Özgür irade olmayınca

Ortadoğu’da hakim zihniyet, ortaklıklar adına geliştirilen her türlü siyasal adımın özü, bir gücün iradesini başka bir güce teslim etmesidir. Bunu en belirgin olarak Erdoğan’ın serüveni göstermektedir. AKP, iradesini ortaklık adı altında MHP’ye, soykırımcı faşist zihniyete teslim etti. Türkiye’de ve tüm bölgede soykırımcı zihniyetin kurumsallaşmasını, yaygınlaşmasını sağlayan, örgütleyen ve uygulayan Türk milli istihbarat teşkilatı MİT’e teslim oldu.

Giderek kılıç kalkan ritüeller üreten, saray-külliye inşalarıyla meşgul olan Erdoğan ailesinin açgözlülüğü tatmin edildi. Tabi iradesinin sıfırlanması ve tümden soykırımcı zihniyetin elinde iyi bir kuklaya dönüştürülmesi pahasına tüm bunlar gerçekleştirildi. Aynı şekilde ortaklık kurmaya, yakınında durmaya çalıştığı tüm güçlere de başına gelenleri uygulamaya başladı. Bu anlamda Güney Kürdistan’da yaşananlar tartışılmaya değerdir.

Türk Milli İstihbarat (MİT) teşkilatının kurumsal yapılanması, giderek soykırımcı faşist zihniyetin yayılmacı politikalarıyla birlikte değişim-dönüşüm yaşadı. Kurumsal yapılanma, yaygın örgütlenme yaparak tüm Ortadoğu’ya yerleşmeyi esas aldı. Bu durumda, kurumsal olmaktan, denetlenebilir olmaktan çıkarak soykırım zihniyetiyle bağlantılı olarak mafyatik, katliamcı, her türlü toplum dışı alışkanlık ve uygulamanın yerellerde gerçekleşmesi kapıları açıldı. Özünde, MİT’in bölgede yaygınlaşması, toplumsal dokunun bozulması, ahlakın yıkılması pahasına gerçekleştirildi.

Bakur Kürdistan’da özyönetim direnişleri sürecinde Türkiye siyasetinin birdenbire tepetaklak olmasında, AKP üzerindeki MHP baskısının, özünde de AKP üzerinde ve tüm kurumlar üzerinde İttihat Terakkici soykırımcı zihniyet sahiplerinin baskısının ve hakim gelişinin rolü belirleyicidir. Özgürlük Hareketi karşısında ordunun çaresiz kaldığı, giderek zayıfladığı bir Türkiye’nin MİT yoluyla, Özgürlük Hareketi karşısında savaşma tutumu, MİT ile ordu arasında çelişkilerin ortaya çıkmasına da yol açmıştır. Özyönetim direnişleri sürecinde vahşet sadece Kürtler üzerinde uygulanmadı. Türk askerleri arasında da vahşi olaylar, kafa ezmeler, iç infazlar gerçekleşti ve Nusaybin sendromuna sayılarak şehit diye kutsanarak üstü örtüldü.

Türkiye’nin güney Kürdistan’a yaptığı son hava saldırılarında esas aldığı “milli ve yerel güçler” tanımlaması, “MİT ve TSK ortaklığı” tanımlaması, kuşkusuz MİT’in kendini bir yerel güç gibi örgütlediğinin az dolayımlanmış ifadesidir.

MİT’in yerel güç olması, kendini güney Kürdistan şehirlerinde, kasabalarında ve farklı yerleşim yerlerinde örgütlediğinin itirafıdır. Özgürlük Hareketi saflarından insanların kaçırtılması, ihbar edilmesi, yakalatılması, katledilmesi gibi farklı planlarla bölgede yaşayan Kürtlerin PKK karşısında ihaneti örgütleniyor. Bunun için büyük paralar harcanıyor, büyük ahlaki-toplumsal yozlaşmalar ortaya çıkarılıyor. En önemlisi de MİT bunu güney Kürdistan’da PKK karşıtlığı şeklinde örgütlemesine rağmen, güneyli hain MİT işbirlikçisi şahıslar yaptıklarının Kürt karşıtlığı olduğunu, Kürdün köleliğini derinleştirdiğini, soykırım siyasetini yaşattığını bilmiyor, farketmiyorlar.

