Pence’in Hewlêr ziyareti

ABD Başkan Yardımcısı Pence geçtiğimiz günlerde sürpriz bir şekilde Irak’a ve Başûrê Kurdistan’a geldi. Gelişinin gizli kalması için ABD’den Irak’a 15 saatlik uçak yolculuğunu kargo uçağıyla yaptı. Önce ülkenin batısındaki Enbar vilayetindeki Aynu’l Esad Üssü’ne gidip, burada görevli ABD’li askerleri ziyaret etti. Ardından Hewlêr Havaalanına gelip hem Kürdistan Bölge Hükümeti ile görüştü hem de Hewlêr Hava Üssü’ndeki Amerikan askerlerini ziyaret etti.

Ancak ABD yönetiminin iki numarası Irak hükümet yetkilileri ile doğrudan görüşmedi. Pence, Enbar’daki ABD üssünden Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’yi telefonla arayarak, “görüşmek istersen buraya gelebilirsin” minvalinde ‘davette’ bulundu. Irak Başbakanı, otoritesinin iyice zayıfladığı bu dönemde elbette ki bu küçük düşürücü harekete uymadı.

Peki ya Pence ne için geldi? Ziyaretinin amacı neydi? Neden Bağdat hükümetini görmeyip Hewlêr yönetimi ile görüştü?

Resmi açıklamalara ve ziyaretin basında işlenme biçimine bakıldığında öne çıkan üç husus var:

* DAİŞ çetebaşı Bağdadi’nin ölümüyle sonuçlanan özel operasyonu gerçekleştiren Hewlêr’deki Amerikan özel kuvvetlerinin ziyaret edilmesi, asker ziyareti üzerinden ABD’deki iç gündeminin yumuşatılması,

* Irak merkezi hükümetine İran’dan uzak durma mesajının verilmesi,

* Kuzey Suriye’den geri çekilme kararının ardından Kürtlere ABD’nin kendilerine desteğinin sürdüğü mesajının iletilmesi.

Enbar’daki Aynu’l Esad Üssü, geçen yılın sonunda ABD Başkanı Trump tarafından da sürpriz bir şekilde ziyaret edilmişti. Üstelik Suriye’deki Amerikan askerlerinin çekileceği yöndeki açıklamadan tam bir hafta sonra. Bağdat’ın 160 kilometre batısında bulunan üste üç saat geçiren Trump da Irak Başbakanı ile sadece telefonda görüşmüştü.

Yardımcısı Pence ise eşi ve yanındaki bir grup gazeteci ile Enbar’dan sonra Hewlêr’e uçtu. Şimdi denilebilir ki toplam 30 saatlik uçak yolculuğu sonucu hazır gelmişken Hewlêr’e de uğrayıp DAİŞ çetebaşı Bağdadi’nin ölümüyle sonuçlanan operasyonu gerçekleştiren özel kuvvetlerini kutlamak istemiş, gelmişken de Başûr hükümetine nezaket ziyaretinde bulunmuştur.

Ancak geçen ay TC’ye Kuzey Suriye’de -sözde- ‘ateşkes’ kabul ettirmek için Türkiye’ye giden ABD heyeti içinde yer alan Pence’in Irak programının ayrıntısına kadar önceden hesaplanmadığını sanmak saflık olur. Siyaset – Trump yönetimi altında bile – bu şekilde yürütülmüyor.

Enbar’da üst düzeyli generaller tarafından sadece Irak değil, başta Rojava ve Kuzey Suriye olmak üzere bütün bölgedeki askeri gelişmeler hakkında kapsamlı brifing alan Pence’in bu süreçte Irak başbakanı ile görüşmemesi aslında anlaşılır bir durumdur. Bağdat’ta devam eden protesto gösterileri nedeniyle güvenlik sorunundan ziyade Abdulmehdi ile ekstradan, yüz yüze görüşülecek bir şey yok. Zira ABD de -şimdilik- Abdulmehdi’nin görevinin başında kalmasından yana olup, bu konuda İran ile aynı pozisyonda.

Fakat Irak anayasası ve federalizm reformu konusu üzerinden Bağdat-Hewlêr arasında yeni sıkıntıların baş gösterdiği, olası reformlar ile Kürtlerin sahip olduğu statünün sınırlandırılacağı kaygıların yükseldiği bir süreçte ABD başkan yardımcısının Irak merkezi hükümetini görmeyip Kürdistan Bölge Hükümeti ile görüşmesinin anlamı nedir? Bence Pence’in Irak ve Başur topraklarında 7 saat geçirdiği ziyareti açısından sorulması gereken temel soru budur. Pence’in Kürdistan Bölge Başkanı Neçirvan Barzani, Bölge Başbakanı Mesrur Barzani ve Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani ile bir araya geldiği görüşmede “İran destekli Bağdat hükümetine desteğin abartılmaması” uyarısında bulunduğu yönde yorumlar yapıldı. Bunu bilemeyiz. Ancak böyle bir dönemde Hewlêr’i görüp Bağdat’ı görmemek Kürdistan Bölgesini Irak merkezi hükümeti nezdinde ancak hedef yapar.

Gözler Rojava’dayken Başûr’un statü ve kazanımları üzerindeki tehlikeler gözden kaçırılmamalı. Pence, bu ziyaretinde Başûr yönetimine ‘merak etmeyin, Rojava’daki süreç size yansımaz’ türünce rahatlatıcı sözler sarf etmiş olabilir, ancak maalesef gerçek şu ki şu anda bütün Kürtlere karşı kapsamlı bir konsept devrededir. Bunun sonucunda Başûr’da tartışmalı bölgelerin statüsünün referandum yoluyla belirlenmesini öngören 140. maddenin tamamen ortadan kaldırılması, diğer Kürdistan parçaları ile sınırların kontrolünün devlet denetimine geçirilmesi, özerk statünün minimalize edilmesi riski ciddi düzeydedir. Yani dört parçada da Kürtlerin statü sahibi olmaması için paralel uygulanan uluslararası bir konsept devrededir ve bu konseptte ‘iyi Kürtler, kötü Kürtler’ diye bir ayrım yapılmıyor.

Bu süreçte demokratik ulusal birlik siyasetinin geliştirilmesi en çok da bundan ötürü elzemdir. Kürtlerin bu gerçeği doğru bir siyasetle karşılamak ve bu büyük tehlikeyi boşa çıkarmak için ortak hareket etmeye, güçlerini birleştirmeye ihtiyacı her zamankinden daha büyüktür.

Yazarın diğer yazıları