PKK’nin 4 stratejik dönemi

 ‘’Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü stratejik dönemlerde yüzlerce ve binlerce taktiğe başvuruldu. Özellikle ikinci stratejik dönem çok zengin ve hareketli geçen bir gerilla savaşı dönemini ifade ediyor ki, o dönemde taktik uygulama çok daha yoğun ve yaygındı. Bu dördüncü stratejik dönemde de durum benzerdir. Neredeyse günde iki sefer taktik değiştirme, yeni taktiklere başvurmak gerekebiliyor.’’

SALİH DOĞAN

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, 41 yıllık PKK tarihinde yaşanılan dört stratejik dönemin hangi esaslar üzerine şekillendiğini belirtti. ANF’nin sorularını yanıtlayan Kalkan  PKK bilimsel bir hareket olduğunu; felsefe ve ideolojinin gereklerine göre hareket ettiğine dikkat çekti ve ekledi: “41 yıllık mücadele pratiğinin tecrübeleri neyi nasıl yapmamız gerektiğini bize öğretti. 40 yıldır gerilla temelinde direnen bir hareket ve halk konumundayız. O halde düşmanımızı tanıdık, koşulları gördük. Var ve özgür olmanın nasıl mücadele etmekle mümkün olduğunu bizzat yaşadığımız pratik tecrübelerden öğrendik. O halde somut ve gerçekçi olmalıyız. Hayallerden, beklentilerden kendimizi kurtarmalıyız.’’

***

“Öncelikle özgürlük öncümüz PKK’nin resmi kuruluşunun 41. Yıldönümünün yani parti bayramımızın başta Önder Apo olmak üzere tüm yoldaşlara halkımıza ve dostlarımıza kutlu olmasını diliyorum. 42. Parti yılında özgürlük ve demokrasi mücadelelerinde başarılı olacaklarına inanıyorum. Başta büyük şehidimiz ve PKK’nin anısının örgütlenmesi olan Haki Karer yoldaş olmak üzere bugüne kadar sayıları 40 bini aşan kahraman şehitlerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. 42. Parti yılında amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü bir kere daha yeniliyorum.

Bu temelde sorulan soruya gelirsek kuşkusuz PKK bilimsel bir harekettir. Felsefe ve ideolojinin gereklerine göre hareket ettiği gibi, siyaset ve askerliğin gereklerine göre de hareket etmektedir. Siyaset ve askerlik biliminin ise en temel iki unsuru strateji ve taktik olmaktadır. Bu nedenle 41 yıldır siyasi ve askeri alanda var olan ve mücadele eden PKK’nin de farklı dönemlerde esas aldığı stratejiler ve taktikler söz konusudur. Önder Apo “Strateji, düşünce; taktik ise uygulamadır” dedi. Genelde stratejiye ‘yol çizme, yol bulma’ tanımları da getiriliyor. Taktik ise pratik adımları, uygulamaları ifade ediyor. Strateji, bir amaç doğrultusunda yürütülecek mücadelenin yolu; taktik ise o yolda atılan her bir adımı ifade ediyor.

Geçen 41 yıllık süre içerisinde PKK’nin dört stratejik dönemden geçtiğini biliyoruz. Şu an dördüncü stratejik dönem içerisinde bulunuluyor ki, bu 2010’dan itibaren PKK hareketinin yürüdüğü stratejik yolu ifade ediyor. Bunu “Devrimci Halk Savaşı Stratejisi” olarak da tanımladı.

Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü stratejik dönemlerde yüzlerce ve binlerce taktiğe başvuruldu. Özellikle ikinci stratejik dönem çok zengin ve hareketli geçen bir gerilla savaşı dönemini ifade ediyor ki, o dönemde taktik uygulama çok daha yoğun ve yaygındı. Bu dördüncü stratejik dönemde de durum benzerdir. Neredeyse günde iki sefer taktik değiştirme, yeni taktiklere başvurmak gerekebiliyor. Sabah-akşam politika değişikliği gerekebiliyor. Siyasi-askeri mücadele bu denli hızlı ve hareketlidir. Bu hıza ulaşabilmek için de değişen koşulların gereklerine göre anında yeni politikalar belirlemek, politik değişiklikler yapabilmek, politik-askeri mücadelede başarı sağlatacak taktikler belirleyip gerekli taktik adımları başarıyla atabilmek gerekiyor.

