Osmanlının yenilgisine kalkan kadeh ve kendi ülkesinin yenilgisini istemek

Erdoğan Paris’e neden gitti?  Okur, “bu adam zaten her bir yere gidiyor, Paris’e de o nedenle gitti” diye düşünebilir.

Ama bu “gidiş” biraz tuhaf.

Çünkü Erdoğan Paris’e 1. Dünya Savaşı’nın bitişinden bu yana geçen 100. yılda gitti. Savaşın bitişini kutladı. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa v.s. ile birlikte.

Bu sayılanların 1.Dünya Savaşı ile ilgisi ne? Bunlar 1.Dünya Savaşı’nın galipleri.

İyi de Türkiye ne?

Osmanlı’nın “devamı”.

Osmanlı ne?

1.Dünya Savaşı’nın mağlubu.

Erdoğan Fransa’ya Türklerin bu savaşta mağlubiyetini kutlamak için gitti. Bir ülkenin başı, devamı olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisini kutlar mı?

Kutlayabilir elbette.

Ama eğer, bu savaşı vaktiyle lanetlemiş, Osmanlı Padişahını, onun hükümetini “savaş suçlusu” ilan etmiş ise.

Bizim Türk devletinin başı ise hala Çanakkale “zaferini” kutlamakta, Vahdettin’e toz kondurmamakta, Enver Paşa’nın cenazesini Rusya’dan taşıyıp koyduğu kabirde dualarla anmakta, Talat Paşa’yı, Cemal Paşa’yı vuran Ermenilere bin bir lanet okumakta, Padişahın ve İttihat Terakki’nin bu savaş esnasında yaptığı Ermeni Soykırımını savunmakta, savaştan sonra galiplerin dayattığı Sevr anlaşmasını “yedi düvelin” yani 1. Dünya savaşındaki galiplerin alçaklığı olarak mahkum etmekte, bunların Kürt devleti kurmak istediğini “alçaklığın kanıtı” olarak hatırlamakta ve bu “galiplere karşı” Türklerin daha sonra “yedi düveli”, yani “galipleri”, Paris’te Erdoğan’ın buluştuğu İngiltere’yi, Amerika’yı, İtalya’yı, Fransa’yı “dize getirdiğiyle” övünmekte.

Sonra Paris’e gidip, “bizim mukaddes Osmanlı İmparatorluğumuzu mahvettiniz, bunun yüzüncü yılında bizi mahvetmenizin şerefine Zemzem suyu dolu maşrapamı sizin şampanya kadehlerinizle tokuşturmaktan bahtiyarım” falan demekte.

Çok gülünç.

Gülünç ama faydalı.

Böylece ülkenin bütün demokratları Erdoğan’ı bu defa örnek alma imkanına kavuştu.

Madem ki, devletin başı, devamcısı olduğu Osmanlı’nın savaştaki yenilgisinin 100. yılını hasretini duyduğu Osmanlı devletinin devamcısı sıfatıyla “ecdadını” mahveden galiplerle birlikte kutluyor, kendi ülkesinin yenilgisi şerefine “Zemzem suyu kadehini” galiplerle birlikte kaldırıyor…

O halde bizler de şimdi, yani Erdoğan’ın ve Egenekon’un, tıpkı Padişah ve İttihat Terakki’nin yüz yıl önce yaptığı gibi Türkiye’yi Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemesine karşı…

2015 Kobanê zaferi ile birlikte, ortağı DAİŞ’in ve TSK’nın içine yuvarlandığı yenilgi süreci nedeniyle…

Onun ve Türkiye’nin “yenilgisini” kutlamaya hazırlanabiliriz.

Bu kutlamaya sanırım pek de fazla zaman kalmadı.

Çünkü Erdoğan her ne kadar 1. Dünya Savaşının yüzüncü yılı nedeniyle Paris’te Osmanlı’nın yenilgisini kutlamış olsa da, gerçekte, Türkiye Cumhuriyeti’nin Üçüncü Dünya Savaşı’ndaki yenilgisi yüzünden yeni bir “teslim anlaşmasının” müzakeresini yapmakta.

İmzalamaya hazırlandığı bu teslim anlaşmasında onun yalnızca üç maddelik bir talebi var:

Birincisi, bu teslimden en az zararla kurtulmak, örneğin Sevr gibi değil de Lozan benzeri bir anlaşmayla vartayı atlatmak.

İkincisi, Vahdettin’in ve saltanatın başına gelenden farklı olarak Saray’ın ve iktidarını korumak.

Üçüncüsü, Lozan’da olduğu gibi, Kürtlere en büyük zararı vermek ve Kürdistan’ın statü kazanmasını engellemek.

Hepsi bu. Bir başka hedefi yok. Artık, İttihat Terakki’nin ve Padişah’ın Almanlarla birlikte girdiği 1. Dünya Savaşında önüne koyduğu hedef gibi, “kaybedilmiş Osmanlı topraklarını” hiç değilse Ortadoğu’da yeniden elde etme hedefini rüyasında bile göremez.

Görmemeli de zaten.

Eh, bu üç hedefe ulaşıp da teslim anlaşmasını imzaladığı gün, o nasıl Osmanlı’nın yenilgisini kutladıysa, biz de onun yönettiği ülkesinin yenilgisini kutlarız.

Kutladıktan sonra “yedi düvel’in” bu anlaşma icabı  Erdoğan’ın iktidarını onaylamasına ve Kürdistan’ın statü kazanmasına karşı ona destek vermesine itiraz ederiz.

Neden etmeyelim?

Türkler 1.Dünya Savaşından sonra imzalanan “Sevr teslim anlaşmasına” itiraz etmedi mi? O halde Kürtler ve dostları da Erdoğan’ın imzalayacağı teslim anlaşmasına aynen öyle itiraz etme hakkına sahipler.

Ve yenilgisini selamlayacağımız iktidarın yıkılması ve Kürdistan’ın dört parçada statü kazanması için kolları sıvama hakkına sahip olacağız.

Öyle ya Erdoğan kendi ülkesinin yenilgisini kutladığına ve Türkler o yenilgi sonrası teslim anlaşmasına itiraz ettiğine göre, bizim de yenilgiyi kutlama, ardından da teslim anlaşmasına itiraz hakkımıza kimse itiraz edemez.

İşte Erdoğan’ın “tuhaf Paris gezisi”nin sonucu böyledir.

Yazarın diğer yazıları