanrıcılığının kapitalist modernite döneminde kendini milliyetçilik ve ulus-devlet olarak seküler tanrısallıklar olarak sunması Yahudicilikle yakından bağlantılıdır. Tıpkı Asurîler gibi kendi yarattıkları uygarlık ve modernite geleneklerinin kurbanı oldular. Kutsal Kitap’ta geçen Leviathan (canavar) devlet metaforu olarak kendi icatlarıdır. Kapitalist modernitede ulus-devlet olarak şekillenmesi, önce Napolyon, sonra Hitler kişiliğinde temsil edilmesi Yahudi tanrısallık (teolojik) kültürüyle yakından ilişkilidir. Çok iyi bilinmektedir ki Yahudi soykırımı bu modernite canavarının aldığı biçimlerden biri tarafından gerçekleştirildi. Kaldı ki ilk ve orta çağlarda da benzer olaylar başlarına az gelmedi. Kendi yarattıkları canavar tarafından büyük felaketleri yaşadıklarını belirtmek yine bu kültürün öğrettiği hakikate sadakatin gereğidir.

Çıkış, Kutsal Kitap’ın ilk adıdır, Yahudiler için önemlidir. Bu önem devam etmektedir. En azından Mısır’dan, daha önceleri Ur’dan (Urfa’dan) çıkışları kadar önemli çıkışlara ihtiyaçları vardır. Eski Kenan ellerinde Filistinlilerle ve arkalarındaki Arap dünyasıyla geçmişte ve bugün yaşadıkları nerdeyse 3000 yıllık çelişkilerden, çatışmalardan çıkış için bir yol bulmaları gerekiyor. Bir Urfalı olarak benim kendileri için naçizane görüşüm savunmam boyunca (bu savunmaya yol açan yakalanma, tutuklanma ve hükümle bugünkü Yahudi ulus-devleti İsrail’in birinci elden ilişkisi vardır) geliştirmeye çalıştığım demokratik modernite unsurlarında çıkış aramalarıdır. Şüphesiz Yahudi kökenli aydınlar bu yönlü gelişkin görüşlere sahipler. Mesele görüş sahibi olmakla tek başına çözülmez. Yeniden Ortadoğu demokratik kültürüyle ilkeli buluşma gerçekleştirmeleri gerekir. Ulus-devletli bir Ortadoğu jeopolitiğinde İsrail, ulus-devlet olarak hep savaş içinde olmak durumundadır. Ateşi ateşle söndürmek mümkün değildir. Kapitalist modernitenin hegemonik gücünü arkasında bulmak güven verse de köklü bir çözüm için yeterli değildir. Kapitalist moderniteyi aşmayan hiçbir sistem kalıcı güvenlik sağlamaz.

Genelde Yahudi, özelde İsrail sorunu çözülmeden ne Ortadoğu’da ne dünyada toplumlar sorunlarını çözebilir. Ulus-devlet perspektifli tüm yaklaşımların sorun çözen değil, sorun ağırlaştıran özellikte olduklarına dair hiçbir örnek İsrail-Filistin örneği kadar öğretici değildir. Dünyanın parası ve kanı akıtıldı. Geriye daha da içinden çıkılması zor bir sorunlar yumağı miras kalmıştır. İsrail-Filistin örneğinde iflas eden kapitalist modernite ve ulus-devletçi paradigmasıdır.

Yahudiler Ortadoğu kültürünün ana varlıklarından biridir. İnkarları ve soykırımları herkes için bir kayıptır. Kendilerini bile soykırıma uğratan Leviathanlarla barış ve güvenlik içinde yaşanmayacağı yeterince açıklık kazanmıştır. Yahudiler de Ermeni ve Asurîler gibi Demokratik Ulus olarak yeniden inşayla Ortadoğu Demokratik Konfederasyonu’nda daha rahat yer edinebilirler. Doğu Akdeniz Demokratik Konfederasyon projesi iyi bir başlangıç düşüncesi olabilir. Katı ve ucu kapalı ulusal ve dinsel kimlik anlayışları bu proje kapsamında ucu açık ve esnek kimliklere evrilebilirler. İsrail bile daha kabul edilebilir bir ucu açık demokratik ulusa dönüşebilir. Şüphesiz komşularının da benzer bir dönüşümü yaşamaları gerekir.