Birinci stratejik dönem

Bu genel izahlar çerçevesinde PKK’nin birinci stratejik dönemini “ajanlaşmış yapı kurum ve kişilere karşı devrimci şiddet” temelinde mücadele stratejisi olarak tanımlayabiliriz. “Kürdistan Devriminin Yolu” manifestosunda Önder Apo partileşme sürecinin stratejisi olarak böyle bir stratejik tanımlamayı yapmış ve yazılı olarak geliştirmiştir. Önder Apo böyle bir siyasi-askeri mücadele sürecine girilişine de 18 Mayıs 1977 Antep’te Haki Karer yoldaşın katledilmesine dayandırmıştır. Söz konusu katliama kadar PKK genel teorik-ideolojik hat oluşturmaya çalışan bir grup düzeyinde olduğunu, bu temelde propaganda ve eğitim çalışması yürüttüğünü, 18 Mayıs 1977 Antep katliamıyla yani gruba öncülük eden Önder Apo’nun “benim gizli ruhum gibiydi” dediği Haki Karer yoldaşın katledilmesiyle aşıldığı, belirgin hale geldiğini ortaya koymuştur.

Bunu belirgin kılan nedir? Karşı tarafın yani TC devletinin tutumu, içine girdiği politik-askeri süreç olmuştur. Bu süreç neyi ifade ediyor? İşte hala bir teorik gelişme düzeyinde de olsa, henüz bir propaganda grubu düzeyinde bile bulunulsa, sadece Kürtlerin varlığı, özgürlük ve demokrasi haklarının propagandası yapılıyor olsa da buna devletin katliamla cevap vermesi durumudur.

Böyle bir katliam başta Önder Apo olmak üzere Apocu gruba ‘devam edenin sonu böyle katledilme olacaktır, bu işten vazgeçin, bu çalışmalardan uzak durun’  mesajını vermiştir. Bu son derece açık ve net bir gerçekliktir. Bunu neyle yapmıştır? Böyle bir katliamda dikkat edelim ajan ihbarcı yapıyı kullanmıştır. Onları örgütleyen polis ağını kullanmıştır. Yerel işbirlikçi-ajan kesimlere dayanmıştır. Nitekim bir yıl sonra da Hilvan’da “Süleymanlar” denen aşiretçi çete, MHP-Polis işbirliğiyle Halil Çavgun yoldaş benzer bir biçimde katledilmiştir.

Bu durum şu gerçeği ortaya çıkarmıştır: Sömürgeci egemenliği sürdüren, soykırım uygulayan devlet Kürdistan’da kendisini yoğun bir ajan, işbirlikçi, ihbarcı birey ve kurumlarla şekillendirmiş, toplum üzerinde böyle bir hakimiyet kurmuştur. O halde topluma ulaşabilmek için bu ajan, işbirlikçi ağın kırılması gerekir. Bunlar kırılmadan topluma ulaşmak mümkün değildi.

Ulusal kurtuluş bilincini, örgüt ve eylemin gerekliliğini propaganda ederken sözlü propagandanın önü Antep Katliamıyla kesilince bu sefer propaganda yani eğitim ve örgütlemeyi PKK basit bireysel küçük silahlarla silahlı propaganda tarzında yapmayı öngörmüş ve Hilvan-Siverek direnişleri bu noktada ileri bir düzeyde çok daha kompleks bir yapı arz etmiş, ama Kuzey Kürdistan’ın birçok alanında da ona bağlı olarak söz konusu ajan, işbirlikçi yapılara karşı geliştirilen böyle bir eylemlilik toplum üzerindeki bu ajan ağını ürkütmüş, korkutmuş, parçalamış böylece toplum o egemenlikten kurtularak PKK ile ilişkilenen, özgürlük bilinci edinen, özgürlük eylemine yönelen bir hareketlilik kazanmıştır.

