Pazarlık masası…

Geçtiğimiz günlerde sekiz aydan bu yana tutuklu bulunan gazeteci ve çevirmen Meşale Tolu adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Bildiğiniz üzere başta gazeteci Deniz Yücel olmak üzere Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşları için uzun bir zamandır görüşme trafiği devam ediyor. 

Tolu’nun eşi Suat Çorlu geçtiğimiz ay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Meşale’nin küçük oğlu da çoğunlukla cezaevinde kendisi ile birlikte kalıyordu. Tolu Nisan’da görülecek bir sonraki duruşmaya kadar her hafta karakola imza verecek. 

Tolu’nun tahliye edilmesinin ardından Alman yetkililerden de açıklama geldi. Merkel iyi bir haber olarak değerlendirirken, Dışişleri Bakanı Gabriel ise kararı iç rahatlatıcı buldu. 

Kısa bir süre önce yine tutuklu bulunan gazeteci Deniz Yücel’in yargılanmasına dair bir adım atılmasa da, cezaevindeki tecrit koşulları kaldırılmıştı. 

Bu gelişmelerin daha öncesinden de Büyükada davasından yargılanan insan hakları aktivisti Peter Steudner serbest bırakılmış ve Steudner’nın serbest bırakılması ile ilgili Spiegel eski başbakanlardan Gerhard Schröder’in Merkel tarafından gizli görevlendirilerek Erdoğan ile görüştüğünü ve bir takım pazarlıklar yaptığını yazmıştı. Nitekim daha sonra Spiegel Erdoğan’ın Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşların, Almanya’da bulunan subaylarla takas edilmesini teklif ettiğini yazmıştı. Fakat Erdoğan’ın Kürtleri de pazarlık konusuna dahil ettiğini son dönemlerde Almanya’nın Kürtlere karşı sergilediği baskıcı tavrından tahmin etmek zor değil, zaten her fırsatta hazırladığı ve Alman yetkililere teslim ettiği dosyaları hatırlattığını biliyoruz.

Bunun yanında barış bildirisine imza attığı gerekçesiyle hakkında dava açılan Alman vatandaşı Sharo Garip hakkında yurtdışına çıkış yasağı da kaldırıldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde yardımcı doçent olan Garip bildiriye imza attığı için üniversite ile ilişkisi de kesilmişti. 

Türkiye ile Almanya arasında Schröder’in aracı olduğu pazarlıkların içeriği hakkında Sol Parti’nin verdiği soru önergesine, “devlet sırrı“ olduğu gerekçesi ile yanıt verilmedi. Bu kadar gizli olan pazarlıkların olası sonuçları malumunuz.

Nitekim başta stresli bir ortam yaratılarak DİTİB imamlarına soruşturma açan Almanya, alel acele yürütülen soruşturmayı kapattı. 19 imam hakkında istihbarat bilgileri paylaştıkları gerekçeyle açılan soruşturmanın kapatılma nedeni olarak, bu kişilerin Almanya’yı terk etmiş olmaları ve nerede olduklarının bilinmemesi nedeniyle haklarında dava açılmasının mümkün olmayışı gösterildi. Daha önce Gergerlioğlu, Sayan davaları da benzer şekilde sonuçlandırılmıştı. Almanya’nın kendi sınırları içinde gerçekleşen bu gibi durumlara taviz vermesinin altında elbette iki ülke arasında gerçekleşen, deyim yerindeyse, denge sağlama politikaları yatıyor. Bunu artık bilmeyen yok. Zira gelişmeler açık bir şekilde cereyan ediyor. AKP’nin Almanya faaliyetleri ise gösterilenin aksine sınırlanmıyor bilakis artıyor. 

2014 yılından bu yana Almanya’da silah kaçakçılığından tutun, uyuşturucuya kadar uzanan, her fırsatta nefret söylemleri ile Kürtlere saldıran Osmanen Germania çetesinin lider isimlerine AKP’li vekil Metin Külünk’ün silah alınması için birçok kez para akışında bulunduğunun ortaya çıkması bunun örneklerinden yalnızca biri. Bu bilginin basında yansımasının ardından Emniyet Osmanen Germania çetesinin bağlantılarının araştırılacağını açıkladı. Hatırlarsanız DİTİB davası da böyle bir telaşla başlamıştı. Soruşturmanın nasıl sonuçlanacağı ise bu atmosferde kocaman soru işareti.

Artık Türkiye’de kimin, ne zaman, hangi suçla yargılanacağını birebir Erdoğan’ın belirlediğini batı ülkeleri de çok iyi biliyor. Nitekim öyle bir halet-i ruhiye ki canının istediğini sınır dışı edip, canının istediğini sınırlarının dışına çıkmasını engelliyor. İstediğine terörist diyor, istediğini rehin alarak, müzakere aracı olarak kullanabiliyor. Almanya ise bu anlaşma zemininlerine elverişli bir atmosfer hazırlıyor. Zira bunun en büyük örneklerinden biri de Schröder’in gizli görevle Erdoğan ile görüşmesi idi. Davaların karşılıklı olarak birbirinin faydasına sonuçlanması, Tolu ve Yücel’in durumlarındaki değişiklikler, ki yargılama devam ettiği için rüzgarın hangi tarafta eseceği henüz belli değil, MİT davası süreçleri, örnekleri daha da artırabiliriz, pazarlıkların hala sonuçlanmadığını gösteriyor. Velhasıl pazarlık masası her zaman oturmaya müsait bir şekilde bekletiliyor. 

Yazarın diğer yazıları