Korsan Gemisi II: Avrupa

Ava Neşe KALP

Daha önce yazdığımız gibi, Türkiye’de Erdoğan’ın komutasında Ergenekon-AKP-MHP ve CHP (yönetimdeki derin devlet ekibi) koalisyonunun, Türkiye’de Türk İslam sentezi parantezine düşmeyen kesimleri gayri yasal ve meşru olmayan yöntemlerle, şiddet ve zor kullanarak iktidar alanının dışında tutmaktadır. Korsanca bir zorbalıkla oluşturulan hukuki bir zemin üzerinden mafyatik iktidarın süreklileştirildiği bu zeminde, insan kaçırma, rehin alma, şantaj yöntemleri artık aleni bir devlet politikasıdır.

Şimdi aynı ekip, cihatçı İslam ve akıncı Türklük üzerinden dünyanın başka yerlerini aynı yöntemlerle ele geçirme planları yapmaktadır. Bu anlamda coğrafik yakınlık ve politik konumu açısından Avrupa’ya odaklandıkları da açık. Avrupa da tıpkı Türkiye’deki muhalif kesimler gibi, bu çete koalisyonunun suç işleme, manipülasyon kapasitelerini aşırı bir özgüven içinde ciddiye almamaktadır. Oysa TC devletinin, özellikle AKP ile birlikte hile ve yalan üzerine inşa edilen pragmatik cihatçı bir karaktere girdiğini ve bu cihatçı karakterin Ergenekon gibi ırkçı, kirli, her türlü vahşi yöntemi kullanmadan kaçınmayan Türkçü akıncı bir damarla birleştiğini tekrar hatırlatalım. İslam’ın ümmetçiliği, bütün Dünyayı Müslüman yapıncaya kadar her bireyine görev yüklediği politik İslam ve “bütün Dünya Türk olsun!” söylemini kullanan Turancı/Kızılelmacı devşirme Türkçü faşist akımın ortaklığında, Dünyayı kendi kirli politikalarını dayatacakları Türkçü ve İslamcı bir mecraya doğru sürükleme peşindedirler.

Hedeflerindeki kıymetli coğrafya olarak Avrupa’ya, son birkaç yıldır AKP’nin yeraltı oluşumları, imam, kamu görevlisi, öğrenci diğer isimler altında istihbaratçı ve cihatçı yığmaktadır. Erdoğan’ın ‘Bulunduğunuz ülkenin vatandaşlığını alın’ diye Türklere komut vermesindeki neden, ileride orası için oluşturdukları planlarında kullanacakları kitlenin sağlam bir şekilde yerleştirilmesi anlamına gelmektedir. Oradaki iktidara kendi yandaşlarını sokmasa bile, pazarlık gücüne sahip olarak Avrupa ülkelerinin iç yönetiminde rol sahibi olmayı sağlayabileceğini hesaplamaktadır. Çünkü sadece Kürt topraklarını değil, henüz dillendirmeseler dahi yeni Osmanlıcılığın Viyana kapıları hayali özenle işlenmektedir. Almanya’da örgütledikleri paramiliter örgütün adı boşuna Osmanen Germania değildir. Bu hedefleri çok net olarak vardır. Buna ulaşıp ulaşmayacakları, ulaşırlarsa ne zaman ulaşacakları konusunda kesin bir şey söylemek zor olsa da her on yılda bir diktatör yaratıp, kendisini döven bu diktatörlere tapınan büyük oranda muhafazakâr/sağcı ve Türkçü bir kitlenin varlığını ciddiye almak gerekir. Gerçek anlamda solda yer alan, demokrasi kültürü ve isteğine sahip sol eğilimli kesim, Aleviler ve Kürtler ile çok az sayıda kalmış olan Gayri Müslim’i bir kenara koyarsak, bu diktatör tapınıcılarının oranı Türkiye’de yüzde 70-75 bandındadır ve bu oran Avrupa’da da yansımasını bulmaktadır. Yani oraya gelen Kürt, Alevi, Sol ve Gayri Müslim mülteciler hariç, geriye kalan Türklerin yüzde 70-75’i Erdoğan ve Ergenekoncuların hizmetine çok rahat gireceklerdir.

Bunlar sivil toplum örgütlerine aktarılan kaynakları sömürmeden, vergi kaçırmaya, soygundan cinayete her türlü faaliyette devletin emir komutasında her türlü eyleme hazır kıtalar olarak görev beklemektedirler. Türkiye’de 90 yıldır kendilerini ezen faşist ve buyurgan, ancak soyguncu, yalancı, sahtekar, kamusal kaynakları kendileri ve yandaşları için kullanan iktidarlara oy verilmesi bunun en önemli kanıtıdır. Mesut Özil, Alman yabancı düşmanlığından bahsederken, Deniz Naki’ye uygulanan ırkçılıktan tek kelime söz etmemesi tam bu kitlenin karakterini göstermektedir.

Türkiye’de sağ ve muhafazakar, dindar ve milliyetçi/Türkçü sol parti yandaşlığının içeriği, ülkenin iyi yönetilmesi değildir. Hangi parti gelirse onun yandaşlarının kamusal kaynaklardan öncelikli ve eşitsiz olarak faydalanacağı anlamına gelir. Türkiye’deki milliyetçilik ve dindarlık algısı da budur. Her iki anlayışta da bu partilere eklemlenip kamusal kaynakları sömürme, bunun karşılığında da devletin kendilerine emrettiği her türlü suçu işlemeye uyarlı bir tipoloji var karşımızda. Bu, Osmanlı’nın cihat adı altındaki yağma geleneğinin günümüzdeki devamıdır. Dolayısıyla milliyetçi ve Türkçü akımlar sadece kendi devleti değil, içinde yaşadıkları öteki devletleri yağmalamada daha yüksek bir motivasyona sahipler.

Şimdilik bu kuluçka döneminde Erdoğan, oradaki kadrolarını ve ağlarını oluşturuyor. Yarın öbür gün Avrupa’yı en küçük şeyde teröre boğacak adımlar atacaktır. Bugün onun sırtını sıvazlama pozisyonunda olan devletler, yarın Türkiye’de olduğu gibi onların korkunç bir kötülük, yağma ve soygun ataklarıyla sarsıldıklarında geç kalmış olacaklardır. Bu psikolojiden beslenen bir kitlenin her üyesi, potansiyel olarak uyuyan bir IŞİD hücresi olmaya adaydır. Dolayısıyla Erdoğan’ın zaman zaman Avrupa’yı, cihatçı saldırıları ima eden tehditlerini Batı’nın dikkate almasında yarar var. Yani şantaj ve tehdit politikasının IŞİD ile benzerliğine bir göz atarlarsa ne demek istediğim daha kolay anlaşılacaktır.

Dolayısıyla Kürtlere karşı iş birliğinde bulundukları bu suç koalisyonun, yarın onlara döneceğinden kuşkuları olmasın. Bunu önlemenin tek garantisi de Kürt hareketi ve onun müttefikleri olacaktır. Umarız bunu görmeleri uzun sürmez.

Yazarın diğer yazıları