Roboskî Katliamı’nın anatomisi…

Roboskî katliamı, 8 yıl önce yaşandı. Bu süre içinde, söylenmeyen söz, katillerin yüzüne tükürülürcesine haykırılmayan sıfat kalmadı.

Buna rağmen, yıldönümünde olayın anatomisini çizmeden geçemeyeceğim. Çünkü, olay Kürt kımı ve Kürdistan’ın yıkımında bir başlangıçtır. Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Silopi, Yüksekova ve diğer şehirlerin yıkımı, insanların diri diri yakıldığı vahşetle devam eden, yer yüzündeki bütün Kürtlerin kazanımlarını hedef alan planın başlangıcı…

Roboskî, bir planlamanın başlangıcı, öte yandan Kürtlerin, giderek de dünyanın tepkisini ölçme deneyi idi. O nedenle, hiç bir şey gizli, saklı değildi. İnceden inceye tasarlanmış ve göstere göstere hayata geçirilmiş bir plandı, Roboskî.

Türk devletinin güç gösterisinde, kurban seçilen o çocukların hiç bir günahı, Türk yasalarına bir aykırı hiç bir duruş ve davranışı da yoktu. Yaptıkları iş de kaçakçılık değildi. Yıllar önce, Turgut Özal‘ın Başbakanlığı sırasında, “ticarette liberalleşme” adı altında, herkese “serbest” edilmiş bir faaliyetti, onların yaptıkları. Tel örgüler ve mayınlarla tuzaklanmış Suriye hariç, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Irak sınırları boyunca, serbest bırakılmış sınır ticaretiydi, yaptıkları.

Özal döneminden beri, Roboskî‘nin at üstünde durabilecek yaşa gelmiş bütün erkek çocuklarıyla gençleri, her gün atlarına binip sınırın ötesinde kurulan Pazar yerine, para eden mal götürüyor, bu kesimde isteklisi olan eşya getiriyorlardı.

2012 yılının arifesinde de öyle oldu. 19’u, 18 yaşından küçük 34 kişiydi. En küçükleri 13 yalındaydı. Masum ve mazlumlar kervanıydı, bu. Dünyaya ürpertiyle bakan gencecik yürekler…

Kimi öğrenci, kimi nişanlı ya da sevdalı ve aralarında, ailesini geçindirme kaygısında olanlar…

Sabah gün aydınlığı dağları doldururken, atlarına binili, ardı ardına “rêz” oldular. Türk askeri tabur ve alaylarının önünden geçerken tek tek sayılarak, hatta görüntüleri kaydedilerek sınırı geçtiler. Ötede kurulu pazar yerinde, alacaklarını alıp atlarına yükleyerek, geri dönüş yoluna düştüler.

O gün, o dakikalarda, seçilmiş Türk parlamentosu yerine her türlü kararı alan, asker ağırlıklı Milli Güvenlik Kurulu (MGK), medyanın deyişi ile “devlet toplantı halinde”ydi. Cumhurbaşkanı, Başbakan oradaydı. Adliyenin, asker, açık ve gizli polisin başları da…

Genelkurmay başkanı General Necdet Özel’e ise dışarıda, yardımcısı General Hulusi Akar, teknolojik imkanlarla “Roboskîli kurbanları”nı takip ediyor, önüne gelen “vuruş” planlarını efendisine aktarıyordu. Efendisi (General Özel) de ötede oturan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ı aydınlatıyor, katliam planı, devlet kararına dönüşüyordu. Karar General Necdet Özel’in emriyle uygulamaya konuyor, savaş uçakları hücuma geçiyor, Roboskî vadisinin karları, yer yer kan kızılı kesiliyordu.

Olayın katilleri ise tetik çeken, düğmeye basan askerler değildi. Karar alan ve uygulama emri verenlerdi.

  Kürdistan’da “hewar” sesi, ama Türk devleti katlarında şenlikti, Roboskî…

Daha sonra Kürtlerin kökünü kazınmaya adanmış adam profili olarak ortaya çıkacak olan Recep Tayyip katliamdan hemen sonra, “katledilenler nihayetinde Kürt’tür, onların hesabı olmaz” anlamında, olanları “uygun” ilan edip “kimin kim olduğunu nereden bilelim” diyor, devamında Türk ordusunun zaferini kutlayıp kutsuyordu.

Yıl başında, Kürtler yasta ama, Türk halkı coşkundu.

Türk medyasında, gizlenmeye çalışılan bir sevinç vardı. Olay sıradan bir vaka olarak görüldü. Televizyonun “kim nerede kiminle” programın sucusu bir “kaşar” kadın, “oh” diyenlerin başını çekiyor, ırkçı yazarlardan biri katledilmiş çocukları hesaba katmıyor, katırlara ağıt diziyordu.

Recep Tayyip ise ordusunu kutladıktan bir gün sonra, “olay Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak” diyerek, katillere hesap sorulacağına dair namus, şeref sözü veriyor, ama bu sözü de havada eriyor katillerin koruyucusu olarak karşımıza çıkıyordu. Katillerin izini sürenler takibe alınıp cezalandırılıyorlardı.

Çünkü, katliam bir devlet projesi ve uygulama ise başlangıçtı. Büyük proje, zamanla geliştirildi. Dört yıl sonra 6-8 Ekim olayları, IŞİD’ın kullanımı ile bombaların patlatılması, Sur, Cizre ve öteki şehirlerin yıkımı, insanların diri diri yakıldığı katliamlarla devam edecek, sonuçta Kürtlerin yer yüzünden kazınması planına dönüşecek, Kürtlerin yok olması da Türklerin “beka meselesi” diye olarak ilan edilecekti.

Toparlarsak, Roboskî’nin anatomisi budur. Ondan sonrasın katiller galerisidir..

Sayısız katil, “Türk büyüğü” kisvesinde ortalıkta dolanıyor, bugün. 1990’lerin katilleri de aklanıp paklanıyor. Bu nedenle, sayıları çoğaldıkça çoğalıyor, katillerin. Suriye’den Libya çöllerine kadar uzuyor. Her taraf katil dolu.

Yüksek bir yere çıkıp “katiller, hırsızlar, tecavüzcüler” diye bağırırsanız, hiç kuşkunuz olmasın, “bana mı seslendin, hemşehrim” cevabının uğultusu arşu alemi dolduracak…

Yazarın diğer yazıları