19.7 C
Berlin
Pazartesi, Ağustos 19, 2019

PolitikART

Yusuf Değirmenci: Serçe

Avuçlarımda biriktirdiğim rüzgarlar, seni okşamak istiyordu dedi. Sık, ama sık söylenir bir şey olmuştu bu!.. Bulunduğumuz bahçe, baharın sonuna yapraklarını döküyordu.

HASRET BİRSEL: Her çiçek kendi toprağında güzel kokar

Tanıdığım mülteci bir kadın, sürgün olmayı şöyle tanımlamıştı: “Keşke… Keşke şimdi Diyarbekir zindanında tutuklu olsaydım. Bir gün cezamın biteceğini ve özgür olacağımı hayal ederdim. Baktım devlet beni imha edecek, ver elini dağlar derdim. Ama şimdi kör, sağır ve dilsiz biri gibi yaşıyorum. Ne özgürlüğü? Kocaman, uçsuz bucaksız bir cezaevindeyim.’’

editörden

İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan sürgünü, bir insanın veya insan grubunun yaşadığı topraklardan, kültüründen ve inancından koparılarak, yollarda veya diasporada yok etme hareketi olarak tarif etmek mümkündür.

ENVER TOKSOY*: Sürgün ve sürgünlük halleri

İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır sürgün ya da sürgünlük halleri. Komünal toplumlarda toplumsal güvenliğe ilişkin olarak yani üretim araçlarının ortak mülkiyetine karşı işlenen suçlarda ortaya çıkan sürgün uygulaması, sınıflı toplumlarda egemen sınıfların egemenliğinin korumasının bir aracıdır artık.

CAHİT MERVAN: Ebedi mahkumiyetin diğer adı: Sürgün

Sürgün insanını 'sınıflandırmak’ ne kadar doğrudur acaba? Çoğu kez sürgün insanını yani kendimizi 'siyasi’, 'ekonomik’ veya başka bir adla anarız. Bunu daha çok da sürgün oluş nedenlerine, nedenlerimize göre yaparız. Yani bir 'önceki hayatımıza’ göre.

Sürgün dipsiz bir kuyu gibi

Yıllardır ülkelerinden uzaktalar… Politik sebeplerden dolayı ülke hasreti çeke çeke, yaban ellerde ömür çürütüyorlar. Kimisi sürgün yaşamını tatsız tuzsuz bir yemeğe, kimisi ise dipsiz bir kuyuya yapılan bir yolculuğa benzetiyor. Herkesin ortak umudu, bir gün ülkelerine dönüp özgürce yaşamak.

ERDİNÇ BAYSAL: Eski Tüfek’in vasiyeti!

"Yolun düşerse kıyıya bir gün ve maviliklerini denizin seyre dalarsan, dalgalara göğüs germiş olanları hatırla! Selamla yüreğin sevgi dolu. Çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar, eşit olmayan savaşta ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden, sana liman gösterdiler, uzakta…"

SERDAR ADAR: Bir özgürlük tutkunu; William Wallace

Wallace, Londra’ya gönderildi ve daha önce ''haydutlar kralı'' olarak taçlandırıldığı Westminster salonunda ''vatan hainliği'' ile suçlanarak, krala ihanet suçundan yargılandı. Wallace bu yargılamaya karşılık şöyle demiştir; ''Ona bağlı kalacağıma dair hiçbir zaman yemin etmedim.”