PROF. DR. İLHAN KIZILHAN: Avrupa’da Kürt diasporası

Kürtler, ekonomik sorunlar, eğitim alma sorunu, geldikleri ülkelerde yaşadıkları baskılar ve en önemlisi de yaşanan savaş gibi nedenlerden dolayı Avrupa’ya göç etmektedirler.

Avrupa’daki sosyal yapı ile bağlantılı olarak; diğer göçmen grupları gibi Kürtler de azınlık ve etnik topluluk olarak birçok sorun ile karşı karşıyadır. Burada kalış süresi, göç nedenleri ile bireysel ve kolektif kimliklerinin kabulü, Kürt çevrelerine entegre durumları belirleyicidir.
Diasporada yaşamak, beraberinde yabancılık ve aşinalık, kültürel uyum ve asimilasyon, kimlik kazanç veya kaybı, tarih yitimi ve perspektif kavramlarını getirir.
 Buna Kürtlerin kamuoyu tarafından ayrı bir grup olarak algılanmamaları eklenmektedir. Onlar, Türk, Suriye, Irak veya İran pasaportlarından dolayı bu ülkelerin vatandaşları hatta Türk, Arap veya Fars olarak tanımlanmaktadırlar.
Kürtlerin Avrupa’ya göçü, Ortadoğu’da, özellikle Kürt bölgelerinde hakim olan çatışmalar nedeniyle tamamlanmamıştır. Böylece Irak ve Suriye’den gelen mülteci sayısı artmaktadır. Bu nedenle, İstanbul, Ankara, Adana, Bağdat, Tahran, Şam gibi büyük şehirler ile eski Sovyetler Birliği ve diğer bazı Asya ülkelerinde bulunan Kürt topluluklarında gerçekleşen iç göç de dikkate alındığında, göç ve kaçış, bir kitlesel göç boyutunu almıştır. Burada hemen Kürdistan dışında yaklaşık 14 milyon Kürt’ün yaşadığını belirtmek gerekir. Bu dikkate alınması gereken önemli bir rakamdır ve bu topluluğun sosyo-kültürel varlığı ve sorunları çok iyi değerlendirilmelidir.

Avrupa’da Kürt nesilleri

50 yıl önce işçi olarak gelen ilk nesil Kürtler, kendi ülkelerinde bir varlığı inşa etmek için yeterli para kazanmak ve daha sonra geri dönmek düşüncesindeydiler. Yıllar boyunca korunan bu arzu, Avrupa’da bir gelecek ile uyuşmadı. Avrupa’da yaşam böylece geçici olarak kuruldu, entegrasyon yeterince gerçekleşemedi.
Bu ilk nesil, belli davranış kalıpları olan özgün bir kültürel kimliğe sahipti. Ancak ikamet edilen toplumun yeni koşulları onları hala da zorlamaktadır. Bu nesil varolabilmek için yeni ortamlarını anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. Bunlara yerel dilin öğrenilmesi ve problem çözücü davranış stratejilerinin geliştirilmesi ile kendileri için garip ve sıradışı olan bir üretim sürecine yerleşmek örnek verilebilir. İkinci, üçüncü ve nihayet dördüncü nesil ile karşılaştırıldığında, ülkeye olan duygusal bağlılıklarından ve zaten köklü biyografilerinden dolayı birinci nesil, Avrupa’da algılanan ve yaşanan ayrımcılığı, ülkenin idealizesi ile telafi etmeye çalışmaktadır. Bu da çok daha güçlü geleneksel dini değer ve normlara tutunanlarda; örneğin ülkede yaşayan hemşehrilerinde olmayan tipik bir diaspora muhafazakarlığına yol açmıştır. Bir kültürün, yeni deneyimler ile gelişen dinamik değişim süreci, diaspora topluluk tarafından, kendi köklü kimliğini istikrarlı korumak için kısmen görmezden gelinmiş veya reddedilmiştir. Ayrıca Kürdistan’daki savaş, insan ve yaşam alanlarının imhası bir kolektif travmaya yol açtı ve böylece de eski strüktürlere bağlılık bir hayatta kalma stratejisine dönüştü. Avrupa’daki yerel topluma entegrasyon, şehitlere ve özgürlük hareketine bir ihanet gibi görülüyordu.
İkinci, üçüncü ve şimdi de dördüncü nesil artık Avrupa’da kendi biyografisini şekillendiriyor. Onlar farklı toplumsallaşmış ve ebeveynlerinden oldukça farklı değer ve davranış kalıplarına sahipler. Artık yavaş yavaş emeklilik yaşına ulaşan ilk neslin birçok mensubu, yetişkin çocuklarının perspektiflerinin bulundukları ülkelerde olduğunu gördüklerinden, onlarla ülkeye geri dönme umutlarından vazgeçmektedirler. Çözülmeyen Kürt sorunu, ilk neslin Avrupa’da kalışını güçlendirmektedir.
Kuşakların farklı sosyalizasyonu, yaş ve ebeveynlerin iş yaşamından çekilmesi, yaşlıların sonraki nesiller üzerindeki etkilerinin azalmasına yol açmaktadır. Böylece ilk nesil açık bir politik ve sosyo-kültürel güç kaybı yaşamaktadır. Bunu engellemek için, ilk nesil üyeleri bazen içerisinde din unsurları barındıran ataerkil ahlak kavramlarına sığınmaktadırlar. Bu nedenle de bu Kürt ailelerinde şiddet egemen olmaktadır. Özellikle genç Kürt kadınların kendi haklarını savunma, bağımsız ve bireysel yaşam özlemleri ilk nesil tarafından anlaşılmamakta ve ciddi çelişkilere yol açmaktadır. Bu nedenle de evlerini terk eden hatta yaşadıkları karşısında içine girdiği utançlık duygusu nedeniyle Kürt toplumundan tamamen uzaklaşan genç kadınların sayısı binleri geçmektedir.

