ROBOSKÎ

AHMET KAHRAMAN

Bugün, 28 Aralık. Kürdistan tarihinde, Roboskî katliamının 7. Yıl dönümü…

Roboskî’nin kanlı gününün hikayesini anlatmayacağım. Onu hepiniz, yer yüzünün bütün insanları zaten biliyor.

Ama olayı bir başka açıdan özetleyecek olursak eğer, Roboskî General Hulusi Akar’ın inceden inceye tasarlayıp planladığı, Türk ordusunun da icra ettiği bir sivil kırım, toplu cinayet, çocukların çoğunlukta olduğu bir katliamın adıdır.

Bir başka deyişle Roboskî, Hulusi Akar’ın bilinen ilk ve en ünlü, en kanlı eseridir. Bir vuruşta 19’u çocuk, tastamam 34 can.

Cizre, Şırnak, Nusaybin, Yüksekova, Sur, Silvan ile öteki 10 Kürt şehirlerinin insan başına yıkımı ve insanların diri diri yakıldığı katliamlar zinciri, yaklaşık beş sene sonradır.

Tıpkı efendisi gibi histerik ruh haliyle Kürtlere diş bileyen Hulusi Akar’ın olgunluk çağı eseridir, bu şehirlerin başına gelenler…

General yıkım ve insanların diri diri yakıldığı günlerin başkomutanıydı.

Oysa Roboskî’de Genelkurmay başkanının yardımcısıydı.

O gün, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantı halindeydi. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, ülke kaderini belirleyen nitelikte kararlar da bu kurulun toplantısındaydı.

O yokken yardımcısı General Hulusi Akar, savaşın ilahıydı. Emir ve komutaların sorumlusu ve icra planları hazırlayan otorite idi.

Bu adam, kendince günün kralıydı. Sabahın er vakitlerinde aldığı bir habere göre ise baş düşman, PKK’nin komutanlarından Bahoz Erdal, o gün Roboskîli sınır tacirlerine karışıp sınırdan içeriye sızacaktı.

Bu durumda, iş başa düşüyordu. Şefi yerine kedi kesilip av peşine düşmeliydi. Av zamanı, fırsatlar günüydü, dolaysıyla. Kendini göstermeli, terfi için göz doldurmalıydı.

Bu amaçla, kolları sıvayıp plan ve projeleri hazırlamaya odaklandı.

Bu arada şefini, dolayısıyla Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile Milli Güvenlik Kurulu üyelerini de, tuzağa yaklaşan büyük avdan haberdar etmeyi unutmadı.

Planını genelkurmay başkanınına onaylatmak için, Genelkurmay başkanınına baskı yapmaya başladı. Uydurduğu hikayeye onu da inandırdı ve düşmanı yok etmek için, tacirleri havadan bombardımana tutma kararını onaylattı.

Sonrasında, paramparça edilmiş çocuğu çocuk, 34 insan…

Dönemin Başbakanı Recep Erdoğan’ın, ertesi gün, ordusunun başarısını kutlayan mesajı.

Türk medyasında, orduyu yüceltip kutsayan zafer çığlıkları. Türk halkının bir kesiminin, yılbaşı kutlamalarına karışan histerik sevinç hezeyanları…

Ama, Bahoz Erdal adı, sadece palavra gerekçeli bir katliam için kullanılmıştı. Katliam gerçek, lakin hikayesi yalandı. Yalancıların yüzü de kızarmıyordu.

Dahası despottular. “Yere düşeni tekmelemek dinimizde yoktur“ diyen Erdoğan’ın diktatörlüğü, katilleri bırakıyor, mazlum ve mağdurların peşine düşüyordu. Evlatları, kardeşlerinin kan izlerini süren insanlar tutuklanıyor, cezaya çarptırılıyor, katliam yerine çiçek koyan insanlar para cezasına çarptırılıyordu. Katledilen 34’lerin anısına, Amed’de dikilen anıt ise kaldırılıyordu.

Bunca çabaya rağmen, katili kaçırıp yüzünü örtemiyorlardı. Katil belliydi, çünkü.

Ancak kana doymuyorlar. Bu yüzden, içerdeki Kürtleri kanatmakla yetinmiyor, Akar’ın önderliğinde Ortadoğu boyunca yurdu işgal ve talan edilecek, katliama açık Kürt toprakları arıyorlar.

Kürt kiniyle “kafa bulanlar”, sonunda bölgenin başına bela, Suriye’nin de işgalcisi kesildiler.

Ama, Araplar nihayet uyanıyor. Körfez Arapları, Şam’a akmaya, ilişki kurmaya başladılar.

Gücünü tazeleyen Şam, yönetimi Kürtlerin çağrısıyla Minbic’e bayrak dikiyordu.

Ortadoğu’da dengeler değişiyor, işgalciler açıkta kalıyordu…

Yazarın diğer yazıları