Patates, domates, patlıcan kuyrukları sana kurban olsun!

75 yıllık Türk tipi demokrasi tarihinde, insanlar sayısız dünya dışı absürtlüklere, inanılmaz yalan, dolana tanık oldu. Orta Anadolulu seçmene deniz vaaddeden bile oldu. Ama, Sülün Osman tarzı propaganda ilktir, bu ülkede.

Sülün, namı “Türk büyükleri” katagorisinden sınırları aşmış, bir dolandırıcıydı. 1950’lerde, kısa elden zengin olma halayiyle, “taşı toprağı altın” denilen İstanbul’a akın eden köylülerin, en saftiriği üzerinde çalışmak, onun iştigal alanıydı.

Ve meslek gereği, onun hayatında da itibardan tasarruf söz konusu değildi.

Rahmetli göz kamaştırmak için, şık giyinip İstanbul sokaklarında, salına salına ava çıkarken paçalarından zenginlik akan bir görkem ağacı görüntüsü yaratmaya özen gösteriyordu. O kadar zengindi ki, adım attığında yere paralar dökülüyor, ama kendisi farkında değildi. Onu gören saftirik, tuz tattırılmış koyunun çoban peşinden gitmesi gibi dökülenleri toplarken tuzağa gittiğinin farkında değildi, elbette.

Birden cebinden parasının döküldüğünü fark edip geriye dönünce, toplayanı görüyor, ama okşayıcı sesiyle “senin olsun, bende çok” diyerek kapana alıyordu. Sonra mı? Sonra çok gelen malında saat kulesini, köprüyü, görkemli binalardan birini, sevabına ucuz fiyatına devrediyordu.

Gelgelelim rahmetlinin ruhu, yıllar sonra Türk devletinin semalarında yeniden takla tazelemeye başladı. Bu kez, Sülün’ün rahmetlisi, yıllardır çalışan hava limanlarını, hastane ve üniversiteleri kendi bağışı olarak kalabalıklara sunuyor, olmamışı olmuş gibi pazarlıyordu:

Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk, “atma Recep din kardeşiyiz” tertibinden, Recep Erdoğan’ın Şırnak konuşmasından bir alıntı yapıyordu:

“Geçtiğimiz yıl, Şırnak’a doğal gaz verdik. Düğmeye basınca ev ısınıyor, artık.”

Dinleyenler, müjdeyi alıp evlerine koşuyordu, ama gerisi hayal kırıklığıydı. Çünkü, gazı getirecek ana boru şehir yakınlarına kadar gelmiş ama evlere bağlantı boruları bile döşenmemişti.

Ama Erdoğan, “evinizde düğmeye basıyor ve ısınıyorsunuz” diyebiliyordu.

Urfalılar ise gözleri yolda, şehirlerine bir hastane yapılmasını bekliyorlardı. Erdoğan müjdeyi haykırıyordu:

“Urfa’da, Allahın izniyle bin 700 yataklık hastanede yapılıyor, bitmek üzeredir.”

Urfalılar, mitingden sonra inşaatı yükselen hastanelerini görmek için kırlara yayıldılar. Ama gözleri boş ve bşlukta kaldı. Yine Saygı Öztürk yazıyor:

“Hastanenin temeli bile atılmamıştı.”

Rahmetli Sülün Osman görkeme düşkündü. Erdoğan’ın da mitingleri görkemliydi, elbette.

Eşitlik üzere namusu ve şerefi üstüne yeminli Recep bey, rakipleriyle yarışmak üzere seçim meydanlarında. Ama öylesine bir eşitlik ve adil bir seçim kampanyası ki, Recep bey halkın vergilerini babasının parası gibi kullanarak, özel makam uçakları ile şehirden şehre uçuyor, inince helikopterler, zırhlı araçlar kendisini bekliyordu. Devletin tüm olanakları, hazretin Saraylı hayatının devamı için emre amadeydi, yani…

Onun harcadığı parada payı olan HDP’lilere ise yer yer şehir ve kasabalara giriş yasaktı. Kürtlerin vergileriyle beslenen, ailelerini besleyen polis, ayrıca Kürtlerin tepesinde sopaydı. Ayıca, yasaklar kitabında yok ama, her bölgenin polis şefi kendince, anında yasak icat ediyordu.

Ve Recep Erdoğan, halkının efendisi olarak gün boyu bir kaç mitingde, televizyon kanallarını dolduruyor, spikerler de sıtma görmemiş sesleriyle ortalığı velveleye veriyorlardı:

“Sayın seyirciler, şekilde görüldüğü üzere halkımız, sevgili Cumhurbaşkanlarını sevgiyle sarıp bağrına basıyor. Muhteşem ve coşkulu bir kalabalık, Cumhurbaşkanımızı alkışlıyor, sevgili seyirciler!..”

Oysa, kalabalığın hikayesi rahmetli Sülün’ün ruhunu bile dik oturtacak nitelikteydi. Mezopotamya Haber Ajansı yazıyodu:

“AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Hakkari’de düzenlediği miting için, devletin bütün kurumları seferber edildi. Askerler, korucular mitinge taşındı. Okullar tatil edildi. Öğrenci ve öğretmenler mitinge taşındı. Elazığ, Van, Erzurum, Ağrı ve Muş plakalı onlarca otobüsün, miting alanına insan taşıdığı gözlemlendi. Şehirde telefon ve internet iletişimi kısıtlandı.”

HDP Yüksekova örgütünden de, bir manzara açıklaması:

“Bindirilmiş kıtalar gibi o şehirden bu şehre taşınan yoksul insanlar, birazdan “Hakkarili sevgili kardeşlerim” olacaklar. Yarın ise “sevgili Vanlı kardeşlerim…”

Erdoğan’ın Mardin, Urfa ve Amed mitinglerinde de, alanlar dolu görünüyordu ekranlarda. Miting alanına alkışçı taşıyan otobüsler İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya plakalıydı. Bazıları Trabzon, Rize, Samsun, Yozgat, Kayseri, Erzurum, Erzincan…

Recep Erdoğan, alkışçılarını da yanında taşıyarak mitingden mitinge seğirten, yer yüzünün ilk politikacısı olmuş oluyordu.

Yüksekovalıların deyimiyle, o alkışçılar Van’da sevgili Vanlı kardeşim, ertesi gün Urfa’da sevgili kardeşim olmuş oluyordu. Manzarayı seyreden Türk, “patlıcan, domates, patates kuyrukları sana kurban olsun, ey dünya lideri” diye gururlanıyordu.

Yazarın diğer yazıları