Recep Erdoğan’ın sonu

Ahmet KAHRAMAN

Pazar günü, gemin demirinin ardına almış Türk ırkçılığının vahşi dalgasının kader günüdür. Recep Erdoğan, halkın verdiği vergilerini babasının kasası niyetine kullanarak sağa sola seğirterek, Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın deyimiyle Türklere Kürtleri öldürmeyi ve bu uğurda ölmeyi vaadediyor.

Bir halkı, Kürt kanlısı olarak zehirliyor. Tek bildiği ve yaptığı budur, bu kampanyada. Muharrem İnce’yi, yeterince “Kürt soyuna ölüm” naraları atmadığı için, vatansever saymıyor…

O, ezberini yaymak için, geçtiğimiz Salı günü, Urartu medeniyetinin başkenti Van’daydı. Van topraklarının öbür yüzü, Türk tarihin kanlı mührüyle damgalıdır. Kadim tarihin izleriyle nakışlı taşlar, Ermenilerin kanıyla kınalıdır. Doğu ucu Van Denizi kıyılarına açılan Efsanevi “Geliyê Zilan”ın kendal ve doruk kayalıklarında, hala 1930’da katledilen Kürt bebeklerinin son çığlıkları yankılanıyor.

 Türk gazeteleri, bebekler, çocuklar, savaşamayacak haldeki kadın ve ihtiyarların katlini, generallere atfen, “Zilan deresi, labelep insan ölüleriyle doldu“ övünmesiyle manşete çekiyorlardı. Bu manşetler, cellatların nihai zafer narası olarak tarihe not ediliyordu.

Türk ordusu, Erciş’te Ermeni’nin değirmeni söğütlüğünde, zafer anıtı niyetine insan cesetlerini yığıyordu, üst üste…

Aradan 90 yıla yakın zaman geçti. Türkler, hala Kürt kırımıyla zafer arayışında. Günün diktatörü Recep Erdoğan, katledilmiş Kürtlere ilişkin rakamları, Türk‘ün “insaniyeti” ve de vaadedilmiş nihai zaferin ön delili olarak, fukara Türk halkına müjdeliyor.

Recep Erdoğan, geçtiğimiz Salı günü bu amaçla Van’daydı. Ancak, orada Sezarvari “muzaffer” bir başkomutan yerine, can derdiyle korku çemberine sıkışmış, ruhu qurçum qurçum büzük bir işgalci kompozisyonunu çiziyordu.

Devleti, korkularını silip ruhuna huzur serpmek için, seferberdi. Ordu ve polis gücü, savaş düzenindeydi. Şehir, asayişi sağlama görüntüsü altında tanklar, toplarla sarılmıştı. Helikopterler havada, gürültü yayan dev sivrisinek sürsünü andırıyordu.

Diktatör geçiyor diye hava limanını şehre bağlayan uzun yol boyunca, tepeden ayak tırnaklarına kadar silahlı asker ile polis yan yana dizdirilmişti. Kavşak ve dönemeçlere zırhlı savaş araçları mevzilenmişti. Binaların çatılarına nişancılar yerleştilmiş, kalabalığın toplandığı Beşyol meydanı, bir gün önceden araçlara kapatılmış, sonra insanları, kontrol altında içeriye alınmıştı.

 Bu arada Recep’in hazik ve nazik burnun rahatı, lüksü dahil, hiç bir ferahlatıcı unsur unutulmamıştı. Halktan toplanan vergiler harcanarak, geçeceği yollar, gül kokulu sularla yıkanmıştı.