Diasporada kuşaklar arası çatışma
Ebeveynler kendi norm ve değer yargılarına uyulmamasını, yaşam hedeflerine bir devalüasyon gibi hissederler. Ebeveynlerin değer yargıları ve Batı kültürünün değerleri arasında devam eden yaklaşma-kaçınma-çatışması genç kuşaklarda yüksek psiko-sosyal strese yol açar ve bunun sonuçları eğitim, iş yaşamı ve böylece de entegrasyonu belirlemektedir.
Ayrıca subjektif ve objektif ayrımcılık, sosyal izolasyon, yetersiz konut imkanı, olumsuz çalışma durumu, huzursuz edici bir yasal statü, dilde yetersizlik ve iletişim ihtiyacının tatmin edilememesi de sosyal koşulları kötüleştirir.
Hem anavatan hem de ikamet edilen ülkenin kültürü farklı alanlarda (ailenin rolü; namus ve ahlak anlayışı, örneğin bekaret kavramı) çocuk ve gençlik perspektifinden aşılmaz engeller olarak görülüyor olabilir. Sosyalizasyondan dolayı (evde ve Kürt kurumlarında Kürt kültürü ile okul, iş ve dışarıdaki yaşamda Avrupa kültürü ile yaşama) en az iki kültür arasında diğer kültürü tercih niyeti bile psikolojik iç çatışmayı pekiştiriyor.

Pek çok genç Kürt için kendi biyografisine başvuru oldukça zordur. Çünkü bu çerçevesi olmayan, dağınık, parçalı bir bulmaca gibidir. Arka planda bir nesiller arası travma ile yaşamak, bireyin benlik saygısını aldığı ve kişiler arası ilişkilerde odaklandığı değer ve standartların çerçevesi instabil olabilir. Aynı zamanda kökleşen norm ve değerler, genç Kürtler tarafından kısmen yüzeysel anlaşılabilir. Bu noktada diasporada Kürt kimliğinin gelişimine değinmek gerekir.

