Ova’nın sorularına Dağ’ın yanıtları!..

14 Mayıs günü Kandil’e gittim. Orada KCK Eşbaşkanları’yla yapılan basın toplantısına katıldım.  Yarın sizler Bese Hozat ile Cemil Bayık’ın görüşlerini gazetemizde okuyacaksınız.  Toplantıya dair birkaç izlenimimi aktarayım.

Murat Karayılan’ın “Şehitler Günü”nde gerillaya yaptığı konuşma, bu hareketin hem barışa ve hem de savaşa hazır olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. PKK önderi Öcalan’ın yıllardır yürüttüğü “barış ve çözüm” çabalarının bir “oyun” olduğunu Allah’ın tek bir kulu bile iddia etmiyor. Allah’ın kulu olmayanlara ise sözümüz yok. Onların ağzı torba değil, dikemezsin. Bu da gösteriyor ki, Kürt Özgürlük Hareketi’nin barış çabaları yerden göğe kadar samimidir.

Ya hükümetin?

Bakınız, PKK Önderi, Dolmabahçe’de okunan deklerasyon ve mesajında, “şu şu hususlarda mutabakat olursa, PKK’yi kongreye çağıracağım ve orada Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sona erdireceğim” dediği halde, hükümet şimdiye kadar buna benzer kesin bir ifadede bulundu mu?

Örneğin, Erdoğan ya da Davutoğlu, “şu şu şu olursa, TBMM’yi toplantıya çağıracağım ve PKK’ye karşı silahlı mücadeleye son vereceğim” dedi mi?

Ben şundan adım kadar eminim: Eğer hükümet böyle bir adım atsa, TBMM’yi silahlı mücadeleyi sona erdirmek amacıyla toplantıya çağırsa, şu kesindir ki, KCK de aynı anda kongresini toplar ve silahlı mücadeleyi sona erdirdiğini açıklar…

Acaba KCK, hükümet böyle bir adım atmasa bile, Erdoğan-Davutoğlu tarafı, Dolmabahçe mutabakatına dönerse, KCK Kongreyi toplar mı? Acaba KCK “Hükümet müzakere sürecine ve ateşkese son verdi, o nedenle kongremizi toplama kararımızı erteledik” dediği halde, Türkiye’ye, halklarımıza, Ortadoğu savaşını durdurmak için çabalayan herkese, yeni bir şans tanır mı? Bu sorunun yanıtını hep birlikte yarın öğreneceğiz.

Başka sorular da var. Davutoğlu şu sıralar rüyasında sık sık, kendisi için olmasa bile Erdoğan için kabuslu rüyalar görmekte. O nedenle tek bir “seçmenin” yaşamadığı İmralı adasına gitmekte, Menderes’in ruhunu muazzep edercesine, onu siyasi amaçlarına alet etmekte. Ama burada gerçekten bir “korku” var. Korku, PKK Önderi’nin sözünü ettiği “darbe dinamiğinin” duyulan tıkırtılarından kaynaklanmakta… Darağacındaki bir başbakan imajından daha korkutucu bir imaj olabilir mi? Daha şimdiden kimi muhaliflerden, Cemaatçi yazarlardan, tasfiye edilen savcılardan “Cumhurbaşkanının vatana ihanet suçu” işlediğine dair sözler duymaktayız. Bu sözlerin anlamı, herhangi bir “darbe” durumunda Erdoğan’ın derdest edilerek ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırılacağıdır. Hürriyet’in Mursi ile ilgili mahkeme kararı bağlamında “yüzde 52 oy aldı idam cezasına çarptırıldı“ türünden manşeti de bütün bu “korkutucu” resimlere tüy dikti.

İnsan ister istemez şöyle düşünüyor: HDP binlerce “hile uzmanı” AKP’li görevlilerinin oy hırsızlığı sonucunda baraj altında kalır ve AKP dikta rejimi kurma yoluna koyulursa, NATO’nun güvenilmez müttefiki Türkiye’nin “güvenilir müttefik” haline getirilmesi için “üst akıl” ya da Pentagon, “emir komuta zinciri içinde” kendisine bağlı Türk ordusunun “darbe dinamiğini” harekete geçirmez mi? Ve böyle bir durumda darbeyi kim durdurabilir? Örneğin HDP darbeye yol açabilecek böyle bir gelişmeyi barajı aşarak durdurabilir. Ama dediğimiz hile nedenleriyle durduramazsa, KCK ya da HPG, böyle bir darbe durumunda ne yapar?

Benim şu aşamada en çok merak ettiğim, işte bu sorunun yanıtıdır. Okurun da, AKP’nin de, bir darbenin ne anlama geldiğini çok iyi bilen Kürt ve Türk halklarının da benim gibi merak ettiği soru budur. Bu sorunun da yanıtını hep birlikte okuyacağız inşallah…

Ve bunlar ve en az onlar kadar önemli soruların yanıtlarını okuduğunuz zaman, tahmin ediyorum ki, şöyle düşüneceksiniz:

Düne kadar Türkiye’de bir “iç savaş”, “istikrarsızlık”, “korku”, “huzursuzluk”, “karamsarlık” faktörü olarak algılanan Kürt özgürlük hareketi, bugün “iç barış“, “istikrar”, “güven”, “huzur” ve “iyimserlik” faktörü olduğunu yalnız Türkiye’ye değil, tüm bölgeye ve dünyaya göstermiş bulunuyor…

Yazarın diğer yazıları