PKK’nin 40. mücadele yılı -II-

PKK’nin kendisinden önceki ve sonraki hiç bir örgüte benzemediğini söylemiştik. Bu PKK için hem zorlukların artması hem de başarının anahtarı oldu.

Hiç bir örgüte benzemediği, hiç bir örgütün devamı gibi bir iddiası olmadığı için geleneksel yapılar tarafından baştan beri düşmanlığa varan bir şüpheyle karşılandı. Bu birçok engelle boğuşmak demekti. Ama aynı zamanda PKK’yi geleneksel paslanmış kalıplardan kurtarıyor, özgürleştiriyor ve PKK’nin önüne yepyeni ufuklar açıyordu.

Bazıları PKK’nin başarısını „Tabii ki onlar ulusal hareket, işleri kolay“ diye geçiştirdi. Ulusal hareket olmanın başarıyı getireceği gibi bir kural olmadığı gibi pratikte tam tersi görülüyordu. PKK’den önceki ve sonraki nice ulusalcı hareket hiç bir kalıcı başarı kazanamadığı gibi ayakta kalmayı bile başaramadı.

Yine bazıları „Tabii, onlar silahlı mücadele veriyor“ diyordu. Oysa PKK’den önce de sonra da silahlı mücadele veren nice hareket var ki onlar da ciddi bir iz bırakamadan dağılmaktan kurtulamadı.

PKK’nin kurucu kadroları Türkiye solu içinde yetişmiş olmalarına rağmen 1971 yenilgisinden ve Kürdistan tarihindeki yenilgilerden büyük dersler çıkarmış olarak mücadeleye atıldılar. Bu nedenle onların düştüğü hatalardan da dersler çıkartarak aynı hatalara düşmediler.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı 1930’larda yazdığı „İhtiyat Kuvvet Şark“ adlı çalışmasında „Kürdistan sömürgedir. Kürdistan komünistleri ayrı örgütlenmeli ve Türkiye komünistleri Kürtlere yardımcı olmalı, ağabeylik yapmalı“ diyordu. Ama o zamanki Türkiye komünistleri bu gerçekliği kavramaktan çok uzaktı. PKK, o zamanki Türkiyeli komünistlerin yardımı bir yana neredeyse toplu engelleriyle karşılaştı ve bunları aştı.

Kürdistan İşçi Partisi (PKK) sosyalist bir partiydi. İlk günden beri işçi-emekçi karakteri, sınıfsal yapısı apaçıktı. Ama soğuk savaşın dogmatik partileri gibi dar kalıpların kör esiri olmadı. Kürdistan’ın öncü partisi Fransız Komünist Partisi ya da Japonya Komünist Partisi gibi mi olacaktı? Bu mümkün müydü?

PKK kurulduktan sonra sömürgeciliğe ve uzantısı olan egemen feodal yapıya karşı çetin bir mücadeleye girdi. Bu mücadelede yoksul köylü yığınlarıyla kaynaştı.

PKK kurulduğunda „Kürdistan’ın nüfus ve toprak olarak en büyük parçası Kuzey’dir. Toplumsal olarak en gelişkin olan parçası da Kuzey’dir. Bu nedenle Özgürlük Hareketine öncülük etmesi gereken de Kuzey’dir“ diyordu. Tarihsel gelişme de bunu doğruladı.

Partiya Karkerên Kurdistan(PKK) özgürlükçü-yurtsever bir partiydi. Bu nedenle ilk günden beri ilkel milliyetçi-feodal geleneğin reddi üzerinde yükseldi.

PKK, sömürgeciliğin kadın köleliği üzerine kurulduğunu görmüştü. Bu nedenle kadın köleliğine karşı amansız bir mücadeleye girişti. Geleneksel sol’un bilinen kadın hakları, eşitliği vb. söylemlerini çok çok aşan bir kadın özgürlük mücadelesine ağırlık verdi. Bu da Kürt kadınlarının ve toplumun özgürleşmesinde yeni bir çığır açtı.

Başkan Öcalan „Ortadoğu’da ne dar sınıfçılık, ne dar milliyetçilik, ne de dar dincilik-mezhepçilik, aşiretçilik ve ailecilik bizi kurtarır. Hepsi de bize felaket getirir. Tutarlı bir yurtseverlik ve en geniş demokrasi, herkese demokrasi, ancak o zaman hepimiz biraz nefes alabiliriz“ diyordu. PKK’nin yurtseverliği onu ilk günden beri dört parçaya karşı da sorumlu ve tutarlı kılıyordu. Bu nedenle dört parçada da sempati topladı.

PKK’nin sınıfsal yapısı ve sosyalist-enternasyonalist değerlere bağlılığı onu hem Kürdistan’ın dört parçasında hem de bölgede yaşayan tüm halklarla kaynaştırdı. PKK enternasyonalizm adına zamanın Sovyetçi-Maocu ya da Enver Hocacı kalıplarına teslim olmadı. Daha kuruluş aşamasında Kemal Pir, Haki Karer gibi devrimcilerin katılımını sağlayan PKK, gelişen süreçte bütün halkların desteğini kazandı.

PKK ile aynı ideolojik-politik çizgiye bağlı olan PYD, Rojava’da tüm halkları birlikte özgürlüğe götürebiliyorsa bu temelin sağlamlığını ve doğruluğunu gösteriyor.

Dünyanın 1970’lerdeki Vietnam devriminden beri neredeyse unuttuğu enternasyonal dayanışma ruhu Rojava devrimi ve Kobanê direnişi sürecinde yeniden şaha kalktıysa, binlerce genç gözünü kırpmadan ölüme koşarken dünyanın dört bucağından gelen gençler Rojava devrimi için canlarını, kanlarını verdiyse burada en büyük pay PKK’nin devrimci ideolojisinde, APOCU ruhundadır.

39 yıldır her türlü devrim düşmanı her yolla PKK’yi tasfiye etmek istedi. Bu saldırıların sonucunda binlerce devrimci direndi ve özgürlük için can verdi. Hala daha da her yerden kavga ve şehit haberleri geliyor.

Başkan Öcalan yoldaş 19 senedir esir ve bütün insan haklarından mahrum olarak hukuk dışı bir zulüm olan ağır tecrit altında rehin tutuluyor.

Öcalan yoldaş, siyasi diyalog süreci sırasında „Halk özgür mü ki, ben özgür olayım? Halk ne kadar özgürse ben de o kadar özgürüm“ diyordu. Bugün ne halklarımız özgür ne de Öcalan yoldaşımız.

Ama özgürlüğe olan inancımız dipdiri ayakta, mücadele her yerde ateş içinde yükselerek sürüyor.

PKK’nin 40. mücadele yılı Başkan Öcalan ve hepimiz için, tüm ezilenler için özgürlük yılı olsun!

Yazarın diğer yazıları