Diasporada Kürt kimliği

Kürt aile odaklı toplumlarda kimlik gelişimi, Kürdistan’daki kimlik ve özgürlük mücadelesi ile kombine olur ve sadece anne ile çocuk arasındaki bir ilişki ile şekillenmemektedir. Daha çok küçük ve büyük aileler (aşiret) ile içinde yaşanılan toplum, her bireyin kimlik gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Kimlik, bir kişinin psikolojik yapısı (ben yapı) ile dış yapıların (biz yapı) arasında orta bir konumda anlaşılır. Örneğin; davranış normları, kültürel değer ve norm anlayışının yanı sıra bazı sosyal rollerin üstlenilmesi ve şekillendirilmesi gibi…
Öyle görünüyor ki dış yapılar (kültürel değer ve normlar) çeşitli nedenlerle (değer ve normların korunması ile geçmişte hayatta kalma yöntemi, kimlik kaybı korkusu, göçte güçlü muhafazakarlık vb.) Avrupa’daki Kürtler ve organizasyonları için daha büyük bir önem taşımaktadır.
Avrupa’daki Kürtlerde psiko-sosyal ağların kendilerine yön bulmaları ve küresel siyasi olayların Kürdistan ile bağlı olarak bireysel ve kolektif kimliklerinin yeniden konstruksiyonuna başlamaları dört nesil sürmüştür.
Kürtlerin tarihi geçmiş ve mevcut yüklerin üstesinden gelebilmek ve yeni kültürler arası potansiyelleri oluşturulabilmek için mevcudun (bugünün) ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir.
Bu, göçün sadece yaşam merkezini değiştirmek için bir mekansal hareket olmadığı, daha çok kişinin kimliğinde önemli bir dönüm noktası olduğu anlamına gelir. Kimlik geçmişten gelişir ve şimdiki zamanın da geleceğin kimlik anlayışının şekillenmesinde önemli bir etkisi vardır. Kimlik karmaşık ve dinamik bir mozaik sonucudur ve ev sahibi ülkeye gelince eski bir ceket gibi atılamaz. Aynı şekilde, bir kimlik reçete de edilemez. Yani insanlara –hangi nedenle olursa olsun- giriş izni verilince, vatandaşların çeşitli ve genellikle karmaşık kimliklerle gelecekleri bilinmelidir.
Kimliğin devamı ve manası, kendini olumlamanın yanı sıra iletişim becerileri ve yetkinlik yeniden kazanılmalıdır. Bunlar özellikle genç Kürtlerin, aynı zamanda dernek ve şemsiye kuruluşların farklı dünyalarda sağlıklı hareket edebilmelerini ve yeni bir dinamik sentez geliştirmelerini kolaylaştıracaktır.

Kürt göçmen örgütleri
Aile gelenekleri, muhafazakar düşünce şekli ve sıkı sosyal ayinler, savaş, işkence ve kaçış ile Kürtlerin elli yıl önce beraberlerinde getirdikleri özgürlük mücadelesi düşüncesi, Avrupa’da da kendi örgütlerinin yapısı ve davranışlarını belirlemektedir. Bunlar, kültürel, dini ve siyasi çıkarlarını temsil eden self-organizasyonlardır. Bunlar arasında entegrasyon politikaları yürütmeye çalışan tamamen apolitik kültür derneklerinin yanı sıra, ülke odaklı siyasi ve dini kuruluşlar ve şemsiye kuruluşlar da bulunmaktadır. Her şeyden önce öz-örgütlenme göç bağlamında Kürtlerin ihtiyaçlarına kurumsal bir cevaptır. Öte yandan da Kürdistan’a sosyal ve siyasi ilişkilerin naklini sağlar. Bunların birçoğunun Avrupa’daki varlıklarına rağmen, dernek çalışmaları yeterince entegrasyon hedefli değildir ve kendi yurttaşlarının psiko-sosyal bakımı ihmal edilmektedir. Burada Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Kürt toplumundan söz ediyoruz ve paradigma değiştiren yeni bir diaspora hareketine ihtiyaç vardır. Bu Kürt ulusal mücadelesi ile bağlantılı ancak 50 yıldır yurdışında yaşamaya devam eden bu topluluğa hitap etmelidir. Aksi takdirde, Avrupa’da yaşayan yeni nesiller ve bulundukları büyük topluluklar içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.
Avrupa ise hala göçmenlere, özellikle de Kürtlere kendilerini siyasi, sosyal ve ekonomik düzeyde ispatlayabilmeleri fırsatını veren bir entegrasyon konseptinden yoksun. Dolayısı ile bu konuda Kürt çatı organizasyonlarına önemli görevler düşmektedir.

