Paris zirvesi ve Kürtler

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nı sonlandıran Ateşkes Anlaşması’nın 100. yıl dönümü anma törenleri kapsamında Paris’te buluşan liderler neyi andı, neyi kutladı, hangi konuda anlaştı pek belli olmadı. Paris’te buluşan liderler bu toplantıyla aynı zamanda o ateşkes anlaşmalarını da resmen çöpe atmış oldular.

Savaştan önce hazırlanmış olan Sykes-Picot planı bu savaştan sonra genel olarak uygulanmış oldu. Ama geride hala yerli yerine oturmayan büyük bir kargaşa bıraktı. Bu nedenle aradan 20 yıl geçmeden İkinci emperyalist paylaşım savaşının başlaması sürpriz olmadı. Birincisinden daha yaygın ve kanlı geçen bu savaş sonunda dünya kabaca iki kampa bölündü.

Sosyalist sistem ve emperyalist kapitalist sistem arasındaki, emperyalist sistemle sömürgeler arasındaki çatışmalar gizli ya da açık olarak dünyanın her köşesinde sürdü.

Geçen yüzyılın sonunda soğuk savaş yıllarının ardından SSCB ve reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte dünya yeni bir döneme, üçüncü paylaşım savaşı dönemine girmiş oldu.

Zaten birçok gözlemci „Birinci emperyalist paylaşım savaşı“nın hiç bitmediğini, yüz yıldır bu savaşın birinci, ikinci ve üçüncü aşamalarının yaşandığını değerlendiriyor. Gerçeğe uygun olan da budur. İşte Paris zirvesi de bu nedenle birinci savaşın bitişini anarken, üçüncü savaşın başladığını da resmileştirmiş oldu.

Birinci ve ikinci emperyalist savaşlarda dünya genel olarak paylaşılırken Ortadoğu bölgesi hep muallakta kaldı. Kürdistan’ın dört sömürgeci devlet arasında paylaştırılması ve Kürtlerin her türlü insani haktan mahrum bırakılması o günden beri hep isyanlarla, çatışmalarla dolu olan bir süreç başlattı. Ortadoğu’nun karmaşık durumuna bir de Filistin’in parçalanması ve halkın sürülmesi eklenince hiç bitmeyen bir savaş durumu da orada sürüyor.

Eski planlar, anlaşmalar geçersiz hale gelirken yeni anlaşmalar için kıyasıya bir mücadele sürüyor. Dünyanın emperyal güçleri bir yandan kendi aralarındaki çıkar kavgasını sürdürürken bir yandan da ezilenlerin isyanlarını bastırmaya, kontrol altına almaya ve kullanmaya çalışıyorlar. Yeni statüko oluşturulurken gene Kürdistan halklarını dışlamaya çalışıyorlar. Kürtsüz toplanan Cenevre, Astana, Soçi, İstanbul vd. toplantılar hiç bir çözüm bulamadan dağılıyor. Kürtlere rağmen Kürt çözümü, Kürtsüz Kürt çözümü arandıkça hiç bir ileri adım atılamaz. Paris zirvesinde toplanan liderlerin geçmişi anmaktan çok geleceği kurmak için mücadele ettikleri açıktır. Ama bunu yaparken hala gerçeklere gözlerini kapadıkları, kirli çıkar hesaplarından öte gidemedikleri anlaşılıyor. AİHM’in kaypak tutumu ve ABD’nin PKK liderlerine yönelik karalama-cezalandırma tavrı bunu gösteriyor.

Kürt halkının iradesini görmezden gelme ve inkar etme tavrı son yüz yıllık tarihten hiç bir şey anlamamak ve insanlık dışı sömürgeci politikalarda inat etmek demektir.

Kürdistan’ın parçalanmışlığı ve sömürgeci işgalin sürdürülmesi temelinde yapılan hiç bir anlaşma kalıcı olamaz. Bu, çok daha büyük ve daha şiddetli savaşların tohumunu atmak demektir.

Burada durumu en garip ve kritik olan Türkiye’nin politikasıdır.

Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin tarihten hiç ders almadığı hatta tarihi hiç bilmediği, daha doğrusu görmezden-bilmezden geldiği anlaşılıyor.

Erdoğan içte ve dışta gerilim, savaşı kışkırtma ve toplumu kutuplaştırma-çatıştırma siyaseti ile ayakta kalmaya çalışan bir politika izliyor. İktidarını sürdürebilmek için Kürtleri ve emekçi muhalefetini ezmekten başka bir şey düşünmüyor. Bunu yapabilmek için her türlü iç ve dış gericilikle ihanete varan bir işbirliği yapıyor. Bütün bunları da „Türkiye’nin beka sorunu var“ diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor.

Her gün yeni bir tutuklama furyası, katliam, işgal ve zulüm ile karşılaşıyoruz. Türkiye Erdoğan’ın ırkçı inkar ve imha politikalarında inat ettiği sürece gerçekten ciddi olarak beka sorunuyla karşılaşacaktır.

Yazarın diğer yazıları