PKK, ABD ve Erdoğan

Türkiye PKK ile savaşı Rojava’da yürütüyor. Bu savaşın en büyük hamlesini DAİŞ (IŞİD) üzerinden 15 Eylül’de başlattı. Saldırıyı 20 Eylül’de Kobanê işgali ile sonuçlandırmak istedi.

“Bütüncül bir plan lazım. Suriye’deki sorunun hesaba katılması lazım. Irak’ı da böyle düşünmek lazım. Hatta bölücü terör örgütünün Suriye kolunun (PYD) da içinde bulunduğu bir çözüm olması lazım. Bakın IŞİD Suriye yönetiminden yararlanıyor. Terör örgütünün kolu (PYD) de söz konusu IŞİD’le mücadele olduğunda ortadan çekiliyor.” Erdoğan bu sözleri BM Toplantısına katılmak için gittiği New York’ta Türk gazetecilerle sohbet ederken dile getirdi. Tüm çalışması Rojava Devrimini tasfiye etmek.
Hazırlık ve plan Kobanê’yi işgal ederek dünyayı orada bir tampon bölgeye ikna etmek. Ama olmadı. Evdeki hesapları Kobanê halkının direnişine çarpıyor.
Erdoğan Kürtleri iki başlı hukuk sisteminin tuzağında tutmaya gayret ediyor.
Nedir bu iki başlı hukuk tuzağı?
İlki protokolde en yüksek konum olan BM ikincisi ise Cenevre Konvansiyonu’nca tarif edilen hukuk sistemidir. Bu iki hukuk sistemi de devletler arası ilişkileri düzenler. Her ikisinde de Kürtler yoktur. Ve Kürtler vatandaşı oldukları dört ülkenin insafına bırakılmıştır. Bir halk olarak Kürtler insan hakları meselesine indirgenmiştir. Bu iki hukuk sisteminin yetersizliğini artık herkes görüyor, çünkü bu hukuk 100 yıl öncesinin hukukudur. Bu şimdi aşılıyor.
Devletler hukukunda yeri olmayan Kürtler hem kurban hem de tek direniş gücü olarak sahnede. Ve devlet olmayan bu halk bazı devletler tarafından ittifak olarak görülüyor. Böyle ilişkileniyor. Şimdi Erdoğan bunu engellemeye çalışıyor.
Türkiye’nin ittifak olarak görmek istemediği Kürtleri ABD bir ittifak gücü olarak görmek istiyor. Yalnız bunu KDP ile yapmak istiyor. PKK’yi ise ideolojik çizgisi nedeniyle kabul etmiyor. Yine de açıktan çatışmaktan da kaçıyor. Kaçıyor çünkü ilerde ittifak olasılığını tümü ile yok etmek istemiyor. Açıktan bir karşıtlığı gelişmez. PKK Bakur ve Rojava’da mevcut posizyonunu korursa bölgesel bir aktör olarak uluslararası güçlerle ittifak şansı artar.
ABD Rusya ile de anlaşarak Suriye’de ortak bir çözüm için anlaşmıştı. Ama bildiğimiz Katar, Suudi ve Türkiye engeli bunun önünü aldı. Sonradan bildiğimiz Ukrayna Krizi çözüm ihtimalini tümü ile çökertti. Eğer bildiğimiz Ukrayna krizi olmaz ve Gülen’in bilinen operasyonları içerde Erdoğan’ın halk desteğini azaltsaydı iktidarı biterdi.
Erdoğan 2013 Newroz’unda Öcalan’ın başlattığı barış sürecini Gülen ile yürüttüğü iktidar kavgasında ve ABD ile bölgesel politikalar nedeniyle yaşadığı problemden güçlü çıkmak için kullandı. Kürt hareketi ise içerde ve dışarda yaşadığı çelişki ve çatışmayı kullanmadı, kullanmak istemedi. Legal demokratik Kürt hareketi ise hükümeti bu süreçte çözüme zorlayacak kadar güçlü durmadı.
Başka önemli bir hususta şudur: Birçok kişi ve çevre DAİŞ’in bir ABD ve İsrail yapımı olduğunu söylüyorlar. Bu değerlendirme kuşku yok ki bölgesel destekçilerini gözden kaçırmaya dönük ve bilinçlidir.
DAİŞ bir Türkiye, Katar ve Suudi yapımıdır. En azından bu kadar güçlenmesi ve geniş bir alanda hakim olması bunların işi. En çokta Erdoğan Türkiye’sinin bir icraatı ve yapımı. Erdoğan’ın DAİŞ ile kurduğu ilişkiyi KCK yönetimi defalarca dile getirdi. Bu bilinmesine rağmen Bakur’daki barış görüşmelerinde Erdoğan bir partner olarak masada göründü. KCK yönetimi defalarca uyarı yapmasına rağmen bunu aşamadı. Erdoğan Rojava’da DAİŞ üzerinden saldırırken Bakur’da aynı masada oturmak ciddi zayıflatıcı bir durum oluşturuyor.
Erdoğan Türkiye’sinin bir kaç ay öncesine kadar ABD ile dolayısıyla İsrail ile ciddi problemler yaşadığını bilmeyenimiz yok. Hatta ABD Erdoğan iktidarını devirmek için ciddi operasyonlar yaptı. Erdoğan’ı deviremediler, çünkü Kürt hareketi çözüm sürecini başlattığı ortağını arkadan vurmak istemedi. Ama Erdoğan böyle yapmıyor. Görüşme yaptığı ortağını arkadan vuruyor. Kobanê’de yaşanan bu. Bir yandan burada çözüm için görüşmeler yaparken öbür yandan DAİŞ canilerini destekledi. Onları besledi. Silah taşıdı, para taşıdı eleman taşıdı. Ve haince vurdu.
DAİŞ’i bugün Kürtlerin üzerine süren kapitalist modernitenin büyük güçü olarak ABD değil; Türk hükümetidir. Bunu böyle okumazsak doğru bir ittifak ilişkisi yapılamaz. Kim ne derse desin çözüm süreci ve ittifak ilişkileri yeniden kurulmayı gerektiriyor.

Yazarın diğer yazıları