PKK’nin 35 yılı

PKK’nin 35. kuruluş yıldönümü, Ulusal Diriliş Bayramı olarak kutlanıyor. Kürdistan halkına ve tüm ezilenlere kutlu olsun. Bunun önemini anlamak için, 35 yıl öncesini hatırlamak ve bugüne-geleceğe bakmak gerekiyor. 35 sene önce, adı bile yasak olan bir halk, bugün bölge ve dünyanın yeniden yapılanmasının kilidi olmuştur. Bu gelişmeyi ve nedenlerini iyi anlamak gerekiyor.

PKK’den önce de Kürtler özgürlük uğruna birçok kez ayaklanmışlardı. Ama emperyalist devletlerin ve bölge sömürgeci devletlerinin birlikte vurdukları zincirleri kıramadılar. Çünkü, yapılan ayaklanmalar geleneksel Kürt egemen sınıflarının önderliğindeydi. Bu nedenle bir parçada bile halkın birliğini sağlayamıyor ve zayıf kalıyordu. Bin bir türlü tuzakla-oyunla saldıran sömürgeciler ayaklanmayı, direnişi kanlı katliamlarla, soykırımlarla ezebiliyordu.
PKK, Kürdistan tarihinde Kürdistan’ın en yoksullarına, en ezilmişlerine dayanan ilk ve tek hareketti. Sadece ulusal baskıya karşı değil, sınıfsal baskıya-her türlü ayrımcılığa karşı da bayrak açtı. Nüfusun yarısı ve ezilenlerin de ezileni olan kadınların özgürlüğünü temel aldı. Milliyet-din-mezhep ayrımcılığına karşı tüm ezilenlerin özgürlüğünü savundu. Bu nedenle kurulduğu günden beri de, geniş çevrelerin uykularını kaçırdı. Sömürgeci devletlerin korkuları açıktır. Ama bir de işbirlikçi Kürt egemen sınıfları tarafından PKK’ye karşı bir çember oluşturuldu. Kendi sınıfsal egemenliklerinin sarsıldığını gören işbirlikçiler, gerekirse sömürgecilerle her türlü işbirliği yaparak Kürdistan devrimini boğmak istediler. Bunların sloganı “Biz Kürtlere değil, PKK’ye karşıyız” oldu.
Gözümüzün önünde yaşanan Rojava devrimine dikkatle bakarsak, adeta PKK tarihinin özetini görürüz. Rojava’nın en yoksulları, bütün ezilenlerle birleşerek tertemiz bir halk devrimini başarmışlardır. Yönetim tamamen halkın elindedir. Kadınlar ve gençlik devrimde temel rol oynamaktadır. Farklı milliyet-din ve inançlardan halklar tüm özgürlüklerini kazanmışlardır. Türkiye’de hala alt yapısı var-yok denilerek “anadilde eğitim” tartışması yapılıyor. Ama Rojava’da Kürtçe’yi bırakalım, Süryanice anadilde eğitim bile başlamıştır. Halklar özgür-eşit olunca bütün zorlukları aşmaktadır.
Rojava’da, devrimi korumak için halk yediden yetmişe canını dişine takmışken, bazıları hala Rojava devrimine karşıdır. Rojava’daki demokratik halk yönetiminin yıkılmasını ve iktidarın kendilerine verilmesini istemektedir. Bu konuda TC-AKP ve herlesle işbirliği yapmaktadır. Bugüne kadar PKK’ye saldıranlar, bugün de Rojava devrimine saldırmaktadır. Hepsinde aynı çıkar hesapları, demokrasi düşmanı egemenlik kaygıları vardır. Onlar, Paris komününü ezmek için, düşmanları olan Alman burjuvazisiyle işbirliği yapan Fransız burjuvalarına benzemektedirler. Sınıf egemenliğini sürdürme kaygıları her türlü ulusal ihanete kapı açmaktadır.
Dikkatle izlenirse, 35 senedir PKK’ye kimler saldırıyorsa, bugün de onlar saldırmaktadır. PKK’ye kimler saldırıyorsa, Rojava devrimine de onlar saldırmaktadır. Ne kadar şaşırtıcı ve acı olursa olsun gerçek budur. Kürtler ulusal özgürlük, sınıfsal özgürlük ve kadın özgürlüğü mücadelesini birlikte vermektedir. Birçok çelişkinin ezilenler lehine çözümlenmesi karmaşık gibi görünse de, kaçınılmaz bir mücadele süreci gerektiriyor. Sömürgeciler tarafından dörde bölünmüş Kürdistan arasındaki sınırlar aşındı ve anlamsızlaştı. Kürdistan halkı kaderinin bir olduğunun bilincine ulaştı. Böylece ulusal birlik de özgürlük mücadelesiyle sağlanıyor.
Türkiye kritik bir süreçtedir. Sürdürülen ateşkes ve demokratik çözüm sürecine paralel olarak çok önemli üç seçimin arefesindedir. Bu süreç sadece görüşme ve müzakere süreci değil, aynı zamanda şiddetli bir mücadele sürecidir. Sayın Öcalan’ın tarihi Newroz çağrısında açıkça belirttiği gibi “Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır.” Mücadele her alanda özgül biçimleriyle yükselmektedir.
Kürdistan halkı ve bölgenin tüm ezilen halkları, özgür-eşit-demokratik geleceklerini kazanmak için birleşmek ve kazanmak gücüne sahiptir. Kimsenin gücü eski statükoyu sürdürmeye yetmez. Bölgesel ve evrensel kriz, bütün ezilenlerin özgürlüğü temelinde aşılabilir. 35 yıllık mücadele bütün ezilenlere bunun yolunu göstermektedir. Rojava’da tutuşturulan meşale bütün bölgeyi aydınlatmaktadır.

Yazarın diğer yazıları