Popülizm üzerine tezler

Popülizm, uzak etliler ile toplumun en yoksulları arasında var olduğunu düşündüğü bir ittifaka karşı daralmış ama halen arzuları olan bir orta sınıfın isyanıdır.

CHARLES TURNER *

Donald Trump’ın başkan seçilmesi, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkma oylaması ve Orban (Macaristan) ve Kaczynski (Polonya) gibi siyasetçilerin yükselişi ardından, Batı’daki siyasi yorumcular ‘popülizm’ hakkında konuşup duruyorlar. Anahtar özelliklerin bir listesini çıkardım. Birini veya bir grubu ‘popülist’ yapmak için hepsi aynı anda var olması gerekmiyor; popülizm, bazen gerçekleşmemiş bir potansiyel, bazen yüzeye çıkan bir şey olarak tüm demokratik yönetim biçimlerinin bir özelliği.

Kavramın kendisi yeni değil: 19. yüzyıl sonunda ABD ve Rusya’da bağımsız bir yaşam sürmek isteyen çiftçiler ve köylülüğün itibarını savunan Rus entelektüelleri arasında ‘popülist’ (halkçı) hareketler yükseldi. Şehirli paralı adamlara veya Çarlık yanlısı devlet görevlilerine karşı mücadele ettiklerini düşünüyorlardı. Bu bize popülizmin temel özelliklerinden ilkini veriyor; kişinin sorunlarının çoğunun, asla karşılaşmadığı insanların, özellikle de sıradan insanların hayatlarını anlamayan uzaktaki bir ‘seçkin’in hatası olduğu inancı. Bugün bu insanlar bankacılar, siyasi karar alıcılar, bürokratlar, siyasi ‘düzen’in mensupları veya basitçe ‘yabancı ajanlar’ olabilir.

Rus popülistler bize popülizmin bir başka özelliğini daha verdi; insan hakları, cumhuriyetçi prensipler ve hukukun üstünlüğü gibi fikirlerin onurlu bir yaşam arayışındakilerin sefaletiyle dalga geçmekten başka bir şey olmadığı inancını.

Popülizm hayaleti

1969’da popülizm üzerine yazılmış bir makale koleksiyonu Marx ve Engels’in bir sözüyle başlıyordu: ‘Dünya üzerinde bir hayalet dolaşıyor; popülizm hayaleti’. Yazarlar 50’lerin sonu ile 60’ların başındaki post-kolonyal devletlerin sayısız güçlü egemeninin kendilerini iktidara getirmiş olan ideolojik taahhütleri terk etmiş göründükleri gerçeğine işaret ediyorlardı. Bunun yerine, kendileri ile halkları arasında doğrudan bir bağlantı arıyorlardı. Popülizm Marksizm veya liberalizm gibi bir ideoloji değil, temel değerlerden yoksun oluşu ile ayırt ediliyor.

Bazıları popülizmi demokrasiye bir tehdit olarak görse de popülizm birçok bakımdan demokrasiden, özellikle de demokrasinin bazı paradokslarından ortaya çıkan bir şey. İlk paradoks, demokrasi halkın iradesi olarak tanımlanmasına rağmen, toplumlar daha büyük ve karmaşık hale geldikçe halkın iradesinin tecellisinin daha zor hale gelmesi. Modern parlamenter demokrasi doğrudan değil dolaylıdır; siyasetçilerin delegeler değil temsilciler olması beklenir: Kamunun yararına hareket etmeleri, ancak bunu kendi bağımsız muhakemeleri üzerinden veya bir parti programı doğrultusunda yapmaları beklenir. Yönetenlerle yönetilenler arasındaki lüzumlu ayrım, sıradan halk ve kendisiyle halktan daha çok ortaklığa sahip olan bir siyasi elit arasında geniş, kapatılamaz bir uçurum olarak algılandığında popülizm yükselir. Popülizm halk ile onu yönetenler arasındaki uçurumu azaltmaya dönük bir girişimdir.