PKK’nin işçi ve emekçilere, kadınlara, gençlere toplumun en dinamik kesimlerine ulaşması, taraftar bulması, örgütsel olarak büyümesi böyle gerçekleşmiştir. 1977-80 arasında özgürlük mücadelesine öncülük edecek devrimci bir parti olarak PKK’nin doğuşu, şekillenmesi resmen ve fiilen gerçekleşmiştir. Ayrıntıda, uygulamada birçok hatası, eksikliği, başarısızlığı olsa da genel stratejik hedef olarak devrimci bir partinin başarıyla kuruluşu gerçekleştirilerek aslında söz konusu stratejik dönem öngörülen amaca ulaşmıştır.

İfade ettiğimiz sürecin 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle yeni bir durum kazandığı, kendini yeni bir siyasi-askeri duruma evrilttiği bilinmektedir. Böylece 12 Eylül darbesi ile başlayan sürece ise PKK yeni bir mücadele stratejisi oluşturarak girmeyi gerekli görmüş, bunu 1981 Temmuz ortasında Lübnan-Filistin sahasında gerçekleştirdiği PKK 1. Konferansında yazılı ve sözlü bir stratejik analiz haline getirmiştir.

İkinci stratejik dönem

Pratik olarak 12 Eylül 1980’den 1993 Mart’ına kadar, fakat resmiyette ise Ocak 2000 yılına kadar geçen süreci ikinci stratejik dönem olarak tanımlayabiliriz. Aslında esas stratejik dönem 12 Eylül 1980 darbesinden sonra başlayan, 1993’teki ateşkese kadar olan süreçtir. PKK Önderliği 93 ateşkesiyle birlikte yeni bir süreç değerlendirmesi yaparak yeni bir stratejik çizgi geliştirmek isterken bu durum TC devlet yönetimine hakim olan çeteci güçler tarafından engellenmiş, dolayısıyla söz konusu süreç Ocak 2000’de gerçekleşen 7. Kongreye kadar uzamıştır. İkinci stratejik dönemin analizini, karar ve kabulünü 1981 Temmuz ortasındaki 1. Konferans belirlerken, yeni bir stratejik değişimi 2000 yılı Ocak ayında yapılan PKK 7. Olağanüstü kongresi gerçekleştirmiştir.

İkinci stratejik döneme “uzun süreli halk savaşı stratejisi” diyoruz. PKK 1. Konferansında bu tartışılıp değerlendirilmiş teorik analizi geliştirilmiş ve karar haline getirilmiştir. Ardından “Kürdistan’da Zorun Rolü” isimli kitapta bu stratejik mücadele çizgisi çok yönlü bir teorik izaha kavuşturulmuştur.

Bu dönemde değişen karşı tarafın durumudur. Evet Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürdistan üzerindeki sömürgeci-soykırımcı egemenlik olarak varlığını sürdürmektedir ama 1980’e kadar bu egemenliği toplum üzerinde daha çok ajan, işbirlikçi yapıyla sürdürürken PKK’nin bu yapıyı darbeleyip dağıtması ardından 12 Eylül darbesiyle de ordu bu yapıyı bir tarafa iterek hatta var olan devlet kurumlaşmasını bir tarafa iterek Kürdistan’da sömürgeci-soykırımcı egemenlik olarak sadece darbeyle yönetimi ele geçiren ordu gücünü ortaya çıkartmıştır. Artık sömürgeci-soykırımcı egemenlik siyasi-askeri boyutta tek bir güç olarak ordu gücü olarak ortaya çıkmıştır. Siyasi partileri, onlara dayalı bütün kurumlaşmaları 12 Eylül darbesi yok etmiştir. Her şeyi ordu gücüyle ve askeri emirle yürütür hale gelmiştir. Artık siyasi, ideolojik, örgütsel çalışma yapmanın, mücadele etmenin koşulları Türkiye’de ve Kürdistan’da kalmamıştır. En küçük bir imkan bile 12 Eylül darbesi bırakmamıştır.

