PKK’ye karşı olan DAİŞ’ten yana olur – Sinan YEKBÛN

Demokratik Suriye Güçleri (QSD) elinde tutuklu olan bir DAİŞ şefi, “Şam’a saldırmak için hazırlanırken, Erdoğan’dan aldığı talimat sonrasında Bağdadi yönümüzü Kobanê’ye cevirdi” diyor. Yani DAİŞ’i 15 Eylül 2014 günü Kobanê’ye saldırtan kişi TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oluyor. Yine DAİŞ’in halifesi Ebubekir Bağdadi, TC denetiminde olan İdlib’de öldürülmüş bulunuyor. Yardımcısı ve DAİŞ sözcüsü ise TC’nin kaymakam atadığı Cerablus’da vurulup öldürülüyor.

Herhalde DAİŞ’in kim olduğunu anlamak için bunlar yeterlidir. İdlib ve Cerablus’un TC denetiminde ve de yönetiminde olduğu açıktır. TC’nin bu alanlardaki denetim ve yönetimine izin ve destek veren güçlerin de ABD ve Rusya Federasyonu olduğu ortadadır. Belli ki Musul ve Rakka’da kurulduğu ilan edilen “Irak-Şam İslam Devleti”, buralar DAİŞ karşıtı güçler tarafından kurtarıldıktan sonra esas olarak İdlib ve Cerablus’ta kurulmuştur. Yani ‘Irak-Şam İslam Devleti’nden ‘İdlib-Cerablus Çete Devleti’ne yatay bir geçiş olmuştur.

Tayyip Erdoğan’ın “Güvenli Bölge” dediği, Trump ve Putin tarafından da onaylanmış olan bölge işte budur. Açık ki burası başta DAİŞ, El Kaide ve Ahvani Müslümîn olmak üzere bil cümle faşist çete grupları için güvenli bölge olmaktadır. Şimdi 9 Ekim gününden bu yana yürütülen işgal saldırıları ile işte bu bölgeye Girê Spî ve Serêkaniyê gibi alanlar da dahil edilmek istenmektedir. Yani 2014’ten beri DAİŞ’e karşı savaşan ve onu yenen başta Kürtler olmak üzere bölgenin diğer halkları buralardan göçertilerek, bu alanlara DAİŞ ve El Kaide çeteleri yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Olup bitenlerin en kısa özeti işte budur.

Peki Rakka’da oturan ve Rakka özgürleştirilince de büyük olasılıkla Deyra Zor taraflarına çekilen DAİŞ şefi Ebubekir Bağdadi, özgürlük hamlesi bu alana da yönelince İdlib tarafına ve TC sınırının 5 kilometre dibine nasıl geçmiştir? Bu geçişe ve Bağdadi’nin İdlib alanında kalışına kimler ne tür destekler vermiştir? Bağdadi’nin Türkiye’ye geçmek istediği yönündeki açıklamalar doğru mudur? Eğer doğru ise bu geçişte TC güçlerinin ve örneğin MİT’in ne tür desteği vardır? DAİŞ sözcüsü TC Yönetimindeki bir avuçluk Cerablus’da kimlerin desteği ya da izni ve koruması ile kalabilmiştir?

Buraların denetimsiz ve boş alanlar olmadığı, dolayısıyla gizli kalınamayacağı açıktır. Örneğin Rakka ve Deyra Zor hattından İdlib’e geçebilmek için Rusya ve Suriye rejim güçlerinin denetimindeki bölgeden geçmek gerektiği ortadadır. O halde Bağdadi’nin Fırat Havzasından İdlib’e geçişi hakkında Rusya Yönetimi ile Esad Rejiminin bilgisi vardır. Yine İdlib’in TC denetiminde kalmasını savunurken, ABD Yönetiminin esas olarak oradaki çeteleri korumaya çalışmış olduğu açıktır.

Şimdi bütün bu somut gerçekler ortadayken, ABD ve Rusya Yönetimlerinin AKP-MHP iktidarı ile “DAİŞ’e karşı ittifak yaptık” demelerinin anlaşılır ve kabul edilir ciddi bir yanı var mıdır? Hele hele mevcut Trump Yönetiminin, tıpkı Tayyip Erdoğan gibi, “PKK ve DAİŞ’e karşı ortak mücadele ediyoruz” demesinin, dahası “PKK DAİŞ’ten daha kötü” diye ekleme yapmasının anlaşılır ve kabul edilir bir yanı olabilir mi?

Burada şu gerçekliğin altını kesin ve net bir biçimde çizmemiz gerekiyor: Kim ki PKK ile DAİŞ’i yan yana getiriyor ve onlara karşı birlikte mücadele ettiğini söylüyorsa, çok iyi bilinmeli ki böyle birisi esas olarak DAİŞ’e destek veriyor ve PKK’ye karşı mücadele ediyordur. Çünkü küresel düzeyde birbiriyle en çok savaşan ve karşıtlaşan iki güç PKK ile DAİŞ’tir.