Güneyli güçlerin, PKK’nin yokluğuna rağmen kendilerinin varolacağına inandırılmış olması, yaşadıkları gafletin büyüklüğünü göstermeye yetiyor. Bugün Rojava’da her türlü insanlık dışı saldırı karşısında direnen Kürtlük olmasa ENKS’nin esamesinin okunamayacağı gibidir bu durum.

Güney Kürdistan siyasi atmosferinde yaratılan Kürtlük tanımı, kendi dar çıkarları için Kürdistani değerleri, özgür Kürtlük değerlerini satabilen, ihanet eden bir ucubeliktir. Güney Kürdistan halkı bu zihniyet karşısında varlığını korumaya, ahlakını korumaya çalışsa da, hakim partilerin bağımlılaştırıcı siyasetlerinden tümden kurtulmanın yol ve yöntemlerini geliştirmiş değiller. Bu anlamda kendini alternatif olarak konumlandıran siyasal oluşumların yeterli olmadığı da ortadadır.

Güney Kürdistan halkının kendi toplumsal dokusuna tecavüz anlamına gelen MİT yapılanmasına izin vermemesi, işbirlikçi hain kesimlere karşı tutum alması, ahlaki ve onursal varlığı için şarttır. AKP’nin yerel güç dediği kesimler, Kürt ve Kürdistan söylemleri ardında Kürtlüğe ihanet ediyor. Onurlu Kürtlerin bunu affetmeyeceği kesindir.

Tam da böyle bir siyasal atmosferde soykırımcı Türk istihbaratı MİT’e yaranmaya çalışan kişilerin ötesinde kurumlaşmalar da ortaya çıkıyor. K24’ün yayın çizgisi, Kürtlük değerlerine, Kürdistan halkına, Kürdistani değerler için direnenlere saldırarak kendini düşmanına kabul ettirmekten ibarettir. “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” sloganıyla canı pahasına çalışan Kürt basın geleneğinin emekleri üzerine konan K24, bugün karanlığı gerçek kılmanın yöntemlerine can havliyle girişmiş.

Hewlêr’de MİT yöneticisi olan Osman Köse’nin öldürülmesi olayıyla bağlantılı olarak yakalanan Kürt gençlerini K24 teşhir etti. Bu gençlerin insanlık dışı işkencelerden geçirilerek kamera karşısına çıkarılmaları, işkence gördükleri bariz bir şekilde belli olduğu halleriyle yazılı metinler okutmaları ve bunların K24 tarafından yayımlanması, basıncılıktan öte bir durumu-yapılanmayı ifade etmektedir. K24 bu yayınlarıyla, Anadolu Ajansı’nın yapamadığını yapmıştır. İşkence altında verilen ifadelerin gerçeği yansıtmayacağını herkes bilir. Buna rağmen K24, TC MİT’inin hoşuna gidecek tarzda bir yayıncılık yapıyor. Bunun birçok sebebi olabilir?

Bir, egemenine yaranmak için böyle sallanmaları normal mesai görür.

İki, direkt Ankara’nın bir kazası gibi örgütlenir ve organik ilişkilerinden dolayı “işini yapar.”

Üç, kendisi de istihbarata çalışır ve başka istihbaratlarla anlaşmalı işler yapar.

Helmet arkadaşımızın şahadeti karşısında ulusal hissiyatı tükenmiş olanların, MİT mensubunun ölümü karşısında bunca telaşa girmeleri, üst üste başsağlığı mesajları yayınlamaları ve en son K24 ile yapılanlar, teslimiyetin vizyona çekilmiş hali değilse nedir?

Yazarın diğer yazıları