İşte 12 Eylül darbesinin dayattığı askeri saldırıya karşı PKK’de kendi stratejisini “uzun süreli halk savaşı stratejisi” olarak tanımlamıştır. Bunu üç stratejik aşama olarak öngörmüştür. Stratejik savunma, stratejik denge, stratejik saldırı aşamaları temel mücadele biçimi olarak gerilla savaşını değerlendirmiş ve esas almıştır. Bu çerçevede programda belirlediği amaca ulaşmak için bir mücadele yolu çizmiştir. Bunun için esas ve temel aldığı güç işçi-köylü aydın gençlik ittifakıdır. Bu birliğin birinci stratejik temel halkası Türkiye Demokratik Devrim Hareketidir. Üçüncü stratejik halkası Kürdistan Ulusal Hareketidir. Dış stratejik ittifak halkası sosyalist devletler, hareketler ve tüm devrimci demokratik güçlerdir. Taktik ittifaklar ise tüm darbeye karşı olan, faşizme karşı olan, halkların özgürlüğünden yana olan ve TC devletiyle çelişen tüm güçlerdir. Böyle bir ittifak öngörmüştür.

İkinci stratejik dönem olarak belirlenen dönem böyledir. Nitekim bunun hazırlık çalışmalarını gerilla eğitimi temelinde yapmış, 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli eylemleriyle bu stratejik çizgiyi Kuzey Kürdistan’da Botan-Hakkari hattı merkez olmak üzere uygulamaya koymuştur. 1993’e kadar amansız ve kesintisiz bir gerilla savaşını bütün zorluklarına rağmen yürütmeye çalışmıştır. Böyle bir mücadeleyle 12 Eylül faşist askeri darbesini teşhir ettiği, zayıflattığı, darbelediği gibi Kürt sorununu açığa çıkartmıştır. Dünyada, Türkiye’de Kürtleri tanınır, Kürt sorununu bilinir, Kürtlerin haklarını konuşulur hale getirmiştir. Aslında stratejik müttefik olarak öngördüklerinin başarılı olamaması bu stratejinin tam başarısını engellemiştir. 90’ların başına geldiğinde stratejik dengeye doğru gidilirken iki stratejik müttefike dayanarak bu stratejik başarıyı sağlamayı öngörmüş durumdaydı. Fakat bilindiği gibi bu iki stratejik müttefik gereklerini yapamadı. Biri Türkiye Demokratik Halk Devrimiydi, tamamen tasfiye olmuştur. Kürdistan’da gelişen ulusal kurtuluş devrimiyle yürüyecek devrim yapacak düzeyde değildi.

Sovyetler Birliği’nin çözülmesi durumu da ikinci stratejik müttefiki de ortadan kaldırmıştı. Stratejik müttefiklerinin yok olması sonucunda PKK, Botan-Behdinan’da bir kurtarılmış alan yaratıp Kürt sorununun çözümünü oraya dayandırmak istedi. Bu yönlü pratikte sınırlı kalsa da bazı adımlar attı. Sonuçta karşı tarafında ciddi biçimde zorlanması, bölgedeki gelişmeler, dünyadaki gelişmeler, Körfez Savaşı’nın etkileri vb. durumların sonucunda özellikle Özal kişiliğinin de devreye girmesiyle 93 Mart’ında ateşkes ilanına gidildi.

Ateşkes 1. Konferansla belirlenen stratejinin sonuydu. Çünkü o strateji 12 Eylül darbesiyle somutlaşan devlet sistemini yıkıp Kürt sorununu çözümünü öngören yeni bir devlet yapılanmasını amaçlarken, ateşkes karşıdaki devleti yıkmaktan vazgeçmeyi, onu demokratik dönüşüme uğratmayı hedeflemeyi içeriyordu. Böylece amaçta bir değişiklik vardı. Dolayısıyla bu amaca uygun olarak da yol ve yöntemlerde değişiklik geliştirmeyi PKK Önderliği öngörüyordu. Fakat bunu TC devletine, onun ordusuna hakim olan topyekun özel savaşçı çete yönetimi engelledi, ateşkes sürecini sabote etti. İmha saldırılarını dayattı. PKK’de söz konusu imha saldırılarını önlemek için amansız bir gerilla direnişine yöneldi. 93-98 böyle büyük bir direnişle geçti. Buna rağmen stratejik değişimi 1 Eylül 1998 ateşkesiyle PKK Önderliği öngördü. Buna da küresel kapitalist modernite sistemi, Kürdistan’da sömürgeci-soykırımcı egemenliği sürdüren esas güç uluslararası komplo saldırısıyla engel olmaya çalıştı. Bu durum 9 Ekim 1998 komplosu, ardından 15 Şubat 1999 komplosundan giderek stratejik değişim tanımlaması ancak 2000 yılı Ocak’ında yapılan 7. PKK kongresine kaldı.

