PKK, gençlik ve devrim

PKK bir gençlik hareketi olarak ortaya çıktı. Kürdistan gibi dünyanın en zor sorunlarından birisini çözmek iddiasıyla örgütlendi. Dört devlet tarafından bölünmüş ve paylaşılmış bir ülkede devrim yapmak herhangi bir toplumsal sorunu çözmek gibi ele alınamaz. Kürdistan’ın bu statüsü tüm dünya tarafından da kabul edilmiş, ölüme ve kaderine terk edilmişti.  

Şimdi PKK’nin kuruluşunun 40. yılını kutluyoruz. Bu Kürdistan tarihinde bir ilktir. PKK ile başlayan birçok ilk Kürdistan’da yaşandı. İlk defa emekçi sınıflara, aydınlara dayanan devrimci bir hareket olarak yaşama merhaba denildi. İlk defa güçlü bir kadın hareketi yaratıldı. Kırk yıl savaşan ama yenilmeyen, kesintisiz bir mücadele geleneği ve mirası yaratıldı. Özcesi sürekli büyüyen, kendisini yenileyen ve devrim içinde devrimler yaratan bir hareketle Kürdistan tanıştı.

Kürdistan tarihinde bu kadar etkili olan ve devrimlere damgasını vuran PKK bir gençlik hareketi olarak doğdu. Bu karakteri çok önemlidir ve mutlaka üzerinde ciddi durulması gerekir. Ayrıca PKK bu gençlik karakterini hep korudu. Apocu ruh olarak da tanımlayabileceğimiz yenilmez bir ruh ve moralle donandı. Bugün Kürdistan gerillasını temsil eden HPG de bir gençlik örgütüdür. Genel yapısı gençlerden oluşmaktadır.  Gerilla atılganlığından ve fedai ruhundan, hızından bir şey yitirmediği gibi giderek gelişmekte ve derinleşmektedir.

Genelde devrimlerde gençliğin önemli bir rolü vardır. Ancak PKK geleneğinde durum daha özeldir. Tüm süreçlerde gençlik devrimin motoru ve öncüsü olmuştur. Kadını ve erkeğiyle gençlik Kürdistan toplumuna kendisi olma bilincini ve ruhunu aşılamıştır. Kendisi olmaktan çıkmış, tanınmaz haldeki bir topluma ben varım dedirtmiştir. Ben varım demek Kürdistan’da tüm yıkımlara ve katliamlara göğüs germek demektir. Irkçılığa ve faşizme karşı soylu bir direnişe karar vermektir. En zayıf haldeki bir halktan en büyük direnişi sergileyen bir halka geçişe öncülük yapılmıştır.

1970’lerde Deniz, Mahir ve İboların öncülük ettiği Türkiye devrim hareketi de bir gençlik hareketiydi. Gençliğin potansiyeli ve devrimci çıkışı Türk egemenlerini titretmiştir. Onun için kanla devrimci çıkışı boğmaya girişmiş, kısmen de bunda başarılı olmuşlardır. Bu devrim liderleri imha edilmiş, hareketleri daha kökleşmemişken biçilmiştir.

1980’lere gelindiğinde Türk devleti aynı kanlı senaryoyu, militarist ve faşist saldırıları örgütlemiştir. Bu defa PKK gibi devrimci bir hareket de sahneye çıkmıştır. 12 Mart’tan çıkardığı derslerle ordu daha derin ve kapsamlı bir darbe hazırlığı yaptı. Maraş katliamıyla sıkıyönetim ilan ettiler ama devrimci gelişmeyi durduramadılar. Ardından 12 Eylül 1980’de faşist darbesi tezgahlandı. 12 Eylül darbesi Kürdistan sorununu kökünden çözmek istedi. İnkâr ve soykırımla sorun tarihe havale edilecekti. Türkiye devrimci hareketi de bastırılacak, faşizm egemen kılınacaktı.

Darbenin en büyük hedefi yine gençlik olmuştu. Özal’ın hazırladığı ekonomik paketler engelsiz uygulanıyordu. Türkiye her yönüyle kapitalizme açılıyordu. Militarist, faşist zorbalık eşliğinde kapitalist yaşam tarzı teşvik ediliyordu. Gençlik önünü göremez, ülke sorunlarıyla ilgilenemez hale getirilmek isteniyordu. Bunun için özellikle bireycilik ve köşe dönmecilik kışkırtılıyordu. Apolitik, güdüleriyle yaşayan bir nesil yetiştirmek istediler. Alkol, uyuşturucu ve fuhuşta giderek artma görüldü. 

AKP iktidarı da aynı politikalara dini de alet ederek gençliği devrimci ve isyancı karakterinden uzaklaştırmaya, faşizmin yedeğine almaya devam etti. Uzun yıllar Fethullah Gülen’le birlikte gençliği kendi kadro devşirme alanları olarak ele aldılar. Devletin olanaklarını da kullanarak gençliği özüne ters, biat etmiş, faşist sistemi sorgulamayan, tüketici, ırkçı, milliyetçi bir çizgiye çekmek için uğraşıp durdular. MHP’nin yanına AKP ve Gülencileri de yerleştirerek faşizmin kitle tabanını yaratmak için gençliğe yöneldiler.

Tüm eğitim kurumları bu faşist güruhların eline verildi. Basın-yayın araçları bunun için seferber edildi. Okuldan atmalar, işten çıkarmalar, gözaltılar, hapishane ve işkencelerle gençlik yıldırılmak, teslim alınmak istendi. İçi boşaltılmış, sinmiş, tüketime endeksli bir gençlik onlar için en ideal çözümdü. AKP ve faşist güçler gençlikten, devrimden korkuyorlardı. Gençliğin adalet, özgürlük ve eşitlik arayışlarını saptırmak ve bastırmak için insanlık dışı tüm yöntemleri kullandılar. 

AKP ve MHP iktidarı şimdi gençlerin PKK’ye katılmasını engellemekle övünüyorlar. Türkiye’nin tüm sınırlarına duvarlar örüyorlar. Milyarlarca parayı keşif uçaklarına, hava saldırılarına harcıyorlar. Savaştıracak asker bulamayınca şimdi paralı askerleri öne sürüyorlar. Korucuları asker yapmak için rütbe vereceklerini söylüyorlar. Gençliğin yozlaşması ve ajanlaştırılması için tüm insanlık dışı yöntemleri kullanıyorlar. 

Devletin gençliğe yönelik oyun ve hesapları ortada. Bu yozlaşma ve ırkçı, faşist politikalara karşı en doğru cevap yine PKK’nin saflarında buluşma, devrimci idealizmi kuşanma ve örgütlü direnişi büyütmedir. 40. yılında Apocu ruhu yükselterek PKK’yi büyütmek, yenilmez kılmak Kürdistan gençliğinin yakıcı görevi olarak durmaktadır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found