PKK karşıtlığı

Geçtiğimiz hafta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile avukat görüşü yine yaptırılmadı. Böyle kritik bir süreçte siyasal tutum olduğu netçe görülen bir şekilde bu görüşmenin engellenmiş olması elbette önemlidir. Bu önem Kürt Halk Önderi’nin durumundan çok Türkiye siyaseti açısından geçerlidir. Çünkü Önder Abdullah Öcalan şimdiye kadar barışçıl çözüm için mevcut koşullarda yapabileceğinin hepsini yapmıştır, hem de fazlasıyla yapmıştır. Bu nedenle de en son görüşmede avukatlarına “Görüşe gelmeyebilirsiniz” demiştir.
Bu açıdan, dikkat edilirse avukat görüşünün engellenmesinin Kürt Halk Önderi açısından ciddi bir önemi ve etkisi yoktur. Fakat Türkiye siyaseti açısından önemi çoktur. Türkiye’nin bir demokrasi ve hukuk devleti olduğunu söyleyenleri yalanlayan somut bir kanıttır. Dahası İmralı sisteminin nasıl bir rehine sistemi olduğunu da gösteren açık bir olaydır. Çünkü “Demokratik Çözüm” ve “Adil Barış” protokollerini hazırlayıp sunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu temelde sürecin ilerletilememesi nedeniyle hem PKK’yi hem de devleti eleştirmiş, son avukat görüşmesinde “Bu koşullarda artık yapabileceği bir şeyin kalmadığını” belirtmiştir. Hükümet tarafından avukat görüşünün engellenmesi işte bu tutuma bir cevap olmaktadır. Açıkça Kürt Halk Önderi’ne yönelik “Barış için değil, PKK’nin tasfiyesi için çalışacaksın” baskısı yapılmaktadır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hukuk gereği olan avukat görüşünün siyasi bir kararla engellendiği aynı hafta içinde oldukça dikkat çekici başka bir olay daha yaşanmıştır. Kürdistan’da reformist-teslimiyetçi çizginin kuramcısı olarak tanınan Kemal Burkay, yani başka bir Kürt Lider otuz bir yıldır yaşadığı İsveç’ten Türkiye’ye dönmüştür. Elbette bu dönüş bir bakıma normal görülebilir ve “Bunda ne var” denilebilir. Fakat bu dönüş öyle normal ve kendiliğinden bir dönüş değildir. Bir yıl önce bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ve yardımcısı Bülent Arınç’ın özel çabası sonucunda gerçekleşmiştir. Kemal Burakay’ı İstanbul hava alanında Vali yardımcısı karşılamış, polis tarafından sıkı korunan bir otele yerleştirilmiş, kendisine emniyet tarafından özel bir güvenlik tahsis edilmiştir. Dahası bir düzen içinde özel kabuller yaptırılmakta, stüdyo stüdyo dolaştırılıp TV ekranlarında canlı özel yayınlara çıkartılmaktadır.
Bütün bunları görünce insanın “Devletin ve basının Kemal Burkay aşkı ne kadar da fazlaymış” diyesi geliyor. Ama elbette gerçek böyle değil, ortada Kemal Burkay aşkı falan yok. Eğer olsaydı otuzbir yıldır sürgünde sürünmek zorunda kalmazdı. Peki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile avukat görüşünün bile engellendiği hafta devleti ve hükümeti Kemal Burkay ile bu denli birleştiren şey ne? İşte bunu sağlayan iki husus var: Birincisi AKP Hükümeti’nin yeni stratejisi, ikincisi ise âdeta bir kuyruk acısı haline gelmiş olan PKK karşıtlığı! İşte görünüşte aşk düzeyinde olan bu birlikteliği sağlayan şeyler bunlar.
Kim ne derse desin, Türkiye ve Kürdistan’da devlette ve bazı çevreler içinde ciddi bir Apo ve PKK karşıtlığı var. Öyle ki bu karşıtlık bazen akıl sınırlarını da zorlayan ve ideolojik-politik farklılığı tümden aşan bir noktaya varıyor. Hikâyedeki kuyruk acısı gibi yani! Yeminli bir düşmanlık gibi yaşanıyor. Her şeyi ile reddetme olarak ortaya çıkıyor. Üslûpta çoğunlukla küfür ve hakarete varıyor. Birbiriyle en düşman ve kavgalı olanları bile birleştiriyor. Örneğin son Kandil saldırısında İran ile ABD’nin aynı cephede yer alması gibi!
Kemal Burkay’ın geliştirdiği ideolojik-politik çizginin temel bir özelliği de böyle. Zaman zaman bu özelliği giderici tutumlar içine girmeye çalışsa da, bir bütün olarak kendini bundan kurtarabilmiş değil. Herkes biliyor ki, PKK’ye ilk olarak “Terörist” diyen Kemal Burkay’dır. Bu tutumu Türkiye’nin özel savaş yönetimlerine önemli destek sağladığı gibi, uluslararası alanda Kürt Özgürlük Hareketi’nin “Terörist” olarak nitelenmesinde de âdeta yol gösterici olmuştur. Bu nedenle, eğer yeninden başlayacaksa Kemal Burkay’ın bu tür konularda özeleştiri yapma borcu vardır.