İkinci paradoks, siyasal bilgi paradoksudur: Demokrasiyi çekici kılan prosedürlerin kendisi – tartışma, alternatif seçeneklerin değerlendirilmesi – görev için seçimle gelmiş olmayıp belirlenmiş olan insanlardan oluşan komitelerde gerçekleştiğinden, demokrasiyi anlaşılması zor hale getirebilir. Siyasi karar alma süreci daha özenli hale geldikçe, yurttaşlara o kadar anlaşılmaz görünür. Dolayısıyla elitlerin listesi siyaset bilimcileri, gazetecileri, sosyologları, işi toplumu bilmek ve o bilgiyi siyasi karar alıcılara iletmek olan herkesi içerir. Uzman bilgisine karşı alternatif bilgi kaynakları geliştirmeye dönük birçok girişim – öz-öğrenimcilik (auto-didacticism) – ortaya çıkmış olmasına rağmen, popülizm resmi onaylı bilgiyi reddeden ve siyasetin herkesin anlayacağı kadar basit olması gerektiğine inanan cahilin isyanıdır.

Üçüncü paradoks en büyük olanı: Kazananların ve kaybedenlerin olduğu ve bir dizi politikanın diğerlerine üstün geldiği ya da politikanın esasen uzlaşı olduğu demokratik bir parti sisteminde, halkın iradesinin ne olduğunu alsa bilemeyebiliriz. Birleşik Krallık’taki çoğunluk oyu sisteminde, bir parti oyların %40’ını almasına rağmen parlamento çoğunluğu elde edebilir; nispi temsil sistemleri koalisyonlar ve partiler arası pazarlıklar üretir. Popülistlerin tercih ettiği aygıtın, seçim sisteminin zayıflıklarını ortadan kaldıran ve kesin bir Evet/Hayır kararı üreten referandum olmasının sebebi budur. (Popülistler, düzenli siyasetin karmaşık, müzmin kavga dövüşünde hiçbir şansları olmadığını ama bir referandum daima kazanma ihtimalleri olduğunu düşünürler.) Referandum tutkunun harekete geçmesi ve bireysel seçmenin kamusal işleri doğrudan etkilemesi için bir şanstır.

Popülizm orta sınıfın isyanı

Seçmen tabanının genişlemesi ile birlikte 19. yüzyılda ortaya çıkan siyasi parti, insanların özel bir gelire sahip olmaksızın siyasette kariyer yapmasına imkan verdi. Yine de partilerin kendisi oligarşiler haline gelebilir (Michels) veya kendilerini finanse etmek için el altından yollara başvurabilirler ya da aynı küçük parti grupları resmi ganimetleri aralarında bölüşüyormuş gibi görünebilirler. Popülizm bir hareket siyasetidir ve partiler siyasetinin reddidir.

Birçok batı demokrasisinde, siyasetin sınıf temeli aşındı. Toplumsal yapı daha gevşek hale geldikçe, mesleki yapı oy verme tercihlerini belirlemez hale geldi ve bu olduğunda da partiler artık istikrarlı bir seçmen tabanına bel bağlayamaz oldular; siyasetin ortasına yönelik mücadele böyle başladı. Bu olduğunda büyük siyasi partilerin programları birbirine benzemeye başlayabilir, özellikle de büyük bir çoğunluğun toplumsal ve siyasal yapıda köklü değişimler olmaksızın arzularını gerçekleştirebileceklerini düşündükleri görece refah toplumlarında. Düşen veya sıfırdaki bir büyüme oranı ile, siyasetin ortası ‘daralan orta sınıf’ haline gelir: Arzuları anaakım partilerin reddettiği türden siyasi müdahaleler yapılmaksızın gerçekleştirilemeyecek olan küçük ama belirleyici bir çoğunluk. Popülizm, uzak etliler ile toplumun en yoksulları arasında var olduğunu düşündüğü bir ittifaka karşı daralmış ama halen arzuları olan bir orta sınıfın isyanıdır.

Bu ikinci koşulu bir üçüncüsü tamamlar: Açık bir şekilde sınıf temelli olmayan ve hatta ‘çıkar’ konseptine bile dayanmayan, aksine, daha genel etik veya yaşam tarzı kaygılarına (çevrecilik, göçmen karşıtlığı) dayanan yeni toplumsal hareketlerin siyaset sahnesine çıkışı. Popülizm bir kimlik ve yaşam tarzı anti-politikasıdır.

