Raperîn ruhunu anlamak

Manevi boşluğun kaynağı sosyal yaşamın kuruluğu olsa gerek. Bu boşluk üzerinden kendini restore eden kapitalist modernite tek tipleştirdiği mekanlar, insanlar, düşler ile yerküreyi tehdit ediyor. Felsefesiz, ideolojisiz, siyasetsiz, sanatsız, arkadaşsız kuşaklar çoğalıyor. Evrensel olana yerel renklerini yitirerek ulaşacağının zannı beyinlere yerleştiriliyor. Çocuklar böylesi bir  sistemin içinde kültürel değerlerinden uzak büyüyor. Ve bu kuşaklar internet sayfalarında bir bir bencil, doyumsuz, acımasız bireyler olarak yetiştiriliyor. Burada ebeveynler yaşam derdi adına boşvermişliğin girdabında sürüklenirken, yeni yetişen kuşaklar sosyal medya üzerinden sosyalleşmeye çalışıyor. Kültürel değerlerini tanımayan, beslendiği kaynağa yabancılaşan, günübirlik bir yaşamın içinde kendine yol bulmaya çalışan insanlar çoğalıyor. Çocuk seslerinin kesildiği mekanların uğultusunda sokaklar terk edilmiş bir şehri taşıyor adeta. Ki çocukların sesi şimdi anadillerini de unutmanın arifesinde İngilizce okullarda yankılanıyor. Küreselleşmenin yerel kültürleri kurutan bu özelliği Güney Kürdistan’ın özellikle sermayenin mekanı haline getirilmiş şehirlerinde daha çok hissediliyor. Tüm bu kuşatılmışlığa rağmen köylerde kendini koruyan kök damar ise umudu diri tutuyor.

Ranya’nın Qantara köyüne bir taziyeye gittiğimde köklü bir kültürün izini inatla koruyanlar ile kültürel değerlerinden uzaklaşan kuşaklar arasındaki farkı daha derinden hissettim. Ve bu uçurumun kapanması için kök değerler ile buluşmayı sağlamanın, sosyal bir yaşamı bu değerlerle örmenin önemini… Küçük bir köy olmasına rağmen taziye çadırı simsiyah giyinmiş, gözlerindeki hüznü dudaklarındaki gülümseme ile koruyan kadınlar ile dolup taşıyordu. Bir grup kadın geliyor diğeri kalkıyordu. Erkekler de camide taziyeyi kabul ediyorlardı.

Hepsinin yüzünde müthiş bir asalet, yaslarını çekiyor olmanın engin dinginliği vardı. Nesrin isminde bir anneydi taziyesine gittiğimiz. Bizi görür görmez, “İşte annemin umut kaynakları” diyerek ağıt yakan kızın feryadı hepimizi sar(s)mıştı. Orada o kadınların her birinin yüzüne yerleşen acının uzun bir geçmişi vardı. Enfalin acısı, Halepçe’nin elma kokusu, gün gün katledilen onlarca kadının ağrılı yaşamı ve daha nicesi. Ama herşeye rağmen dudaklarındaki gülümseme ile onlar raperinin yılmaz direnişçileri…

Enfaller ve sürgünler ile bastırılmaya çalışılsada zulme karşı 5 Mart 1991 yılında ayaklanan bir hafızanın Raperin’in mağrur duruşunu koruyorlardı. Oradan gelen bir güven, bir asalet yansıyordu.  Dönemin Baas rejimini temsil eden Saddam Hüseyin’in zulmüne karşı önce Qaladize ve Ranya’da sonra Güney Kürdistan’ın bütün köy ve şehirlerinde başlayan raperin köklerinden beslenen bir halkın güçlü başkaldırısını ifade ediyor aynı zamanda. Irak ordusu tarafından bastırılıp şehirler yeniden işgal edilince Kuzey Kürdistan’a büyük bir göç başlıyor. Dış güçlerin müdahalesiyle 36. Paralelin kuzeyi Kürt özerk bir yapı olarak ilan edilince geri dönüşler oluyor. Ve sonra sömürge statüsünü kendi eliyle kurumlaştıran ve sistem krizini yaşamın doğal bir parçasıymış gibi meşrulaştıran KDP ve YNK’nin iktidar siyaseti yaşamın her alanına ruha sirayet ediyor. Ama halk Raperin’in hikayelerinde, isyanın ayrıntılarında, kültürel dokusunda anlamlarını biriktirmeye devam ediyor.

Özgücüne dayanmanın verdiği güven, değerlerine bağlı kalmanın verdiği huzur ve başarabileceğine dair olan inancın güçlendirdiği irade ile. Mühim olan bu gücü yaşam kılacak, sosyal yaşamdaki boşlukları dolduracak zengin bir siyaset ile anlamak ve dünyalarının bir parçası olmak…

Son 40 yıl başta olmak üzere Kürdistan tarihi boyunca aklın sınırlarını duyguların akışı ile yeni ufuklara taşıyan derya kadar güzellik birikti belleğimizde. Gayesi olanı olduğu gibi hiçbir bireysel kaygıya, korkuya mahal vermeden anlamak ve anlatmak olan… Bazen bir an’da kurtuluş manifestosunu yazarak, bazen bir kıvılcımla düşmanın yüreğine korku salarak, bazen newroz ateşi sönmesin diye bedenlerini tutuşturarak… Bugün de dirhem dirhem erimeyi göze alıp, “ne olursa olsun son muhteşem olacak” diyerek… İnanç, umut ve sevgi ile aydınlığın yüreği olan bu ışık raperinlerin yurdunda filizlendi, büyüdü, ordulaştı, toplumsallaştı, kökleşti… Şimdi bu yurt kazanların gölgesinde yeni bir işgal ile yüzyüze… Raperin’in ruhunu anlamak ise sosyal ve siyasal yaşamda kök kültürel damara dayanarak zihniyet ve vicdan alanında yapılacak bir devrimle mümkün … Bunun içinde herşeyden önce olanı olduğu gibi anlamak belki de…

Yazarın diğer yazıları