Roboskî ve faşizmin tahkimi

AKP rejimi, Kürtlerle girdiği yeni diyaloga “barış ve kardeşlik süreci" diyordu.

Barış ve kardeşlik olunca, Kürtlerin onuru kirli, kanlı postal altından kurtulacak, ülkelerinin çalınmış adı bile özgür kalacaktı. Onurunun gasbı nedeniyle, çaresizliğin çaresi olarak isyan etmiş Kürtlerle barış, savaşın bitimi, dolayısıyla savaşta evlatlarını kaybetmenin derin hüznüyle ağlayan anaların göz yaşlarını dinecek, ruhları huzurla dolacaktı.
Kürt liderlerden Salahattin Demirtaş, Recep Erdoğan’ın ılıman barış havasını vaaddetmesi üzerine, “verilmişken" demiş, “bari kardeşlikten önce, eşitlik olsun" diye devam etmişti.
Recep Bey, sözünün üstüne istek olan fena halde sinirlenmiş, azarlayan sesiyle “bu işi tartmayalım, çünkü meselyi kantara vurup, tartarsanız kimin zararlı çıkacağı belli olmaz" cevabını vermişti.
Bu cevap, Türk milliyetçiliğinin de (o milliyetçilik yerine, milli diyordu) alameti ferrikası, CHP sözcüsü kadının, mugalata eksikliğiyle doğrudan söylemine karşılık, lafı dolandırarak “milliyi" bulma, milliyetçiliğe ulaşma, çıkışıydı. CHP sözcüsünün “bir Kürtle, bir Türk asla eşit olamaz" tesbitiyle bütünleşmeydi. Türk, kimseyle eşit düzeye düşmeyecek kadar üstündü.
Mesela dinde, farklı renkler, ırklar arasında kardeşlik bağı ilmiklenebiliyordu. Ama ırk, AKP’nin deyimiyle “farklı" idi. Türkün din kardeşleri olabilir, ama ırki anlamda eşitleri asla…
Eşitlik, devşirmeciliğin “megalomanya"sına da aykırıydı.
Oysa, süreç ilerledikçe, “kardeşlik" de kokuşuyor, yerde çürüyor, altında oyalamaca, kandırmaca çıkıyordu.
Mesela, “büyük kardeş" başlangıç olarak, Kürtlerin ana yurdu Kürdistan’ın ismi boynuna geçirilmiş inkarın ölüm kemendini gevşetebilir, köylerin, dağların adını özgür bırkabilirdi.
Bunun için, anayasa değişikliğine gerek yoktu.
Gelgelelim, sokaklarda Türk-İslam üzere kimlik kontrolü yaparak, kendinden olmayanı dövüp, kurşun sıkarak gelenlerin lümpen faşizminden insani damarın çıkışını beklemek boşunalıktı.
“Kardeşlik süreci" yerde takla atıyordu. TC Kürdistan dağlarına seferde, yok edicilik üzere konuşuyordu. 10 bin Kürt hapisteydi. Rejim onlara suç isnadı için yalan bulamıyordu.
“Süreç"ten sonra gelecek günlerin geçmişten farklı olmayacağına Roboskî raporu şimdiden tanıklık ediyordu.
TC hava gücü, 28 aralık 2011 tarihinde, pazar yerinden dönen Kürt sınır tarirleri grubunu bombalamış, 20 tanesi çocuk yaşta, 34 insan bir arada katletmişti.
Başbakan Recep Erdoğan hemen sonra, katledilenlerin ölümü hak ettiklerini ima etmiş, katilleri savunmuş, generalleri başarılarından dolayı kutlamıştı. 
Devlet, ardından yakınlarının katilleri peşine düşen köylüleri baskı çemberine almış, bir kaçını tutuklanmış, bazılarını pasaportsuz sınırı geçme suçlamasıyla para cezasına çarptırmış, o arada Türk adaletine yardımcı olması için parlamentoda araştırma komisyonu kurmuştu.
Komisyon, nihayet ön raporunu açıklıyor, bu arada katliam var, ama katiller olay yeri ile Başbakanlık, Genelkurmay arasında kayboluyordu.
AKP ağırlıklı komisyon, bir yılı aşkın süre sonra, Başbakan ile emrindeki Genelkurmayı kırk tas suyla yıkayarak temizliyor, ikilisiyi bir arada suçsuz, günahsız kenara oturtuyordu. Yani katliam var, ama katiller yok, tetikçiler de kayıptı. 
Adı bilinmeyen, kimliği açıklanmayan bir itirafçının ifadesiyle, Başbakan Recep Bey’in ilk gün söyledikleri onaylanıyordu. Katledilmişler, doğuştan suçluydu. Üstelik, aralarında kimlikleri meçhul  iki tane de gerilla vardı. Bu da öldürülmelerini kaçınılmaz kılıyor.
Katliam evrensel hukuka aykırı, savaş hukuknu tanımazlık, ama Türk anlayışına uygundu. Düşman olduğundan şüphelenilen insan, tikisi, tavşanıyla her canlı ölümü hak ediyordu.
TC masum, katledilen Roboskî li çocuklar suçluydu.
Ve Kürtler, hukukun evrensel utancını yayan bu zihniyetle barışı keşfe çıkıyor, eşit olmayanların “kardeşliği" zemininde, gülmeyin ama, adalet duygusu içinde birlikte yaşamak için, yollar inşa etmeye çalışıyordu.
Parlamentoya sunulan yeni kanunlar paketiyle de, faşizmin kaleleri tahkim ediliyor, umutlar çökertiliyordu.
Çünkü Kürtlere ait hayatta kalabilmiş bütün renkler, sesler, simgeler yasaklanıyor, etraflarında yeni suç duvarları örülüyor,“demokratik cumhuriyet" adına, İslamo faşizmin eksik kalmış çatısı çatılıyor,  duvarları tahkim ediliyordu.
 

Yazarın diğer yazıları