Öteki mahallenin sanatçısından onay almak

İlham Adar BAKIR

Faşizmin Almanya’daki yükselişi ile ilgili olarak Adorno ve Horkheimer ve Frankfurt Okulu’nun ilgisini çeken nokta, devlet ve eğlence sektörü arasındaki bu suç ittifakıydı. Adorno’nun “kültür endüstrisi” diye tanımladığı bu suç ittifakının bileşenleri kültür metasını satın alan halk, kültür metasını üreten sanatçılar ve bu metanın üretimi için kapitali sağlayan sermaye-devlettir. Adorno ve Horkheimer yazdıkları çeşitli makalelerde kültür endüstrisinin, bireyleri pasifize ederek hepsini, birbirinin ayni olan süreçlerin nesnesi kılabildiğini ve böylece bireylerin bilinçlerinin kontrol edebildiğini anlatırlar. Elbette ki bu kontrol ve tahakküm zora dayalı olarak vuku bulan bir süreçle değil, farkına varılmayan, gönüllü olarak içselleştirilen bir sürecin işleyişidir.

Hiçbir iktidar, varlığının devamını sadece elinde tuttuğu zor aygıtlarının baskısı yoluyla devam ettiremez. Zor iktidarı ele geçirmek, iktidarı elde tutabilmek için muhteşem ve vazgeçilmez bir aygıttır ancak iktidarın devam ettirilebilmesi, tıkanan iktidarın yeniden üretilip tahkim edilmesi için başka enstrümanlara ihtiyaç vardır. Barınma, beslenme, elektrik, su, ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını sağlayabilmek için bir günün yarısından fazlasında en ağır koşullarda çalışan insanlar bu ağır koşullara sadece iktidarın elindeki zor aygıtlarından korktukları için bütün hayatları boyunca böyle yaşamaya razı gelirler mi? Daha fazla kar etsin diye alınmayan tedbirler yüzünden her gün iş yerlerinde sakat kalan, ölen insanlar, bu insanların yakınları çocukları sadece korktukları için isyan etmezler. Babası madende ölen bir genç, babasının öldüğü mezar işyerine sadece ekmeğini kazanmak için bunu yapmaktan başka çaresi olmadığı için mi babasının yerine devam eder.

Hiç tanımadıkları diyarlarda, hiç tanımadıkları insanları öldürsün diye oğullarını davulla zurnayla askere göndermek hangi zor aygıtının baskısının ürünüdür. Ayağına diken batsa, ruhlarında ağır yaralar açılacak olan anne babaları, çatışmada ölmüş asker oğullarının başında “diğer oğlumu da göndereceğim o da şehit olsun” dedirten motivasyon, ruh hali hangi iktidar enstrümanının eseridir. Velhasılı kelam aç kalmak için, her türlü sefil hayatı yaşamak için, ölmek için böylesine, muktedirlerin müridi haline gelmek isteyen insanlar nasıl yaratılır diye sormak iktidarın ideolojik aygıtlarını anlamak için sorulması gereken can alıcı sorudur.

Şu anda Türkiye’de yaşanan süreç ile Nazi Almanyasını iktidarda tutan süreçle o kadar benzerlikler gösteriyor ki. Basit gündelik hayattaki sıradan faşizmden milyonlarca insanın öldüğü bir iktidar konumlanmasına aynen böyle Türkiye’deki gibi gidilmişti. Faşist iktidarı büyüten, kıyıcı ve yıkıcı bir güç kazanmasını sağlayan şey büyük kitlelerin bu iktidara verdiği bu destekti. Ve kitlelerdeki bu destek motivasyonu sağlayan şey de kültür endüstrisinden başka bir şey değildi.

Türkiye’deki şimdiki iktidarın lideri, henüz bu kadar güç kazanmamış olduğu bir dönemde, kültür ve sanat alanında, entelektüel zeminde iktidarlarının bir güce kavuşamadığını itiraf etmek zorunda kalmış ve bunun yaratacağı tehlikeye işaret etmişti. İktidar, verdiği onca ekonomik desteğe, sunduğu onca olanağa rağmen kendi zihniyet iklimindeki insanlardan büyük kitlelerin gözünde iktidarı meşrulaştıracak, etkileyecek, peşinden sürükleyecek üretimleri ortaya çıkaramamıştır. Mesela “15 Temmuz” gibi bir destan üretilmiş fakat bu destan muhteşem bir sinema filmiyle, akılları, ruhları yoklayan bir romanla vücut bulamamıştır. “15 Temmuz Destanı”nı anlatmak, üç kelimeyi bir araya getirip konuşmayı beceremeyen Alişan’a, Kibariye’ye, Demet Akalın’a kalmıştır.

Son birkaç haftadır İktidar’ın basındaki amiral gemisi olan Sabah gazetesi, Bülent Ortaçgil, Mazhar Alansoy, Ahmet Ümit gibi sanatçılarla yaptığı röportajlarda bu insanların ağzından iktidarın seçim kazanmaktan ve halkın yüzde elli ikisinin oyunu almaktan gelen meşruiyeti ve bu meşruiyete saygı duyulması gerektiğine dair şeyler söyletiliyor. Dikkat edilirse bu sanatçılar öteki mahalleden, yani iktidara oy vermemiş olan yüzde kırk sekizden insanlardan seçilmiş. Hem öteki yüzde kırk sekiz üzerinde hem de kendi yüzde elli ikileri üzerinde bir etkisi, bir karşılığı olan sanatçılardan seçilmiş. Belli ki yüzde elli ikinin desteği de ellerindeki zor aygıtlarının gücü de iktidarlarını meşrulaştırmaya yetmediğini anlamışlar.

Yazarın diğer yazıları