Oyuncak ayıya da tecavüz ediyorlar

Türk-İslam faşizminin yıkım, insan kırım ve yüzbinlerin mültecileşmesiyle sonuçlanan “Kuzey Kürdistan fetihi“ seferinin beşinci yılı. Kuşatılıp aylar boyunca tanklar, toplar, füze ve uçaklarla dövülerek yıkıma uğrayan 10 Kürt şehrinde, hayatlar yok edildi. Yüzbinler yerleri, yurtlarından koparılıp mültecileştirildi.

Karnı tok, sırtı pek, başı dik, mağrur edalı Kürt kadınlarının onuru çiğnendi. Bunlardan bazıları İstanbul varoşlarına sığındı.

“Ahval”den Dicle Eşiyok, bunlardan bazılarını bulup konuşmuş. Yaralarını deşercesine, o günleri sormuş.

Hakkarili Gülten, bombardımanlardan aylar sonra döndükleri evlerini anlatıyor:

“Binamız, hala yerinde kalmıştı. Eve girdiğimizde, hiç bir şey yerinde değildi. Abim kızının, büyük bir ayı oyuncağı vardı. Oyuncağı, ortasından (mahrem yer) yırtmış, tecavüz etmişlerdi. Benim, kız kardeşimin çamaşırlarını ortada sergilemişlerdi.”

Cizreli, 26 yaşındaki Asiye D’in amca kızı, Türk askerleri tarafından diri diri ateşe verilip yakılmış. Eşi de kurşunlanarak katledilmiş. Asiye anlatıyor:

“Kaç sivil insanı, kapımın önünde öldürdüler. Polisler, kapıya kadar geliyor, gitmiyorlardı. O kadar korkuyorduk ki, sabaha kadar uyuyamıyorduk. Çünkü tecavüze uğramak, ölmek, yani her şey olabilirdi. IŞİD gibiydiler.“

Amed Sur’dan Fatma S:

“Sokağa çıkma yasağı başlayınca, herkes kaçtı. Ben ve eşim kaldık. Çocuklar dayılarına gittiler. Askerler gelip damımızın üstünde karargah kurdular. Oğlum sağlıklı bir çocuktu. Uyuşturucu bağımlısı oldu. Çocuklar uyuşturucuya alıştı. Kızlar fuhuşa sürüklendi. Çevre değişti. Kimse, kimseyi tanımıyor. Herkes paramparça oldu. Bizleri sefil ettiler, ezdiler. Biz Kürtler birleşseydik, böyle olmazdı.”

Yüksekovalı Hediye B.‘nin eşi 8 yıldır, mahpus. 28 yıla hükümlü. Bir oğlu Türk ordusunda asker, iki tanesi de tutuklu.

Hediye B. anlatıyor:

“Millet savaştan kaçtı. Herkes göçebe oldu. Kimi köylere, kimi akrabalarının yanına gitti. Hakkari’ye, Van’a gitti. Halk yollara döküldü. Parası olmayanlar rezil oldu. Dilenci olduk.“

Nusaybinli Kurmiye K.‘nın oğlu çatışmalarda hayatını kaybetmiş. Olayı aylar sonra öğrenmiş ve cesedini aramaya çıkmış. Kemiklerini bulmuş. “DNA testi yaptılar“ diye anlatıyor ve devam ediyor Kurmiye:

“Öldüğü yere gittim. Çantası ordaydı, buldum. Çorabı yerdeydi. Aldım. İçinde bir kemik vardı. Ayağının kemiği. Polisler, oğlumu battaniye içinde çıkarmışlar. Kemikleri dağılmış. Poşete koymuşlar. Bir kemiği yerde kalmış, biz onu bulduk.“

Kurmiye devam ediyor:

“Yaşadığımız sürece bu zulüm aklımızdan çıkmayacak. Boş kalan evimizi talan etmişlerdi. Ne kapı ne de pencere vardı. Duvarlara, yatak, yorganlara yazı yamışlardı. Evlerinizde şunu, kızlarınıza bunu yaptık diye. Türk bayrağı çizmişlerdi. O yazıları silmedim. Kalsın dedim. Ama orada kalamazdım. Geldik buralara.”

Zehra E.:

“Halk, duvar köşelerinde çaresiz esir kaldı. Yağmur altında rezil olduk. Belediye yardım paketleri dağıtıyordu. Devlet yasaklıyordu.

Nesrin’in kızı Jiyan, Sur’da şehit düşmüş. “Köpekler cenazeyi paramparça etmişlerdi” diye anlatıyor, annesi.

Anlatılan böyle. Şimdi bir kaç laf etme sırası bende…

IŞİD’çi bunlar. Şeyh Said’in, 1920’ler başındaki “bunlarla müştereğimiz, dindi. O da kalmadı“ sözü boşuna değildir. Şeyh ta o tarihte, bunların gerçeğini görüp yol ayırımını gösterdi.

Bunlar, hep ırkçıydı. Ama dinbazlığı Kürtleri kandırmak birbirini dolandırmak için kullana geldiler. Ancak, yalanlarını sür-git edemediler, sonuna kadar. Kürt-Türk din kardeşliği dolandırıcılığı tabutuna, son çiviyi, Rojava işgalinin başladığı 9 Ekim 2019 günü çaktılar.

“Din kardeşi“ Kürtler, ogün müslüman değil kafir, küfardı onların dilinde.

O gün, Kürtlerin yurdu ve sahiplerinin ırzı, onuru ile malı, mülkü “vaaddedilmiş ganimet“ ilan edildi. Bütün camilerde hutbe niyetine, Peygamber Muhammed’in bir savaşının anlatıldığı Kur’an’ın, “Fetih” suresi okundu, o gün. Minarelerde de sela sesleri uzadı.

Küfara, kafire karşı açılan cihat savaşlarında yaşanan manzara idi bu. IŞİD dili ve tavrı.

Böylece, İslam dinin amentüsü olan Müslümana cihat haramdır ayeti çiğnendi. İslam, Kürtlere karşı, yayılmacılık ve kıyamın propaganda silahı olarak kullanılıyordu.

O gün, Fetih süresi ve sela sedaları arasında, Kürt’ün topraklarına fetih seferi başlatılıyordu.

1920-1939 yılları arasında Zilan’da, Agirî (Ararat) Dağı etekleri, Zilan ve Dersim dağlarında Kürt başını gövdesiden ayıranlar, bugün aynısını Rojava ve Kürdistan’ın öteki parçalarında sürdürüyorlar. Sosyal medya denilen düzlem, bu vahşetin örnekleriyle doludur.

Kürt çocuğun oyuncağı bile bu vahşilerin tecavüzüne uğruyor.

Ama bu vahşeti durdurmanın tek çaresi olan ulusal birlik ile dayanışma ruhu, hala derin uykuda. Yazık ki, eyvah…

Yazarın diğer yazıları