7. Kongreye giderken 15 Şubat komplosu temelindeki saldırılarını değerlendiriyordu. Burada temel tutum Önder Apo’ya yaklaşımdı. 11 Ocak’ta Ecevit başkanlığındaki DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti idamı uygulamayacağını kararlaştırdı ve açıkladı. 2 Ağustos 2002’de Anayasadan, yasalardan idam cezasını kaldırdı. Böylece askeri saldırılarla imha yaklaşımı mevcut devleti yöneten güçler tarafından geriye çekilmiş oldu. PKK’de bu durumu değerlendirerek 7. Olağanüstü kongrede ‘uzun süreli halk stratejisi’ni değiştirdi. İmralı mücadelesi merkez olmak üzere yeni strateji olarak ‘demokratik siyasi mücadele stratejisi’ni esas aldı. Böylece yeni bir stratejik mücadele süreci başladı

Demokratik siyasi mücadele süreci

2000 Ocak ayından 2010 Haziran’ına kadar böyle bir on yıllık somut demokratik siyasi mücadele stratejisi süreci yaşandı. Burada temel mücadele demokratik siyasi mücadeleydi. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın demokratik eylemliliğiydi. Hedef faşist sömürgeci-soykırımcı zihniyet ve siyaseti değiştirmek, Kürt varlığını ve ulusal haklarını kabul ettirmekti. Böylece demokratik siyasi mücadeleyle Türkiye’deki demokratikleşmeyi geliştirerek Kürt sorununu da bu demokratikleşmenin bir temel parçası olarak çözmeyi öngördü.

Çok yoğun kitlesel eylemliliğin, demokratik siyasi mücadelenin geliştiği bir süreçtir. Kitle eylemleri en ileri düzeyde olmuştur. Türkiye’de demokratikleşme arayışları, çabaları belli bir gelişme sağlamıştır. Diğer yandan çeşitli düzeylerde görüşmeler ortaya çıkmıştır. İmralı’daki görüşmeler, Oslo görüşmeleri vb. görüşme süreçleri ortaya çıkmıştır. Bunlar temelinde demokratik siyasi mücadele ve müzakere yöntemleriyle Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün gerçekleştirilmesi sağlanmak istenmiştir. Bu sürecin uzun bir döneminin ateşkes koşullarında geçtiği, 1 Haziran 2004’ten itibaren ateşkes sona erse de düşük yoğunluklu bir askeri hareketliliğin olduğu, tamamen demokratik siyasetin önünü açmaya dönük bir askeri durumun yaşandığı bilinmektedir. Gerisi tümüyle halkın mücadelesi, demokratik siyasi görüşmeler, parlamento mücadelesi gibi yöntemlerle geçmiştir.

2000 yılından itibaren resmen ve fiilen gelişen bu stratejik mücadele sürecinde 2009 yılının son derece belirleyici özellikler taşıdığı bilinmektedir. Bunlar nedir? Her şeyden önce 29 Mart 2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerdir. Bu seçimlerde Demokratik Toplum Partisi, Kürdistan’da yüzde yetmişe yakın oy almayı başarmıştır. -Ki bizzat Türkiye’yi yöneten güçler AKP  hükümeti söz konusu seçimi aslında Kürt sorununa yaklaşımda bir referandum gibi değerlendirmişlerdir. Bunun ardından hemen PKK yeniden ateşkes ilan ederek demokratik siyasi çözümün önünü açmak istediğini duyurmuştur. AKP iktidarı bunun karşısında zorlanınca “Kürt açılımı, demokratik açılım” gibi kavramlar geliştirmeye yönelmiş, buna karşı Önder Apo Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü için “Yol Haritası” hazırlamış 15 Ağustos 2009’da AKP hükümetine vermiştir.

