Öz savunma organı ‘sandık komitesi’

Seçime çok az zaman kaldı. O halde biz köşe yazarları da, artık seçimin kimi acil işleri hakkında yazmaya başlamalıyız. Aşağıdaki yazı akıl vermek için değil. HDP tecrübeli insanların partisi. Yazının amacı, bilineni vurgulamak…
Seçim denince, bana öyle geliyor ki, akıllara gelen ilk iş "adaylık" sorununu nasıl çözeriz oluyor. Vitrin "süslemekten" tutun da "bileşenler arası adaylık yarışlarına" kadar bin bir karışık iş zihinleri kurcalıyor.
Varsın kurcalasın. Ama bu kurcalayan sorular, seçim çalışmasının en uyduruk kısmıdır.
Seçim çalışmasının esası, "sandık örgütlenmesidir".
Ben öneriyorum: Partideki yeri, statüsü, görevi her ne olursa olsun, partiye üye olan, ya da üye olmadığı halde partili olan herkes, hiçbir istisna taşımadan bir "sandık komitesinde" üye olmalıdır. Sandık Kurulu üyesi olmayanların eğer kayıtlı iseler üyelikleri askıya alınmalı, üye olmayıp da parti üyesi sayılanların, herhangi bir yerden aday olması kabul edilmemeli…
Her sandık komitesi en az üç kişiden oluşmalı…
Sandık başına geçen seçimde 320 seçmen düşüyordu. Sandık Komitesi bu 320 seçmeni şimdi çalışmaya başlasa, seçim gününe kadar rahatlıkla analiz edebilir, onları kişisel olarak tanıyabilir, onlarla yüz yüze ilişki kurabilir.
Ama daha önemlisi "sandık güvenliğidir". Seçim çalışmalarını başarıyla yapıp, seçim günü "sandığı boş bıraktığın" zaman, o sandıktaki oylar, "zurnacıya ya da davulcuya" değil, ama AKP’ye ya da CHP’ye kaçar…
Sandık Komiteleri, "sandık güvenliğini" sağlama, seçmenin sandığa teslim ettiği "özgür iradesini savunma" birlikleridir. "Oy namustur, satılmaz" demek yetmez. "Namusu" örgütlü bir şekilde savunmak gerekir.
Şimdiden "sandık kurullarına" girebilmenin yollarını aramak; olmuyorsa, şimdiden her sandığın müşahidini belirlemek ve onu yeniden eğitmek, müşahidin yanında yer alacak diğer en az iki sandık komitesi üyesinin görevlerini somut olarak belirlemek, her sandık başında bir "telefon-kamera" sorumlusu görevlendirmek, her yolsuzluğu, her hırsızlığı, her zorbalığı anında görsel ve sesli olarak saptamanın eğitimini titizlikle yapmak… Daha akla gelen gelmeyen her bir işi şimdiden düşünmek… Seçimlerde pek alımlı, anlı, şanlı olmasa da, en hayati çalışmalar bunlardır.
Daha seçime "çooook" var diyenleri duyar gibiyim.         
Seçime çok yok…
Bu bir.
İkincisi bu seçim başka seçim… Bağımsız adaylarla girilen seçimde hile yapanlar, yaptıkları hile ile yalnızca adayın oylarını çalabildiler. Özellikle Kürdistan’da bağımsız adaylar, seçilebilmek için gerekenden çok fazla oy alabildikleri için, Van gibi bazı yerler hariç yaptıkları hileden sonuç alamadılar.
Ama şimdi parti olarak seçime girilecek. Yapılan her hile, HDP’nin baraj altında kalmasına bir adım atmak anlamına gelir.
Türkiye’de yaklaşık 200 bin seçim sandığı var. Her sandıkta ortalama beş HDP oyu iptal edilse, iptal edilen HDP oyları 1 milyonu bulur. Cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan yüzde 9.5’luk oy’un aşılması için 200 bin oy yeter de artar. Ama eğer her sandıktan 1 adet HDP oyu çalınırsa, HDP baraj altında kalır.
Geçtiğimiz gün bir AKP’li Taraf Gazetesine, geçtiğimiz seçimlerde nasıl hile yaptıklarını etraflı şekilde anlattı. 2002’de DEHAP seçimlere parti olarak katılmıştı. Barajı aşamaması şüphe uyandırmıştı. Ama daha kesin olan şuydu ki, her sandıktan çalınan oylarla DEHAP’ın oylarının yüzde sekiz olması önlenmiş, böylece partiye hazine yardımının önü kesilmişti. Seçim hileleri Türk parlamenter sisteminin en klasik özelliği idi ve hala da öyledir.
O halde, seçimlerde HDP’nin "baraj sorunu yok" demekle sorun ortadan kalkmıyor.
Yaptığın kamuoyu yoklamalarında kimse senin oyunu çalmıyor. Ama iş sandığa dayanınca HDP’nin "barajı aşma sorunu" var ve bu sorunu aşmak, her şeyden önce "sandık komitelerinin" kurulmasından geçiyor.
Bizler laf olsun diye "hepimiz HDP’liyiz" diyoruz ya… Aldırmayın. Bizlere, yakaladığınız herkese sorun: Bu seçimlerde HDP’li misin?", "evet" diyeni, hemen orada bir "sandık komitesine" yazın.

Yazarın diğer yazıları