Sonuç

Migrasyonun (göçün) değişim süreci göz önüne alındığında, gelecekte geçiş işlemi sırasında ülke oryantasyonlu Kürt dernek ve şemsiye örgütlerinin çözülmeleri ya da radikal değişim göstermeleri bekleniyor. Bu değişim zor bir süreç olduğundan ve aynı zamanda kimlik anlayışındaki değişimi de beraberinde getireceğinden bireysel ve kurumsal bir kayıp endişesi yaşanabilir. Ancak bu bir realitedir. Burada savaş, Kürt kimlik mücadelesi gibi dış etkenlerin yanı sıra Kürt iç dinamiği önem taşır. Kürt toplumu içerisinde bireyler, gruplar birbirlerine tarihten gelen güvensizlik ve mesafeli duruşdan vazgeçmeli. Genç kuşaklara yeni kimlikleri ile birlikte değer verilen, samimi bir toplum sunulmalıdır. Bu da ancak diaspora kimliği ile Kürt kimliğinin bağlantılı bir çalışmasıyla gerçekleşebilir. Son 50 yılda çeşitli siyasi, sosyal ve kültürel nedenlerden dolayı yeterince başarıya ulaşılamamıştır.
Uzun vadeli bakıldığında, göç eden Kürtlerin kendilerinden sonra gelen nesillerle birlikte muhtemelen bir transmigrasyon; yani Avrupa’da ve Kürdistan’da farklı kültürler arasında bir yaşam türü rolünü alma olasılığı yüksektir.
Zaten bugün de Kürdistan’ın her parçasında Kürtler, resmi sınırlar dahilinde (örneğin İstanbul, Şam veya Tahran) ve Kürt lehçeleri ve inanç sınırlarında hareket etmektedirler. Ama aynı zamanda her zaman Kürdistan’da, siyasi, sosyal, ekonomik, dini ve kültürel gelişmelere bağlı olarak bir Kürt diasporası formu olacaktır.
Son olarak, Kürdistan’daki demokratik süreçler ve Avrupa’da kültürel ve siyasal haklar ile Kürtlerin ayrı bağımsız bir grup olarak tanınmasının başarılı bir entegrasyon için temel olacağını söyleyelim. Bu hem diasporada hem de Kürdistan’da Kürtlerin faydasına olacaktır.

Kaynak:

* Borde, Th. (2005). Repräsentation ethnischer Minderheiten in Studien und Gesundheitsberichten. Erfordernis, Chancen und Nebenwirkungen. In: Borde, Th., M. David (Hrsg.), Kinder und Jugendliche mit Migrationshintergrund. Lebenswelten, Gesundheit und Krankheit. Frankfurt/Main: Mabuse.
* Kizilhan, I. (2002). Konflikte und Konfliktlösungen in patriarchalischen Gemeinschaften am Beispiel der Solidargruppen in Ostanatolien. In: conflict communication online, Vol. 1, No.1, Berlin.
* Kizilhan, I. (2004). Sozialisation im Krieg. In: Sommer, G./Fuchs, A. (Hrsg.), Handbuch der Kriegs- und Friedenspsychologie. Weinheim/ Basel: Belt.
* Kizilhan, I. (2005). Biographiearbeit für Kinder und Jugendliche mit Migrationshintergrund. In: Forum Erziehungshilfen, 11. Jg., H. 4. Kizilhan, I. (2006) "Ehrenmorde". Der unmögliche Versuch einer Erklärung. Hintergründe, Analysen, Fallbeispiele. Berlin: regener.
* Leiken, R.S. (2006). Mythos Integration. Über "negative Anpassung", Islam, Terror und Vorstadtkrawalle. Internationale Politik. Deutsche Gesellschaft für Auswärtige Politik. Ausgabe März 2006.

Yazarın diğer yazıları

    None Found