Herhalde bu gerçeği burada ispat etmeye gerek yoktur. Çünkü DAİŞ çetelerine karşı Ortadoğu çapında en çok mücadele eden, on bir bin şehit vererek bu faşist çeteyi yenilgiye uğratan gücün Kürtler olduğunu herkes bilmekte ve de kabul etmektedir. İşte DAİŞ’i yenen bu Kürt ile PKK de özdeştir. DAİŞ’e karşı savaşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başlatmış, Kürdistan ve Ortadoğu’da böyle bir mücadeleye PKK öncülük etmiştir. Bugün bu mücadele ‘2 Kasım Dünya Rojava Günü’ eylemleri temelinde küresel bir mücadele haline gelmiştir.

‘2 Kasım Dünya Rojava Günü’ eylemlerini, faşist-sömürgeci-soykırımcı zihniyet ve siyaset ile Kürt varlık ve özgürlük hareketi arasındaki küresel düzeyde yaşanan bir mücadele olarak tanımlayabiliriz. Burada Kürt düşmanı faşist-sömürgeci-soykırımcı zihniyet ve siyaseti temsil eden gücün esasta DAİŞ çeteciliği olduğu açıktır. Kürt varlık ve özgürlük mücadelesini de esas olarak PKK’nin temsil ettiği ve yürüttüğü ortadadır. O halde küresel düzeyde süren bu mücadele, esas itibariyle bir PKK-DAİŞ mücadelesidir, bu iki güç arasında süren bir mücadeledir. Peki küresel düzeyde birbiriyle mücadele eden bu iki güce birlikte karşıt nasıl olunabilir? Böyle olunamayacağı açıktır ve nitekim olunamamaktadır da. Böyle olduğunu iddia eden temel güç Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğüdür ki, onlar da esas olarak DAİŞ’e verdikleri desteği gizleyebilmek için bunu yapmaktadırlar.

Aslında AKP-MHP faşizminin böyle yapması anlaşılırdır. Çünkü PKK öncülüğünde verilen Kürt varlık ve özgürlük mücadelesi tarafından iyice kuşatılmış ve dünyadan tecrit edilmiştir. Bu durumdan kendini kurtarabilmek için de PKK’yi, dünyadan tecrit edilmiş diğer bir güç olan DAİŞ’in yanına koymaya ve böylece PKK’yi tecrit ederek kendini tecritten kurtarmaya çalışmaktadır. Ancak aynı şeyi ABD ve Rusya Yönetimlerinin de yapması, dar bir bakışla AKP-MHP’nin oyununa gelmek olurken, esas itibariyleyse ideolojik bir duruş olduğu ve bu temelde PKK’ye karşıt olurken esasta DAİŞ tarafında bulunulduğu anlamına gelmektedir.

Dikkat edilirse, Kürtler, emperyalistlerin kendi aralarındaki ve emperyalistlerle sömürgeciler arasındaki çıkar mücadelesinin kıskacı içine alınmış bir toplum durumundadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan buna “Soykırım kıskacı” demekte ve “Kürt kapanı” olarak tanımlamaktadır. Bu öyle bir kıskaç ve kapan ki, Kürtler emperyalist hegemonyaya karşı çıksalar sömürgeci devletlerden yana sayılmakta, sömürgeci işgale karşı mücadele etseler bu sefer de emperyalistlerin uzantısı olarak görülmektedirler. İşte iki yüz yıllık bu tarihsel handikapı aşan ve söz konusu güçler arasındaki çıkar çelişkilerinden de yararlanarak Kürt varlık ve özgürlük mücadelesini geliştiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK olmuştur. Bu mücadele günümüzde küresel gericilikle küresel özgürlük ve demokrasi güçleri arasındaki bir mücadele haline kendini getirmiştir.

İşte işin esası budur. PKK ile DAİŞ’i yan yana koymaya ve birlikte göstermeye çalışanlar, esas itibariyle bu gerçeği bulandırmak ve kendi iki yüzyıllık oyunlarını devam ettirmek isteyenlerdir. Ancak bu oyun bozulmuş, PKK öncülüğünde Kürtler dünya haklarıyla, kadın ve gençleriyle özgürlük ve demokrasi çizgisinde buluşmuştur. Hem de küresel demokratik devrime öncülük eden ve ilham veren bir çizgide bunu yapmaktadır. Günümüz dünya gerçeği budur ve bu gerçek gelişip zafer kazanacaktır. PKK ve Kürtler de buna öncülük etmenin onurunu sürekli yaşayacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found