R.D. Laing ve psikoloji

Berceste XWEZA

‘Bu özel yolculuk tipinde gitmek zorunda olduğumuz istikamet geriye ve içe yöneliktir, çünkü bizi dışarıya ve aşağıya gösteren yolu geri katetmeliyiz. Bizlerin gerilediğini, çekildiğini ve onlarla olan temasımızı yitirdiğimizi söyleyecekler. Uzun bir süredir teması yitirdiğimiz gerçekle temas etmek için geri dönmememiz gereken uzun bir yolumuz olduğu yeterince doğru. Ve onlar insancıl olduklarından ve merhametlerinden ve hatta bizleri sevdiklerinden ve çok korktuklarından bizleri iyileştirmeyi deneyecekler. Başarabilirler. Fakat hala başarısız olmaları umudu var.”

R.D. Laing bir psikiyatrist. İskoçyalı. 1960-70’lerde çalışmış. Batıda özgürlükçü akım ve söylemlerin seslerini yükselttikleri bir zaman dilimi. Geleneksek-anaakım psikiyatri de bu dönemin keskin eleştiriciliğinden payını alıyor. Eksen bireyin uyum sorunu, grup patolojileri, tekil sapmalar-hastalıklardan çıkıp modern endüstriyalizmin kâr, rekabet, hırs ve ilerleme ilkelerince şekillenmiş toplumların, yaygın kanaat ve ahlak kaidelerinin sorgulanmasına kayıyor. Dönem psikiyatrisinde Erich Fromm ve Wilhelm Reich, her ikisi de Alman faşizminden kaçıp Amerika’da özgür çalışma imkânları arayan bu göçmenler, göçüşlerinin zorlu, buruk ama esas önemde bir kazanımı olarak tecrübe ettikleri totaliter ve liberal kitle ideolojilerinin topyekun bir eleştirisi üzerine bir birey ve toplum sağlığı teorisi geliştirirler. Fromm’un “İnsan Yıkıcılığının Kökenleri Üzerine” ve Reich’ın “Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı” çalışmaları bu çabaların ürünleridir.

R.D. Laing ise, kıta Avrupasının hengamesine biraz uzak bir coğrafyadan, dolayısıyla toplumsal alt üst oluşların ve okyanus ötesi bir zorunlu göçün tecrübesine uğramayan, ama tersinden, bunun bir kazanımı olarak da içselliğin, dar grup iletişim dinamiklerinin ve aynı medeniyetin biçimlendirdiği hırs, kıskançlık, kazanç ve ezme güdüsüyle yoğrulu insanın temel ilksel iletişimsizliğinin örtüsünü kaldırmaya yönelik çalışmalar geliştiriyor. Tabii bu çalışmaların öncülü de, psikiyatride “norm”un ve sağlığın ne olduğunu belirleyen anlayışın eleştirisi oluyor. Laing pratiğe yönelen bir psikiyatrist, ama geleneksel, yaygın, genel-geçer psikoterapinin reddi yer alıyor bu pratikte. Kendini normal, sağlıklı ve yönlendirici bir otorite olarak koyan ve karşısındakini anormal, hasta ve yönlendirilme ihtiyacındaki bir nesne olarak saptayan konumlanmayı ve buna dayalı tedavi girişimini kabul etmiyor. Ona göre psikotik ve şizofrenler, toplumun dili ve değerlerinden kopuk, kendi özgün dünyaları çerçevesinde ancak anlaşılabilir olan ve o dünyadan “bu” dünyaya kurulacak bir köprü gereksinen kimseler değildirler. Belki tersine, toplumdaki egemen değer yargılarının, çağın debdebeli akışında içselleştirilmiş görev, rol ve sorumlulukların, bu içselleştirme ve normalleştirmenin dayattığı yabancılaştırıcı, şeyleştirici, araçsallaştırıcı bir konformizmin akamete uğradığı, uyuşmadığı, araza yol açtığı kimselerdir bunlar. Ve bu yönden uygarlığın içsel, yapısal hastalığına işaret eden birer semptom olarak değerlendirilebilecekleri gibi tavır, tutum, düşünüş ve eyleyişlerine bakılarak nasıl bir bireysel ve toplumsal sağlığın mümkün olabileceğine ilişkin bilgi, yol ve yöntemlerin de devşirilebileceği birer şifacı olarak da görülebilirler. Ve bu yaklaşımı tedavisine uygular da Laing.

Bu insanlara ne ilaç verir, ne de normu belirleyip karşısındakini bu norma çekmeye yönelik telkin ve iknaya dayalı klasik hiyerarşik psikoterapi uygular. Gerçeklik krizi yaşayan ve toplumsal uyumu zorlayan kimseleri, kendi gerçeklik algılarının sınırlarına kadar yürümelerinde serbest bırakır. Bunda, doğal durumda asgari bir ahengin oluşacağına dair içsel bir inanç, zorlama toplumsallıklarla üretilen zihinsel iflasların, bu zihinlere sıra düzeninin dayatılmadığı bir yaşam pratiğinde kendiliğinden biteceğine ilişkin bir içsel öngörü var gibidir. Burada şu söylenebilir; R.D. Laing etrafına topladığı bu ‘hastalarda’ aynı tek ışığı, ki dünya için güneş neyse o cinstendir bu ışık, başka açılarla, başka başka kıran, dolayısıyla bir renk cümbüşüne yol açan bir mercek bolluğu görüyordur. Böylesi bir toplumun mevcut sanayi toplumuna olan nispeti, suyun kendi yatağında aktığı doğal durumun, barajlarla yön verildiği modern müdahale durumuna olan nispeti gibidir. Burada Rousseau’cu bir düşünceyi görür gibiyiz; insan doğal durumundaki uyumunu ve sağlığını, medeniyetin gelişme sürecindeki toplumsal-kültürel şartlanmalarla yitirmiştir. Burada bir derece Platonculuk da yatmaktadır; öz (Logos, mutlak, hakikat, cevher vs.) dokunulmadan kalmıştır ve biçimdeki bozukluk, yine öze başvurmakla, özü açığa çıkarmakla, öze çekilmekle giderilebilir.

Yazının girişinde yaptığımız alıntıda Laing’in geriye, içe doğru bir çekilme, bir gerileme dediği istikamettir işte bu öz. Bir tür ters evrimdir yani. Ve çocukluğun da ötesine gider bu yolculuk. Kişinin iyileşme yolculuğunda çocukluk, uğradığı bir duraktır yalnızca. Çocuklaşmadan ve sonra hayvanlaşmadan da öteye uzanır yol. Yatağında akıp gitmekte olan suyun nihai kaynağının peşinde bitimsiz bir arayış… Laing’in diline bir peygamber havası katan da budur. Laing, bilimin cevap verebileceği alanı aşmıştır. Laing psikolojisi, dinselin eşiğinde bulur kendini.

Yazarın diğer yazıları

    None Found