Belliki “PKK karşıtlığı” hastalığına tutulmuş olanlardan biri de AKP ve Tayyip Erdoğan’dır. Bu bir kompleks gibi bir şeydir. Elbette bunun kaynağı Kürtlere ve Kürdistan’a dayatılan soykırım ve sömürgeciliktir. Kendisini Kürt soykırımından sorumlu gören herkeste bu hastalık bir biçimde vardır. Örneğin TC devleti böyle bir hastalık kompleksle muzdariptir. Şoven Türk milliyetçiği de özü itibarîyle böyledir. Öyle anlaşılıyor ki, devletle bütünleştikçe ve devletleştikçe AKP ve Tayyip Erdoğan da aynı hastalıkla bulaşık hale geliyor. Bugün AKP siyasetini tümüyle PKK karşıtlığı belirliyor. PKK’ye karşı olan neyse onu yapıyor, kim PKK’ye karşıysa onunla birleşiyor. Geçmişte PKK’ye karşı savaşan özel savaş hükümetleri gibi yani. Günümüzde AKP ile Kemal Burkay’ı birleştiren de işte bu hastalık oluyor. Kemal Burkay ne derse desin, devletin ve AKP Hükümeti’nin yaklaşımı kesinlikle böyledir. Eğer Kemal Burkay böyle olmasını istemiyorsa, o zaman bu gerçeği görerek buna karşı mücadele eder.
AKP Hükümeti’nin yeni stratejisine gelince, aslında ortada yeni bir strateji de yok. AKP 2009 Mayıs’ında ortaya attığı “Açılım” oyununu devam ettirmeye çalışıyor. Neydi bu oyunun temel özelliği? İçi boş demokratikleşme söylemiyle âlemi aldatmak ve beklenti yaratmak, hukuku ve silahı kullanarak başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere tüm gerçek demokrasi hareketin tasfiye etmek! İşte gerçek AKP stratejisi budur. Baştan beri olduğu gibi, özellikle 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden bu yana bu stratejiyi uyguluyor. İki yılı aşkın süredir uygulanan bu stratejinin sonuçları da ortada.
AKP Hükümeti şimdi de bu stratejiyi daha da derinleştirerek uygulamaya çalışıyor. İkinci komplo düzeyindeki yeni saldırı planı da bu çerçevededir. ABD ve AB ile bu çerçevede anlaşmıştır. İran, Suriye ve Irak siyasetlerini buna göre yürütmektedir. KDP ve YNK ile ilişkilerini buna göre düzenlemektedir. İşte Kemal Burkay’ın Türkiye’ye dönüşünü âdeta devlet töreniyle karşılarken, 12 Haziran seçimi öncesi oluşan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu bölmeye çalışması da bu amaçladır. TSK karargahındaki dizayn ile yeni “Özel Harekat Birlikleri” örgütleme çabası da bunun bir parçasıdır.
AKP’nin yeni politik planı netleşmiştir. Siyasî ve askeri operasyonları en üst düzeyde yoğunlaştırmaya çalışmaktadır. Zaten siyasî soykırım operasyonları devam etmektedir. İran ve YNK ile anlaşarak Kandil üzerinden PKK’ye yönelik bir stratejik askeri saldırı başlatmıştır. Ramazan’dan sonra da Behdinan’a, Medya Savunma Alanlarına yönelik daha kapsamlı bir askeri saldırı yapacaktır. Yeni genelkurmay ve özel harekât ordusu bunun hazırlığıdır. İşte Kürt soykırımını gerçekleştirmek için böyle topyekûn bir stratejik saldırı yaparken, Kemal Burkay ve benzerlerini de iç ve dış kamuoyunu aldatmak için bir vitrin olarak kullanmak istemektedir. “Biz Kürtlere değil, teröre karşıyız” demek istemektedir. Şiddetle ezilen Kürtlerin Kemal Burkay etrafında toplanmasını planlamaktadır. Taki PKK yok edildikten sonra da sıra Kemal Burkay’a gelecektir.
Kemal Burkay bütün bunlara karşı olduğunu söyleyebilir. Devlet ve hükümetle herhangi bir anlaşmasının olmadığını belirtebilir. Nitekim bunları ifade de ediyor. Kemal Burkay’ın niyet ve hesaplarında bunlar olmayabilir. Zaten biz de olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat devlet ve AKP gerçeği de böyle, belirttiğimiz gibidir. Kemal Burkay’ın niyet ve hesapları dışında böyledir. Eğer gerçekten hükümetle bir anlaşması yoksa, o halde hükümetin bu gerçeğini görmeli ve bu yaştan sonra da hata yapmamalıdır, AKP’nin sinsice geliştirdiği soykırıma alet olmamalıdır. Hatta mümkünse oluşmuş Kürt demokratik birliğine katılarak, AKP’nin bu oyunlarının bozulmasına katkı sunmalıdır.
Halk açısından da şunları belirtelim: Kim ne derse desin, son derece kritik bir sürece girmiş durumdayız. AKP’nin niyet ve planları tehlikelidir. Yeni bir uluslararası komplo saldırısı başlamıştır. Herkes bu gerçeği iyi görmeli ve bu tehlikeli AKP saldırı ve oyunlarına karşı uyanık olarak gereken direnişi göstermelidir. Kürt halkının geleceğini ve özgürlüğünü bu kutsal direniş belirleyecektir!..    

Yazarın diğer yazıları