‘Parlamentarizm’ nedir? Bir bunaklık hastalığıdır!

Veysi SARISÖZEN

Daha önce ne ise şimdi de o. Değişen bir şey yok.

Aylarca CHP’ye “TBMM’den çekilme” çağrısı yaptık. CHP çekilirse HDP’nin de sine-i halka dönmesini önerdik. CHP çekilmedi. HDP kendisini Meclis’ten atmak isteyenlere karşı “kalarak” direndi.

Ardından yine CHP’ye “erken seçim” darbesine karşı “boykot” çağrısı yaptık. Eğer CHP boykot ilan ederse, HDP’nin de boykot yapmasını önerdik. CHP yapmadı. HDP, boykot yaparsa tüm verillerini AKP’ye hediye edeceği için haklı olarak boykota gitmedi.

Bu laflarımız hemen herkes tarafından bir hayli “tuhaf” karşılandı. Parlamentonun bir “zemin” olduğu söylendi. Elbette bir zemin. Ama kullanılamayan bir zemin.

Legal partiler uzun parlamentaristleşme sürecinin sonunda, “TBMM olmazsa biz de olmayız” sandılar. Oysa onlar olmasa, parlamentonun olamayacağını anlayamadılar. Kullanamadıkları “zemini” öyle bir durumda faşist diktatörlüğün de kullanamayacağını düşünemediler.

Faşizmin sırtından “parlamento” örtüsünü çıkarıp, onu çırılçıplak orta yerde bırakmanın önemi görülemedi.

Faşizm koşullarında seçim de aynen öyle. Seni kazanacağı seçime lütfen sokuyor. Sen de kazanamayacağın seçime gönüllü giriyorsun. Ne oluyor? Sen seçimi kullanamıyorsun, o kullanıyor. Şekildeki gibi.

Oysa CHP ve HDP birlikte seçim oyununda yokuz deseydiler, ne olurdu? Diktatörlük tek kale “seçim maçı” oynayamazdı. Çünkü karşısında gol atması yasak olan bir takım bulamazdı. Ne yapardı? Kumda oynardı.

Faşizmin ayağının altından tek kale maç yaptığı “futbol sahasını” çekip almanın önemini kavrayamadılar.

Parlamentarist soruyor: Meclisten çekildik, seçimi boykot ettik, iyi de biz bu durumda ne yapacağız?

O farkında değil. İşsiz kalmaktan korkuyor. Partisini meclisteki vekillerden ve seçimdeki adaylarından ibaret sanmakta. Vekil vekaleti kimden aldığını unutmuş. Parlamentarizm hastalığı böyle bir bunama hastalığıdır. CHP’nin arkasında 15 Milyon, HDP’nin arkasında 7 milyon insan var. Sen Meclisteyken bu milyonlar ne yapıyordu? Seçim olup bittikten sonra bu milyonlar yerinde mi sayıyordu? Meclisten mi çekildin? Seçimi mi boykot ettin? Bravo. Çıkarırsın lacivertlerini, tayyörünü, giyersin bir tulum, sen de bu milyonların içinde başlarsın konuşmaya: Meclis kürsüsünden ne diyorsan onları dersin. Hatta iç tüzük engeliyle, kürsü önünde yediğin dayakla diyemediğini de dersin, medya tekeli karşısında duyuramadığını da duyurursun.

Parlamentarist sızlanıyor: Bu dediğini parlamentoda kalarak, seçime katılarak yapsak olmaz mı? A benim iki gözüm, olurdu da, zaman “demokrasi zamanı” değil, o parlamentoda kalarak, seçimlere katılarak faşist rejime meşruiyet kazandırır, böylece milyonların arasında yapacağın “anti faşist mücadeleyi” anlamsız kılarsın. CHP’nin 15 milyonuna, HDP’nin 7 milyonuna “bu Meclis gayrı meşru”, bu “seçim kanun dışı” dediğin zaman mı o milyonlar “demek ki başımızın çaresine bakmalıyız” diyerek faşizmi yenmenin yollarını arar; yoksa “bizimkiler seçime katıldı, Meclise girdi, bizimkilerin girdiği Meclisi mi yıkacağız” diye ikircime düştüğünde sonraki seçimi beklemek için evine mi gider?

Hani yargı “ayrışmış” olsa, faşist parti Meclis’te çoğunluğu sağlayamasa, orduda cuntalar cuntalarla yarışsa, polis “Pol-Der, Pol-Bir” diye kavgaya tutuşsa, bir devlet krizi patlamış olsa, parlamentaristin sızlanmalarını anlarım.

Hal böyle bir hal değil. Diktatör 16 yıldır iktidarda. OHAL darbesi yapmış, devlete hakim olmuş. Sen seçime giriyorum sanıyorsun, o seni seçime zorluyor. Giriyorsun. Bir güzel dövüyor. Neden? Çünkü bu “zeminde” faşizmi yenemezsin. O bunu biliyor, “Meclis’te karşıma çık, seçimde benimle yarış” diyerek dalgasını geçiyor.

Geçenlerde ne dedi? Ey Karayılan dağdan şehre in, karşıma çık” demedi mi?

Karayılan da ona “sen dağa gel, gelmezsen şerefsizsin” diye yanıt vermedi mi?

İşte o hesap. Erdoğan CHP ve HDP’ye “ Gelin Meclis’te dövüşelim, gelin seçimde güreşelim” deyip duruyor. Ona verilecek cevap “halkın sinesindeyiz, yüreğin varsa sen oraya gel” demek değil midir?

Yenileceğin minderde görüşmeyeceksin. Sporculuğun da, Devrimciliğin de gerillacılığın da, legal siyasetçiliğin de amentüsü budur.

Şu anda yapılacak bana kalırsa şu:

Bu seçim meşru değildir, diyeceksin.

OHAL kalkmazsa, bütün siyasi tutsaklar serbest bırakılmazsa…

İçerde ve dışarıda savaşa son verilmezse…

Krizin yükü halka değil, parababalarına yüklenmezse…

Bunların tersi olur ve olmaya devam ederse…

Sana buyur kullan bir mühlet veriyoruz. De ki bir ay, istersen altı ay. Vakti geldiğinde Biz faşist rejimin bize verdiği “okkalı maaşları”, makam arabalarını, imtiyazları, dokunulmazlığı kaldırdığımız gibi suratınıza çalarız…

Ve TBMM’yi terkeder halkların sinesindeki yerimizi alırız…

Diyerek, okkalı bir ültimatom vereceksin.

Evet, evet.. Telaş yok. “Hemen” böyle yapın demiyorum elbette. Bir kere daha halkın bu “parlamentarist oyunun” anlamsızlığını kendi deneyleriyle anlamasına fırsat verin. “Zemini” bunun için kullanmayı deneyin. Biraz zaman geçsin. Havayı koklayın. Zamanı kollayın.

Ama sakın “gelecek seçime kadar” bu halkı oyalamayın.

„HDP’nin ne günahı var” diyeceksiniz. Yok elbette. Ben de zaten HDP’nin CHP’yi tam böyle bir “açılıma” zorlayacağını düşünerek bu satırları yazdım. HDP, onbini ve eşbaşkanları hapiste olan bir parti. Şehitler partisi. Gerekirse tek başına bile bayrak açmayı bilir.

Sözlerim “Meclisten” değil, ama, HDP’den dışarı”.

Yazarın diğer yazıları