Psikolojik savaşın sinsi ninnisi: ‘Beklentiyle’ beşiği sallamak

KCK Yürütme Konseyi üyesi Duran Kalkan’ın dinledim. Dinledikten sonra aşağıdaki yazıyı yazdım.

Konuşursanız, Türkiye’de herkes “barış” istiyor.

Kemalist ulusalcıya soruyorsun, cevap hazır: “Yurtta barış, Dünya’da barış”…

İslamcı da, faşist de artık milletin diline pelesenk olan tekerlemeyle konuşuyor: “Ayyynen öyle…”

“Ayyyynen öyle” de, neden barış olmuyor?

Çünkü bu iki akım “barış” dedikten sonra başlıyor şiir okumaya: “Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh; Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.”

Barış der demez, Abdülkadir Molla’nın 150 yıl önce verdiği “savaşa hazırol” komutuyla kolları sıvıyorlar. Barışa bir kuruş harcamıyor, silaha milyarları yatırıyorlar.

Kürt halkının saflarında da barış sözü muhtelif tonlarda dile geliyor.

Güney’deki kimi tırşıkçılar “PKK bitsin, barış gelsin” diye tempo tutuyor. PKK bir türlü bitmeyince barış da gelmiyor.

Bunlara bir de “beklenti içinde bekleyen” hayali küçük aliler ekleniyor. Bu sonuncular şu günlerde “beklentinin” şahını yastıklarının altına koymuşlar, “barış” rüyaları görmek için istihareye yatıyor. Rüyalarında PKK Önderi Öcalan Erdoğan’a “bir hafta içinde savaşı bitiririm” diyor. Erdoğan sevinçle koltuğundan fırlayıp, “Allah razı olsun, ben 17 yıldır bir türlü bitiremedim, bitirecek halim takatim de yok, bari sen bitir” diye bağırıyor. “Beklenti” içinde mışıl mışıl uyuyan rahatına düşkün adam esneyerek yatağından doğruluyor, “hanım, bir haftadan geriye kaç gün kaldı?” diye soruyor. “Zıkkımın pekini iç herif, diye gürlüyor kadın, bir haftadır zil zurna sarhoş yataktan kalkmadın”…

“Barışçılığın” Kürdistan evlerindeki bu en cıvık tipi, “bekleyen derviş muradına erermiş” gibi lafları beklentisine meze yapmakta.

PKK Önderi’nin avukatlarıyla yaptığı her görüşmeden “az sonra barış” beklentisi içinde olanlar psikolojik savaşın kurbanlarıdır. Oysa İmralı’da her avukat görüşmesi, orada bir esaret durumunun varlığını bize hatırlatıyor. Öcalan’ın avukatları aracılığı ile aktardığı her görüş ise “barışı” değil, İmralı’da “barış için verdiği savaşı” kamuoyuna duyuruyor.

“Bir hafta içinde barışı durdururum” sözleri, Kürt tarafının “barışa hazır” olduğunu bininci defadır tekrar etmekten ve barışa hazır olmayanın devlet iktidarı olduğunu bininci defadır vurgulamaktan başka anlama gelmiyor. “Devlet barışa hazır olsaydı, ben savaşı bir hafta içinde durdururdum” sözleri İmralı’da verilen mücadelenin çarpıcı bir ifadesidir.

Evladı TSK’da olan Türk annesi ve evladı HPG’de olan Kürt annesi “savaşın bir hafta içinde Öcalan tarafından bitirileceğini” duyduklarında, aradan geçen haftalar boyunca iktidara “İmralı’da rehin tutulan insan savaşı bir haftada bitiririm diyorken, siz Saray’larda oturanlar savaşı neden bitirmiyorsunuz” diye soruyorlar.

İşte bu soru “beklenti” balonunu patlatıyor.

Çünkü savaşın devam edip etmemesi, belli ki İmralı’ya ve Kandil’e değil, Ankara’ya bağlı.  İmralı’dan her gün “barışa bir haftada ulaşma” imkanı Ankara’nın önüne konsa bile, Ankara savaşı bitirme iradesi göstermedikçe savaş bitmeyecektir.

Kürt tarafının siyasi merkezi “barışa hazırız” dediği halde, Türk tarafının siyasi merkezi “savaşa hazırız” dediği müddetçe, söz Ankara’daki Genel Kurmay ile Kandil’deki Karargahtadır. Çünkü savaşı sahada onlar sevk ve idare ediyorlar.

İmralı bu durumda devre dışı mıdır? Değildir. Hiç bir siyasi niteliği olmayan Avukat görüşlerinde bile İmralı “eğer devlette barış iradesi olsaydı, ben savaşı bir hafta içinde sona erdirirdim” diyerek, kimin barıştan yana, kimin savaştan yana olduğunu halka anlatıyor.

Ama İmralı’nın asıl işlevi, tecridin kalktığı, Öcalan’ın çalışma şartlarının özgürleştiği ve savaşın, diyelim ki bir ateşkesle sona erdiği koşullarda ortaya çıkacak. Öcalan barışla birlikte başlayacak olan “müzakere”lerde “baş müzakereci” olarak çözüm sürecini “sevk ve idare” edecek.

Şu anda ise ortada müzakereden eser bile yok.

Öcalan’ın rolünü oynayabilmesi silahların susmasına ve demokratik bir ortamda müzakere şartlarının oluşmasına bağlı.

Bu nasıl sağlanır?

Her avukat görüşmesinden mucize bekleyen “beklenti” bağımlısının uyanmasıyla, barış ve demokrasi için kolları sıvamasıyla, iktidar güçlerini barışa ve demokrasiye zorlamasıyla sağlanır.

“Bir hafta” içinde “barış beklentisi” yerine, “Öcalan bir hafta içinde savaşı sona erdiririm diyor, iktidar ne diyor?” sorusunu sormak ve iktidarı “bir hafta içinde savaşı sonlandırmaya” mecbur etmek….

İmralı işte halka bu istikameti gösteriyor.

Yazarın diğer yazıları