Özgürlük Yürüyüşü

Ezilenlerin zulme karşı direnişi ve isyanı uzun erimli bir özgürlük yürüyüşünün başlangıcıdır. Bu yola düşünce artık dur durak yoktur. Açlık, susuzluk, soğuk, yorgunluk, yaşlılık, ölüm korkusu yoktur. Bir kere özgürlük nefesini ve bunun tadını alan, bu aşkla yanan ve bu yola düşenler yürüyüşlerinin önünde hiç bir engel tanımazlar. Yollarını çıkan engelleri-bentleri taşkın seller gibi aşar geçerler. Kürdistan halkının özgürlük yürüyüşü de öyle sürmektedir.
Avrupa’daki Kürtlerin “Kürdistan’a statü Öcalan’a özgürlük” talebiyle başlattığı Cenevre’den Strasbourg’a uzun yürüyüş sürüyor. Yürüyüşe katılan Kürtler ve dostları Avrupa’nın göbeğinde on milyonlarca Kürdün özgürlük çığlığını duyurmak ve Kürt-Kürdistan gerçeğini en kör gözlere batırmak istiyorlar. Kürdistan üzerindeki sömürgeci statünün uluslararası anlaşmaya bağlandığı Lozan’da haykırıyorlar. Sadece sömürgeci devletlerin zulmüne değil, çıkarları gereği onlarla işbirliği yapan ve Kürtler üzerindeki zulme ortak olan sözde demokrat Avrupa devletlerinin zulmüne de karşı çıkıyorlar. O Avrupa devletleri ki Kürtlerin en temel haklarını bile sömürgecilere peşkeş çekmekte inat ediyor. Kürtlere bağımsız bir TV-gazeteyi ve bir kaç kültür derneğini bile çok görüyorlar. 15 Şubat uluslararası komplosu her yerde ve boyutta tasfiye amacıyla pervasızca sürdürülürken, Roboskî katliamına paralel olarak gerillanın şahadet haberleri gelirken Kürdistan halkının dişiyle tırnağıyla direnişi de yükselerek sürecektir. Hiç kimse Kürt halkından teslim olmasını ve boynunu kurbanlık kuzu gibi zalimlerin önüne uzatmasını beklememelidir.
İnsanlık ve Kürdistan tarihinden hiç ders almadığı belli olan AKP ve Erdoğan faşizmi iyice rayından çıkmıştır. ABD ve AB, Erdoğan AKP’sini koç başı gibi kullanabilmek için perde arkasında hangi kirli pazarlıklarla ne garantiler verdilerse Erdoğan’ı azdırmakta başarılı oldular. Bütün konuşmalarında BDP ve Kürtlere hakaretler, tehditler yağdıran Erdoğan iktidara gelmiş en deli kanlı-eli kanlı başbakan olmak peşinde. Dersim katliamını güya kınayan başbakan, bu katliam da dahil nice katliamın Kürt halkını niye sindiremediğini anlamıyor. Kendisi “Geçmişte görülmemiş kapsamda operasyonlar” yani katliamlar yapacağını ilan ediyor. Böylece Kürtleri sindirebileceğini sanıyor.
Askeri-polisiye saldırılara, satın almaya yönelik yatırımlara, Kürtlerin mallarına el koymaya yönelik yaptırımlara paralel olarak operasyonun önemli bir alanı da din olmaktadır. Erdoğan “Dindar nesiller yetiştireceğiz” diyor. Bu sözün neresinden başlasak bilmiyorum. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor. Bu dindar nesiller Erdoğan gibi olacaksa olmaz olsun. Erdoğan gibi dindarlardansa dinsizler yeğdir. İkincisi demokratik-laik bir devletin görevi dindar nesiller yetiştirmek değil insan haklarına ve hukuka saygılı nesiller yetiştirmektir. Erdoğan hangi dine göre dindar nesil yetiştirecek? Sünni Müslümanlığa göre mi, Aleviliğe göre mi, Hristiyanlığa göre mi, Museviliğe ya da diğer dinlere göre mi? Açık ki dindar nesil yetiştirmek devletin altından kalkabileceği bir şey değildir. Devlet karışmasın, engel olmasın yeter. Vatandaşlar, çocuklarını kendi dinine-inancına  göre yetiştirebilir. Ama bu devletin hele hele Erdoğan’ın üstüne vazife değildir. Erdoğan yapsa yapsa Fethullahçı-ırkçı nesiller yetiştirebilir. Bunu Erdoğan da bizim kadar bilir ama amacı Sünni-Müslüman-milliyetçi tabana mavi boncuk dağıtmaktır. Kürt katliamını dini tütsülerle örtmektir.
Her türlü kirli saldırılara ve özgürlük hareketini boğma çabalarına karşı özgürlük yürüyüşünü güçlendirerek sürdürmek sadece Kürdistan halkının değil tüm bölge halklarının güncel görevidir. Çünkü mücadelenin en başında ölümsüz devrimci Kemal Pir’in belirttiği gibi Kürdistan halkının sömürge statüsü sürdüğü müddetçe Ortadoğu’da hiç bir halk özgür olamaz. Kürdistan üzerinden atılan kanlı-kirli kör düğümü parçalamak  özgürlük yürüyüşümüzün en acil ve kutsal işidir. O zaman özgürlük güneşi bütün halkların üstüne doğacaktır.

Yazarın diğer yazıları