Referandum mu, iç savaş mı?

Türkiye referanduma mı yoksa bir iç savaşa mı gidiyor?

Erdoğan liderliğindeki darbeciler iktidarlarını korumak için iç savaşı da göze almış görünüyorlar. Zaten tek adam diktasını başka türlü savunmak olanaksızdır.

Siz bakmayın „Referandumda ‘evet’ çıkmazsa iç savaşa hazır olun“ diyen AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem’in istifa ettirilmesine. Artık öldürseler de söz ağızdan çıkmıştır ve AKP çetesinin esas düşüncesi de budur. Anketlerden ve kamuoyunun havasından EVET’in garanti olmadığı, hatta bir çok araştırmaya göre HAYIR’ın önde olduğu açıklanınca azgınlaşmaya başlamışlardır. Katliamcılık ve kan dökmek bütün diktatörlüklerin karakteridir.

Gezi direnişini bastırmak için kanlı saldırlar organize eden AKP çetesinin yaptıkları biliniyor. O günlerde „Böyle giderse iç savaş çıkar“ diye uyaranlara karşı, Erdoğan’ın „Çıkarsa çıksın, ezer geçeriz“ dediği de basına yansıdı. Zaten o günden sonraki bütün uygulamalar Erdoğan’ın bu faşist diktacı gerçek yüzünü ve diktasını sürdürebilmek için her türlü katliamı yapabileceğini gösterdi.

2014 yerel seçimlerinde bozguna uğrayan Erdoğan, 2015 genel seçimlerinde bütün engellere rağmen HDP’nin barajı aşması karşısında tek çareyi yeni bir darbe yapmakta buldu. Önce Dolmabahçe Mutabakatını çöpe attı, sonra da halka karşı savaş açtı. Bugün halkın seçtiği HDP Eşbaşkanları, HDP’li Belediye Eşbaşkanları ve vekillerin tümü ya zindanlarda ya da her an zindana atılabilir. Neredeyse dışarıda hiç bir muhalif akademisyen, gazeteci, aydın kalmadı.

7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde, „Onların kanlarını oluk oluk akıtacağız, kanlarıyla banyo yapacağız“ diyen mafya bozuntuları, referandum öncesinde de „HAYIR“cıları meydanlarda bekliyoruz“ diyerek silahlı pozlar veriyorlar. Bunları piyasaya süren de, himaye eden de AKP değil mi?

Hizbullah, DAİŞ-HÜDAPAR çeteleriyle işbirliği yapan ve onları halkın üzerine süren AKP değil mi?

7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde „Tek parti iktidarı olmazsa kaos olur, gene beyaz toroslar gelir“ diye halkı tehdit eden, seçimleri kaybedince de „Halk kaosu seçti“ diyerek saldırıya geçen Erdoğan ve AKP değil mi?

Seçim öncesi başlattığı katliamlar kar etmeyince, seçimden sonra halka karşı savaş açan da Erdoğan diktası değil mi? Cizre, Nusaybin, Sur, Gever, Lice gibi şehirleri dünyanın gözü önünde yakıp yıkanlar onlar değil mi? Hala bodrumlardan kan ve yanık insan kokusu gelmiyor mu? Hala kayıp cenazeler aranmıyor mu?

1 Kasım 2015 seçimlerinde halk bütün bu zulme karşı gene direndi ve HDP gene barajı aştı. Erdoğan ve AKP çetesi bu direnişe katliamlarla ve HDP’lileri zindanlara atarak cevap verdi.

Erdoğan „Kim ne derse desin, fiilen başkanlık sistemine geçilmiştir“ diyerek yasa ve hukuk dışı olan diktasını ilan etti.

Bahçeli de „Zaten sistem fiilen başkanlık olmuşsa, anayasayı değiştirelim de, meşrulaşsın“ diyerek destek oldu.

15 Temmuz darbe teşebbüsünü bahane eden Erdoğan, OHAL ilanıyla diktasını „yasal“ hale getirdi.

Şimdi referandum ile bu gayrimeşru diktatörlük çetesi anayasal bir güvenceye alınmak isteniyor.

AKP çetesi, kadınları tecavüzcüsüyle evlendirmeyi kurtuluş ve çözüm olarak sunuyordu.

Şimdi de toplumun hak ve hukukuna, siyasi iradesine, umutlarına tecavüz etmiş olan Erdoğan’ı sınırsız yetkilerle başkan olarak ilan etmeyi çözüm olarak savunuyorlar.

„Başkanlık olmazsa memleket bölünür“ şantajını yapan Erdoğan değil miydi?

Bu açıkça iç savaş tehdidi ve şantajı değil midir?

Öyleyse ne suçu var günah keçisi yapılıp susturulan AKP Manisa İl Başkan Yardımcısı Ozan Erdem’in? O büyüklerinden aldığı ilhamla „Kral çıplak“ dedi.

Erdoğan’ın başkanlık macerası şimdiden AKP’yi bile bölüp parçalamıştır. Başkan olursa neler olur memleketin halini siz düşünün.

Erdoğan kanla, tehditle, şantajla tek adam diktasını kurmak istiyor.

Ama tek adam diktasıyla kurtulmayı bırakın ayakta kalabilmiş tek ülke var mı?

Yol yakınken bu gidişata dur denebilir.

Savaşa son, halklara özgürlük ve demokrasi, tek adam diktasına HAYIR!

Yazarın diğer yazıları