Ortadoğu’nun yaşadığı yoğun gerginlik, çatışma ve savaşlar modernite dönüşümünü zorunlu kılmaktadır. Ağırlaşmış ulusal ve toplumsal sorunlar modernite dönüşümü sağlanmadan aşılamaz. Arap-İsrail çelişkisi bile tek başına modernite dönüşümünün gereğini vurgulamaktadır. Hakim sistem temel sorunları çözemiyorsa yapılması gereken sistemin çözülmesidir. Demokratik Modernite bu çözülmenin alternatifini sunmaktadır.

Helen Kültürünün Ortadoğu’dan özellikle Anadolu’dan tasfiyesi büyük bir kayıptır. Arkasında travmatik sorunlar bırakmıştır. 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde Türk ve Yunan ulus-devletlerinin karşılıklı göç temelinde yaptıkları tasfiyeler, soykırımlar kadar acılı bir iz bırakmıştır. Halkların böylesine binlerce yıllık kültürel mekanlarından koparılmaları hiçbir devletin yetkisinde değildir. Tarihte örneğine pek rastlanmaz. Ulus-devletin gayri insani yüzünü bundan daha çarpıcı gösteren bir örnek az bulunur. Halbuki M.Ö.300-M.S.300 yaklaşık döneminde Hellenizm, Ortadoğu’nun en görkemli kültürel sentezini başarabilmişti.

Hellen, Yahudi, Asurî ve Ermeni kültürlerinin İslamiyet’le hızlanan tasfiye süreçleri Ortadoğu uygarlığının çöküşünde büyük rol oynamıştır. İslam kültürü hiçbir zaman bu kültürlerin bıraktıkları boşluğu doldurma gücünde olamamıştır. Kapitalist modernite 19. Yüzyıl başlarında Ortadoğu’ya girişte adeta bir çöl manzarasıyla karşılaşmıştı. Kültürel erozyonun yarattığı bir çölleşmeydi. Kültür, direniş demektir; güçlü olmayınca direnişte güçlü olmaz. Fethedilmesi hiç de zor olmadı. Ortadoğu’nun çöküşünde ve bugünkü halinde yaşanan kültürel tasfiyelerin rolü küçümsenemez. Ulus-devletin homojen ulus projeleri kültürel katliamların baş sorumlusudur. Dinsel ümmetler çağında bile asla bu denli homojenlik peşinde koşulmadı.

Kafkas kökenli etnik grupların yaşadıkları sorunlar da önemlidir. Tarih boyunca hep Ortadoğu’ya akarak kültürel zenginliğe katkıda bulunmuşlardır. Kültürel bütünlüğe ve zenginliğe katkıları asla küçümsenemez. Modernite bu azınlık kültürleri de boğuntuya getirdi.

Sonuç olarak kökenleri sınıflı-devletli uygarlıkta yatan, kapitalist moderniteyle soykırımlara kadar varan Ortadoğu’nun temel toplumsal sorunları yapısal küresel krizle birlikte en ağırlaşmış bir dönemi yaşamaktadır. Hakim modernitenin bölgesel acenteleri sorunları tanımlamak, çözümlemek şurada kalsın neyi temsil ettiklerinin bile pek farkında değildir. En çok başvurulan dinci ve soycu-etnik milliyetçilikler çözüm yerine sorunları daha da alevlendirmektedir.

Ortadoğu kültürü büyük tarihsel devrimlerin oluşturduğu bir yaşam tarzıdır aynı zamanda. Kültürel soykırım araçları olan ulus-devletler toplumsal hakikati öldürdükleri ölçüde yaşamı da öldürürler. Tanımlanmaya çalışılan demokratik modernite unsurları; soykırımları durdurmanın ve yaşamı savunmanın teorik-pratik güçleri konumundadır. Bu güçler (demokratik-ekonomik-ekolojik toplum) temelinde Demokratik Uluslar Çağı’na geçildiğinde kendini yenilemiş Ortadoğu kültüründe yaşam eski büyüleyiciliğine yeniden kavuşabilir.

Yazarın diğer yazıları