Ortadoğu’da yeni hesaplar ve Lozan’ın yıl dönümü

Rojbîn EKİN

Bugün Lozan antlaşmasının 95’inci yıl dönümü. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’da sınırları kağıt üstünde çizmek için oturan egemen devletlerin ‘Türk ulus devleti’nde mutabık kalıp Kürdistan’ın 3 parçaya bölünmesi ve Kürtler, Rumlar ve Ermeniler dahil birçok halk ve inancın yok sayıldığı anlaşmanın yıl dönümü.

Lozan’ın öncesinden başlamıştı ama Lozan’dan sonra başta Kürtler olmak üzere Anadolu’da yaşayan halklar hem fiziki hem de kültürel asimilasyon ve soykırıma tabi tutulmaları ‘ulus devlet’ güvencesinde hızlandırıldı.

Cumhuriyetin kuruluşunda ‘işgale’ karşı birlikte mücadele eden Kürtler ve Türkler, sonraki yıllarda Türkiye Cumhuriyeti tarafından yok sayılan taraf oldu. Kürdistanı parçalara bölen ve her bir parçasını Fars, Arap ve Türk ulus devletlerinin egemenliğine bırakan uluslararası güçler; Ortadoğu’da daima canlılığını koruyacak ve çözüm bekleyen bir sorunu da gündeme getirmiş oldu.

Elbette uluslararası güçlerin Türk devleti ile kurduğu konsensüs içinde yok sayılan Kürtler’in özgürlük mücadelesi bitmedi ve büyük bedellerle bir yüzyıla yayıldı. Kürtlük ve Kürdistan gerçeği inkar edilip yok sayılsa da, Ortadoğu coğrafyasının en kadim halklarından olan Kürt halkı, bu gerçeği hiçbir zaman kabullenmedi. Ağır soykırım ve asimilasyon politikalarına, saldırılarına karşı varlığını korumayı başardı. Tarihsel süreç içerisinde yapmış oldukları hatalar olsa bile, mücadele etmekten vazgeçmedi. Mücadelelerinin öncüleri boyun eğmedi, diz çökmedi, bu da beraberinde büyük bir direniş geleneği ve mirası oluşturdu. Kürtlük ve Kürdistan, bugün Kürtlerin askeri, siyasi ve ideolojik olarak kendisini etrafında örgütlediği, güçlendiği ve bundan sonra asla inkar edilemeyecek ve hesaba katılacak bir gerçeğin ta kendisi oldu.

Herkes kendi yarasının derinliğini bilir ya; Kürtler açısından durum buyken diğer halklar için daha bir gelecek oluşmadı Lozan’dan sonra. Söz konusu antlaşma, aslında tüm Ortadoğu haklarına bir çözüm olarak sunulan ulus devlet yapılanmasıyla, bugünkü kriz ve kaosun asıl nedeni haline geldi. Ortadoğu’yu bir sömürü alanı olarak gören uluslararası kapitalist güçler, Ortadoğu’da uluslar, etnik yapılar, inanç grupları arasında süreklileşen bir çatışma ve savaş durumunu yaratarak, insanlığı ahlaki, politik ve kültürel olarak ayakta tutan toplumsallığı da parçalamak istedi.

Hegemonik güçler tarafından oluşturulan ulus devlet yapılanmaları tarafından ezilen, ötelenen, yok sayılan ve varlığı yok olmakla karşı karşıya olan tüm halklar, inanç grupları ve bu sonucun en büyük mağdurları ve ezilenleri olarak kadınlar hala çizilen bu sınırları parçalamak için direnişte. Hak, özgürlük, demokrasi ve eşitlik sorunlarının mevcut ulus devlet yapılanmalarının dayandığı gerçekle çözülemeyeceğinin bilincinde.

Dolayısıyla Lozan’ın 100’üncü yıldönümü olan 2023, halkların ulus devletlere karşı başlattığı bu mücadeleyle daha farklı bir sonucu doğurabilir. Her güç kuşkusuz kendi cephesinden farklı hesaplar yapıyor. Örneğin Türk ulus devletinin yoğunlaşmış faşist diktatörü Erdoğan, 2023 yılına gelinmeden Lozan’da kaybedilen Misak-i Milli sınırlarına yeniden ulaşmak istediğini her fırsatta dile getiriyor. Nasıl bir harita şekilleneceği konusunda tıpkı Lozan öncesi gibi birçok senaryo gündemde ve bölgeye egemen 5 ulus devletin kendi içinde farklı 14 ulus devlete bölüneceği gibi birçok plan tartışmaya sokulmuş durumda.

Tabii bu egemenler için böyle. Bir de ulus devlet gerçeği ve kapitalist hegemonyaya karşı direnenlerin plan ve hesabı var ki o da her zaman olduğu gibi mücadele ve direniş. Sonucu belirleyecek olan da bu. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin daha görünür ve önde olduğu kuşkusuz. Ulus devlete karşı demokratik ulus perspektifi ve paradigmasıyla örgütlenen, sistem oluşturmaya çalışan Kürtler, elde edecekleri kazanımlarla sadece Kürtlerin değil, tüm Ortadoğu’nun kaderini değiştirebilir. Bölgede süreklileşen çatışma ve savaş durumundan mevcut ulus devletlerin ve kapitalist güçlerin üreteceği çözümle değil, Kürt halkının demokratik ulus perspektifine dayanan sistemi oturtmaları ve kalıcı hale getirmeleriyle aşılacak gibi görünüyor.

Bunun gerçekleşebilmesi için Kürtler’in ulusal birliğini sağlaması elzem. Ancak, demokratik ulus perspektifi etrafında birleşen Kürtler, hem özgür geleceğini tayin etme hakkına, sözüne ve gücüne sahip olabilecek hem de katmerleşen bölge sorununa çözümün anahtarı olabilir.

Yazarın diğer yazıları