Özerk sistemi hızla geliştirme gereği

Rojava ve Kuzey Suriye Özerk Bölgesi son zamanlarda birçok devlet heyetinin ziyaretlerini yaşıyor. Heyetler özerk yönetimin ilgili organlarıyla görüşmeler gerçekleştiriyor, sistemi inceliyor, bir şekilde sahada gözlem ve inceleme yaparak devletlerine raporlar sunuyor. Bu görüşme, gözlem ve incelemelerin ortak bileşkesinde sunulan raporlar bölgeye geri dönüşümünün (devletlerin bölgeye yaklaşımının) nasıl olacağı ise halen belirsiz. Ancak bir gerçek var ki, ortaya çıkan bu raporlar, uluslararası toplantılarda masaya konulacak ve bölgeye dönük yaklaşımların alacağı seyir açısından da etkileyici olacaktır.

Rojava ve Suriye açısından soruna müdahil olan taraflar arasında geleceğe dönük ortak bir perspektiften henüz söz edilemez. Asıl sorun ise küresel güçler arasında yapılan “çözüm” amaçlı toplantılara yıllar sonra dahi bölgenin asıl aktörlerinin halen dahil edilmemesi.

Elbette Rojava ve Kuzey Suriye Sorununa sadece dar coğrafyası içinde bakmak doğru bir yöntem değildir. Rojava, Suriye bütünü içinde değerlendirilmek durumunda. Suriye’nin ise bölge fotoğrafı içinde ele alınası en doğru yöntemdir. Suriye sorununun çözümü, bölgenin yeniden yapılanması süreciyle gelişecektir. Kuzey Suriye-Rojava sorunu da ancak Suriye sorununun bütünü içinde çözüme kavuşabilir. Daha geniş fotoğrafta ise bütün küresel güçler bulunuyor.

Fakat sorunun çözümü ise asıl aktörlerin muhatap alınması ve sürece dahil edilmesiyle mümkündür. Bölgeye yapılan ziyaret ve incelemelerin kendiliğinden sonuç almasını beklemek de mümkün değildir. Özellikle Özerk Yönetim çok yönlü ve aktif bir diplomasi yürütmek zorundadır. Bu, gelişmelere göre inişli çıkışlı bir grafik çizmek yerine, süreklileşen ve sonuca odaklı bir diplomasi yürütülmelidir.

Bu işin bir yönüdür. Asıl olan ise sistemi kurumsallaştırmaya dönük yürütülecek çalışmalardır. Doğrudan demokratik katılım esaslı özerk sistemin bölgeye oldukça yabancı olduğu gözetildiğinde, bu sürecin zor ve meşakatli bir mücadele gerektirdiği bir gerçektir. DAİŞ çetelerinin yargılanması tartışmalarında dahi bu netçe görülmektedir. Dolayısıyla bu yolu hem sağlıklı hem de hızlı alabilmenin yolları üzerinde kafa yormak doğru yol ve yöntemlerin geliştirilmesinde zorunlu olmaktadır.

Özerk Yönetim, bölgenin dünya açısından bir cazibe ve merak merkezi haline gelişini daha pozitif bir sonuca evriltmek istiyorsa, sonuç alıcı ve dinamik bir diplomasiden daha fazla da kendi sistem kurumlaşmasına öncelik vermelidir. Sistemin demokratik ilkeler temelinde kurulması ve işler hale gelmesi sadece küresel güç dengesi içinde yer bulması ve sözünün geçer akçe etmesi açısından da değil, daha çok da bölge halklarının sisteme dahil olmasını sağlayacak ve özerk bölgenin hem demokratik kuruluşunu sağlayacak ve hem de bölgenin tekçi ulus devletlerine karşı elini güçlendirecektir.

Bu durum en fazla da yaşadığı tüm yıkım ve alt üst oluşa rağmen halen tekçilikte ısrar eden Suriye Rejimini zorunlu olarak değişime zorlayacaktır. Zira bölge halkları tarafından kabul görmüş Özerk Sistem’e karşı rejimin verili tekçiliği dayatması mümkün olmayacaktır. Dikkat edilirse, bölge halkı içinde sistem kabullenirliğinin önünü kesmek, gelişimini sekteye uğratmak için durmaksızın etkili toplumsal form olan aşiretler üzerinden sürekli bir kışkırtma çabası içindedir. Sadece Suriye açısından da değil, bölge siyasetini Kürt karşıtlığı üzerinden kurgulamış Türk devleti de bu yolun en aktif yolucusudur. Türk devleti örgütlediği çete grupları üzerinden Arap aşiretler üzerinden etkili olmaya çalışsa da asıl olarak KDP çizgisinde örgütlenmiş işbirlikçi Kürt sınıfının temsilini yapan ENKS üzerinden işi yürütmeye çalışmaktadır. Arap aşiretler üzerinde ise etnik temelli asıl kışkırtmayı ise Suriye rejimi yürütmektedir.

İşte tam da burada Özerk Yönetim’in sistem kuruluşunu hızlı ve demokratik temelde gerçekleştirmesi ve aktif işler hale getirmesi önemlidir. Zira sorun sadece kurmak da değil, toplumsal yaşamın her yerinde insanlara hitap eden, kendilerini içinde buldukları işleyen bir sistem olması da son derece önemlidir. Bu sisteme karşı toplumsal güveni sağlayacak içten ve dıştan gelecek her türlü saldırı ve tazyike karşı koruma görevi sağlayacaktır.

Dolayısıyla sistemin iskeletini oluşturup, işlemeyen düzinelerce kurum yerine, demokratik temelde işleyen aktif bir sistemin hızlı bir şekilde hayata geçmezi zorunludur. Bugüne kadar atılan adımlar son derece önemlidir. Özellikle DAİŞ gibi küresel bir terör örgütüne karşı ölüm kalım mücadelesi verilirken eş zamanlı olarak bu sistemin geliştirilmiş olması tarihi niteliktedir. Bundan kaynaklı sistem içinde halen bazı boşlukların olması da anlaşılır bir durumdur. Ancak bunu hızla gidermek de en temel görev olmaktadır. Özerk Yönetim bunu gerçekleştirdiği oranda bölgenin geleceğini garantiye alacaktır. Bu ise Ortadoğu’da ulus devlet tekçiliğine dayalı verili sistemlerin demokratik dönüşümü açısından tarihsel bir eşik olacaktır.

Yazarın diğer yazıları