Niş veya keşfe açık seçmen tabanları (LGBT, veganlar) üreten bir kimlik siyasetine karşı, popülizm halihazırda mevcut olan ‘halk’a seslenir. Yine de popülistler için ‘halk’ ne ‘bir devletin tüm yurttaşları ne de bir ülkenin tüm sakinleri’ demektir. Popülizmin ‘halk’ı, her ne kadar belirsiz şekilde hissedilse de, sabit bir ‘anavatan’ (Amerikan orta sınıfı, İngiliz orta sınıfı) duygusuna sahip ve ona ait olan bazı insanlar demektir. Dahası, genel ile özel olan arasındaki bu çelişkiyi gizlemeye dönük bir çaba da söz konusu değildir: ‘Önemli olan tek şey halkın birliği çünkü diğer halkların/insanların bir önemi yok.’ (Donald Trump)

Popülizm özerk bir ideoloji olmadığından düzenli siyasetin mevcut ikliminden parazit gibi beslenir ve onun yansımasıdır. Sağcı, solcu, devrimci veya muhafazakar olabilir; gerici ve yıkıcı olabileceği gibi dinamik ve yapıcı da olabilir; yerinde sayan liberal yönetim mekanizmalarına yenilenen bir enerji kazandırabileceği gibi demokratik bir siyasi sistemin daha bağnaz yönlerini açığa çıkarabilir de.

Popülistler popüler görüşün – samimi veya gerçek halkın görüşlerinin – temsili kurumların aracılığı ve bunun sonucu olarak mesajda yaşanan seyrelme olmaksızın ifade edilebileceğine ve edilmesi gerektiğine inanırlar, dolayısıyla siyasi liderliğin rolü popülizmin merkezinde yer alır. Popülist liderler, neye hitap ettiklerine göre ciddi şekilde değişiklik gösterebilirler (Eva Peron’un Arjantin halkına olan ‘aşkı’; Jeremy Corbyn’in anti-karizmatik ‘sıradanlığı’).

Popülist hareketler bir zamanların istikrarlı seçmen tabanları çözüldüğü için yükselmelerine rağmen yine de kilit önemdeki grupların desteğini elde ederler: hızlı toplumsal değişimle/krizde yüz yüze olanlar; siyasi izolasyon yaşadığını düşünenler; başkalarıyla mevcut birlikler/organizasyonlar üzerinden değil sadece aynı koşullarda olanlarla bağ kuranlar.

Popülizm demokrasiye içten muhalefettir ama aynı zamanda popülist bir yönetim tarzıdır da. Bu şunların tümünü veya bazılarını içerebilir: Memuriyetlere sadıkları getirerek devlet aygıtını ele geçirme, mahkemelerin bağımsızlığını hiçe sayma veya medyaya katı ahlaki standartlar getirmeye çalışma; devasa bir kayırmacılık (1980’lerde Yunan sosyalist partisi PASOK’un sloganı ‘kurumlar yoktur, yalnızca halk var’ idi); partizan bir anayasa dahilinde ayrımcı kanunculuk, hukuka asli bir ‘halk’ tanımı ekleme; anti-çoğulculuk (sivil toplum örgütlerinin bastırılması dahil); yolsuzluk suçlamalarını kolayca savuşturabilmek için bu meselelerin tümü ile ilgili bir açıklık (popülizm ikiyüzlülüğe karşı olduğunu iddia eder); muhalefetteyken gelişmiş olmasına rağmen örgütlü bir güceniklik halinin hükümetken devam ettirilmesi, böylece hükümetin başarısızlıklarının suçunun içerdeki sabotajcılara veya yabancı elitlere atılması.

Son olarak popülizm istikrarsız bir siyaset dönemi ile ilintilidir. Bir taraftan popülist politikacılar devlet bürokrasisinin ve düzenleyici yasaların yol açtığı engeller olmaksızın hızla stratejik kararlar alabilmeleriyle övünürken diğer taraftansa daima ‘işim daha bitmedi’ diyeceklerdir, böylelikle onlara bir sonraki seçimden de sonra ihtiyaç olacaktır (Türkiye 2023 hedefi). Üçüncü olarak, popülizm kurumlara yönelik bir güvensizlik içerdiğinden ve halk iradesinin tecellisinin tek yolunun kişisel liderlik olduğuna dair fanteziler pompaladığından, liderleri öldüğünde, istifa ettiğinde veya ortadan kaybolduğunda popülizm de genellikle onlarla birlikte yok olur.

Çeviren: Serap Güneş

* İngiltere, Warwick Üniversitesi’nden PhD Charles Turner

Yazarın diğer yazıları

    None Found