Alkışlayıcılar, dört bir yandan otobüslerle karşılanmıştı. Recep terbiyesi, edep ve adabıyla kendisiydi, kürsüde. Öylesine “kendisi” ki, Kürt kinini ve onlara duyduğu öfkeyi bir türlü bastıramıyor, oy dilenmek için bulunduğu yerde, ırkçı histeriye yenik şekilde küfrediyor, iftiralar sıralayıp onları aşağılıyor, hakaretler yağdırıyor, Kürdistan evlatlarının kırımı üzerinden, zafer çığlıkları atıyordu. Boyun eğmemiş, teslim olmamış yer yüzünün bütün Kürtleri “terörist“ ilan edip, ölüm naralarıyla hücuma geçiyordu. Vanlı gençlerin de savunmasında yer aldığı Efrîn’de, giriştikleri katliamla övünüyor, “Menbiç’e girdik“ yalanını savuruyor, nisbet yapıp yüreğini soğuturcasına “Kürtlerin Akdeniz’e ulaşma yollarını kestik, Şengal’i, Kandil’i de alacağız“ diye bağırıyordu.

Ve sonra, aniden hafızasız balığa dönüşerek, söylediklerini yok sayıyor, “hangi Kürt, sadece Kürt olduğu için dışlanıyor? Varsa böyle bir terbiyesizlik yapan, karşısından önce beni bulur” diyordu.

Oysa, insanlık suçu ırkçılık, onun deyimi “terbiyesizlik” ise eğer, o konuşurken de devam ediyordu. Nağmeleri arasında, Kürdistan’a yer veren müzisyen Jiyan, o sırada Patnos‘ta tutuklanıyordu. Kendisi “çok terbiyeli” ama, Ehmedê Xanî Kürt olduğu için, anıtı yıkılmıştı. Kürt rengi diye boyun bağı tutuklamıştı. Roboskîli çocuklar, Kürt oldukları için paramparça edilerek katledilmiş, kendisi de, katilleri kutlamıştı. Kürt mezarlıkları, onun başkomutanlığı altında yok edilmiş, 10 Kürt şehiri havaya savrulmuştu. O yüzüne tükürülecek terbiyesiz araya dursun, Miray bebek, Uğur, Ceylan, Cemile ve daha nice çocuklar, onun egemenlik günlerinde “terbiyesizliğe kurban” edilip katlediliyor, katiller meçhul kalıyor veya ödüllendiriliyordu.

Terbiyesizliği görün ki, o başkomutan iken, sadece Kürt olduğu Taybet annenin ölüsü köpeklere yem ediliyor, Sur’da Gürkan’ın ölüsü tankla yere yapıştırılıyor, Şırnak’ta gencin ölüsü zırhlıya bağlanarak sokakta gezdiriliyordu. Cizre‘de Kürt oldukları için, 144 insan diri diri yakılıyordu. Antalya’da linç edilen gencin, Ankara’da inşaattan aşağıya atılan işçilerin de suçu Kürt olmaktı. Türk şehirlerinde, AKP rumuzlu katil adayları Kürtlere ölüm naralarıyla insan avına çıkıyordu. Suruç’ta, daha geçen hafta, Evset Şenyaşar ve iki oğlu, AKP’li katiller tarafından linç edilerek, kurşunlanarak katlediliyordu. Recep Erdoğan, katledilenleri terörist ilan ederek katilleri korumaya alıyor, mağdur yakınları hapse konuyordu.

Irkçı utanmaz, Kürt olduğu Rojava‘ya, Şenga‘e, Mahmur ve Kandil’e göz koymuş, Rusya yardımıyla Efrîn’i işgal etmiştir. Erdoğan Kürtleri dışlayan terbiyesiz araya dursun, kendisinin emriyle, haklarında herhangi bir somut suçlama olmadığı halde 10 bin Kürt zindandadır. Kürtler yönetiminde oldukları için belediyeler gasp edilmişti. Utanmaz adama, bir kere daha ilanattır ki, Selahattin Demirtaş ve parlamenter arkadaşlarının tek suçu, Kürt olmaktır.

Her neyse, Pazar günü seçim var. Kürt, o gün senin “heyfini” alma günüdür. Utanmaz madrabazın, terbiye nedir bilmez kalpazanın, yurt hırsızı, talancı, hak ve özgürlük gaspçısı, işgalcinin yüzüne tükürme günüdür. Bu niyetle bir mühür Sılhedin’e, bir tane de HDP’ye…

Yazarın diğer yazıları