Demokratik siyasi mücadele gelişimiyle iyice sıkışan AKP, Yol Haritasını gizlediği gibi, boşa çıkartıcı çabalar içerisine girmiştir. Önder Apo bunları etkisiz kılmak için Kandil’den ve Maxmur’dan iki grup halinde barış ve demokratik çözüm grubunun Türkiye’ye gelmesi çağrısı yapmış ve 19 Ekim 2009’da PKK tarafından bunlar da gönderilmiştir.

Bütün bu taktik adımlar ‘Kürt açılımı’ ve ‘demokratik açılım’ adlarıyla hile yapmaya çalışan AKP yönetiminin maskesini düşürünce ve demokratik siyasi mücadeleyi çok ileri düzeye çıkartınca bu sefer AKP, demokratik siyasi mücadele koşullarını tümden ortadan kaldırarak darbe niteliğinde bir siyaset değişimine gitmiştir. En başta İmralı’da Önder Apo’nun kaldığı yer ve koşullar değiştirilmiş Önder Apo demiyle “tabutluk” gibi bir yere konmuştur. Bunu 17 Kasım’da yapmıştır. Önder Apo bunu “17 Kasım darbesi” olarak daha o zamandan zaten tanımladı.

Diğer yandan seçilmiş belediye başkanlarını tutuklamış, Demokratik Toplum Partisi yöneticilerini tutuklamışlardır. En son 11 Aralık’ta Demokratik Toplum Partisini de kapatıp eşbaşkanlarına siyaset yasağı getirerek, aslında demokratik siyasi mücadelenin koşullarını tümden bitirmiştir. Bir askeri darbe niteliğinde demokratik siyaset yapmayı imkansız hale getirmiştir.

Bunun doğru olmadığına yönelik Önder Apo’nun uyarıları dikkate alınmayınca nitekim 2010 Mayıs’ında Önder Apo “artık demokratik siyaset yapmanın, müzakere geliştirmenin koşulları kalmamıştır” diyerek geri çekilmiştir. O zamana kadar çözümde aracı olmak için çaba harcarken artık bunun gerçekleşme koşulları kalmadı diyerek geri çekilmiştir. Demokratik siyasi mücadele yürütme koşulları kalmayınca da PKK yine strateji değiştirmek zorunda kalmıştır. AKP hükümetinin geliştirdiği yeni siyasi-askeri süreci değerlendirerek üçüncü stratejik döneme son vermiş dördüncü stratejik döneme girildiğini ilan etmiştir. Yani demokratik siyasi mücadele stratejisini sona erdirmiş, onun yerine “Devrimci Halk Savaşı Stratejisi” ile mücadele yürüteceğini ilan etmiştir.

Bu geçen süreçte PKK paradigmasal değişim ve dönüşüm de yaşamıştır. Devrim anlayışında, Kürt sorunun demokratik siyasi çözümünde, yeni anlayışlar, devlet+demokrasi biçimindeki bir çözüm programını da ortaya çıkartmıştır. Buna dayalı olarak Kürt sorununun çözümü için öngördüğü yeni ideolojik-siyasi programa dayalı olarak yeni bir askeri-siyasi mücadele yöntemini devrimci halk savaşı stratejisi olarak tanımlamış ve uygulamaya koymuştur. Son 10 yıldır da “dördüncü stratejik dönem” dediği devrimci halk savaşı stratejisi temelinde mücadele yürütmektedir. Aslında 2009’dan itibaren başlattığı süreci bugüne kadar son on yıldır AKP yönetimi giderek MHP ile de ilişki ve ittifakı derinleştirerek sürdürmüştür. Türkiye’yi tam bir faşist sömürgeci-soykırımcı diktatörlük haline getirmiştir. On yıldır da çeşitli taktikler uygulayarak farklı taktik aşamalardan geçerek böyle bir faşist-soykırımcı saldırıya karşı PKK, devrimci Halk Savaşı Stratejisi temelinde mücadele etmiştir ve etmeye devam etmektedir.”

Yarın: Devrimci Halk Savaşı dönemi

Yazarın diğer yazıları

    None Found