Övünme susuzluğu

Elbette dünyada liderim diye geçinenlerin hemen hemen hepsinin övünme susuzluğu var. Fakat burada bahse konu olan kişi dünyanın bir numaralı koltuğunu işgal etmekte ve hatta zimmetine geçirmekte ısrar eden Trump. Derdi koltuktaki pozisyonunu gelecek seçimlerde de sağlama almak. Bunun için bir zafer hikayesine ihtiyacı var ama bir türlü olmuyor…

Venezuela cephesinde Kolombiya ile Venezuela’nın arasındaki gerilime değerli katkılarını eksik etmeyip Venezuela’yı “terörü destekleyen ülkeler” kategorisine sokup sonuç alma arayışını sürdürüyor.

Epey zamandır ter döktüğü Afganistan’da “barış” daha doğrusu Afganistan’dan asker çekiyormuş gibi yapma senaryosu da tökezledi. Taliban’la ABD’nin yaptığı, Taliban’ın kukla olarak görüp dahil olmasını istemediği Afgan hükümetinin katılımı olmaksızın sürdürdüğü görüşmeleri Trump iptal ettiğini ilan etti. Gerekçe yakın zamanda yapılan bir saldırıda 1 ABD askerinin ölmesi. Aynı saldırıda hayatını kaybeden diğer 11 insan sanırım Trump için bir rakamdan ibaret. Fakat elalemin basınına bakarsanız Trump bu hikayede de yalana sarılmış. Birincisi Haziran ayından bu yana Taliban’ın saldırılarında ABD 9 askerini yitirmiş. İkincisi Taliban yetkilileri bir anlaşmaya varmadan ABD’ye seyahat edip orada konuşmak istememişler. Üçüncüsü Taliban bir anlaşma için önce ABD askerlerinin çekilme tarihinin açıklanmasını şart koşmuş. Bunlar olmayınca aslında müzakereleri iptal eden tarafın Taliban olduğu gözüküyor. İçeride de pek rağbet görmeyen bu hikayeden Trump’a seçim yarışında övünebileceği herhangi bir çıkmayacağı aşikar…

İran’a gelince AB’den istediği yanıtları alamayan İran beklendiği üzere nükleer anlaşmayı ihlal eden yeni adımlar attı. BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran’ın, uranyum zenginleştirme faaliyetleri kapsamında daha gelişmiş santrifüjler kurmaya başladığını açıkladı. İran’ın artık gerilimi tırmandırarak, ambargoları kaldırıp, Trump’la masaya oturma taktiğini sürdürdüğünü söylemek doğru olmaz. Çünkü gelen haberlere bakacak olursak Çin-İran arasında 25 yıllık stratejik bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Çin 400 milyar dolarlık yatırım yapacak ve en az 5 bin kişilik askeri gücü de ülkede konuşlandıracak. Anlaşmayı daha önce yapılmış bir mutabakat çerçevesinde İran’ın Çin’e sunduğunu ve Çin’in başka ülkelerle benzer düzlemde kurduğu ilişkiler de hesaba katılacak olursa, İran yönetimi varlığını sürdürse de uzun vadede ülkenin giderek Çin’in bir kolonisine dönüşmesi kaçınılmaz.

Burada yeni olan Çin’in daha önce olmadığı kadar çok sayıda askeri bu ülkede konuşlandıracak olması. Bu durumu İran’ın muhtemel uluslararası saldırılara karşı Çin’i kendine kalkan yapma arayışı olarak da değerlendirmek mümkün. Bu meselenin görünmeyen bir boyutunun ise İran için nükleer silah yapmayı da kapsaması olasıdır. Özetle Trump, uyguladığı çevreleme-rejim değiştirme siyasetiyle İran’ı kendi elleriyle en büyük rakibi Çin’in kucağına itmiş oldu. Elbette İsrail ve ABD’nin İran’a dönük arayışları bitmez ama artık İran yönetimi eskine göre kendini daha güvende hissedecektir.

Bu ara Kuzey Kore’nin de adı anılmadığına göre kala kala Trump’ın zafer öyküsüne konu olabilecek yer Suriye ve Türkiye. İktidarı değilse de TC’yi kalıcı ittifakları dahilinde gören Trump yönetiminin, sendeleyen neoliberal diktatörlükle ilgili son dönem sıkı mesai uyguladığı biliniyor. “Güvenli bölge” anlaşmasıyla başlatılan bu süreç, ABD Ticaret Bakanı Ross’un beş günlük TC ziyaretiyle ilerliyor. Amerikan tarafının basına yansıyanlardan anladığım kadarıyla formülü kısaca şöyle: Çin’den alacağımız sivil havacılık, otomotiv, mücevher, mobilya ve tekstil sektörlerinin ürünlerinin bir kısmını sizden alalım, siz de bizden silah ve (İran-Rusya yerine) sıvılaştırılmış gaz alın. Özeti ABD, TC’nin bağımlı pozisyonunu yeniden kontrat altına alma arayışında. ABD Hazine Bakanı Mnuchin, üzerinden bu anlaşma olmadığı takdirde  “ABD’nin Türkiye’ye S-400 füze alımı konusunda yaptırımları incelediği” sopasını da elbette göstermeyi ihmal etmiyor.

Rejimin, ABD’nin hamleleri, Rusya’ya verdiği sözler, İdlib’deki bozgun, Kürt düşmanlığı, emperyalist güç olma hesapları arasında, dengesini bir hayli kaybettiği görülüyor. Fakat yine de elindeki kozlarını “iyi oynama” niyetinde bunun için ABD’ye “evet” demenin karşılığında Suriye’nin kuzeyini işgal ve soykırımı sürdürmeyi zorluyor. Bu tür bir olasılık küçük de olsa var. Böyle bir durumda elbette bölgedeki bütün güçler kendi hesabını yeniden yapacaktır…

Yazarın diğer yazıları