Rojava devrimi yaşıyor savaşıyor O halde son gülen iyi gülecektir!

Benim aklıma sık sık şusoru geliyor:  Savaş halindeki bir halk, “herkes bize düşman, o halde direnelim” dediğim zaman mı daha büyük bir güçle direnir?

Yoksa, “tehlike büyük, ancak düşman dünyada tecrit oldu, direnelim, kazanacağız” dediğim zaman mı?

Ben ikinci yanıtı daha doğru buluyorum.

Elbette söz konusu sorunun yanıtı somut durumla da yakından ilgilidir.

Örneğin halk ağır bir yenilgiye uğradığı, toprakları tümüyle işgal edildiği ve dünya bu duruma itiraz etmediği zaman, halkın öfkesini hem zafer kazanan düşmana ve hem de ona yardım eden dünyaya karşı güçlendirmek için elden geleni yapmak gerekir.

O halde soralım: Rojava bu son savaşta ağır kayıplar vermekle birlikte “yenildi mi?”

Hayır. Topraklarının eğer yanlış hesap etmediysem şimdilik yüzde 8-10’nu kaybetti, yüzde 90’ını hala koruyor. QSD güçleri ağır kayıplar vermekle birlikte hem savaşçılarının, hem de silahlarının ezici çoğunluğuyla ayakta. Uluslararası kamuoyu onun yanında. Düşman tam bir tecride uğradı. Devletlerin neredeyse tümü, ister samimi olsunlar, ister olmasınlar Türk devletini suçlamakta. ABD Mazlum Kobanê’yi, hangi amaçla olursa olsun muhatap alırken, Erdoğan’a “aptal” demekte. İdlib ve Cerablus’ta DAİŞ elebaşılarına karşı yapılan “gizli” operasyon Rojava yönetimiyle birlikte yapıldı ve Türk devletine “operasyon helikopterlerine ateş açma, açarsan vururum” deme dışında bilgi verilmedi.

Daha önemlisi Rojava hala Türk işgaline karşı direniyor. Savaş bitmedi. O halde “zafer” umudunu diri tutmak gerekiyor.

Şurası muhakkak: Küresel güçler Ortadoğu’yu emperyalist paylaşıma kapatacak olan Apocu konfederalist devrime kesinlikle düşmandır. Bu gerçeği Kürdistan halkının ve tüm Ortadoğu halklarının bilincinde güçlendirmek devrimci bir görevdir. Ancak “devrimci perspektif” başka, “savaşın güncel durumu” başkadır.

Dünyada bütün küresel devletler Rojava devrimine karşıdır, bu kesin. Ama Türkiye ile Rojava arasındaki savaş Üçüncü Dünya Savaşının sadece “bir cephesidir.” Bu savaşın tümünde Rusya, ABD, AB, İran, İsrail Rojava’dan yana olmasalar bile Türkiye’ye şu ya da bu ölçüde karşıdır. Üç-dört milyonluk Rojava’nın devrimci süreçteki en büyük avantajı da budur.

Elbette ideolojik uyanıklık devrim mücadelesinde en büyük silahtır. Rusya Türkiye’ye stratejik olarak karşı olsa bile, onun amacı Rojava’yı Suriye rejimine mahkum etmek, birkaç küçük kazanımla, örneğin “kültürel özerklikle” yetinmeye zorlamaktır. ABD kesinlikle Türkiye’yi cezalandıracak olsa bile onun amacı Rojava’yı “Güneylileştirmek”, Apocu birikimi tasfiye etmektir.

Bu iki devletin amaçlarına “lanet” okumanın anlamı ise yoktur, emperyalizm emperyalistliğini yapacaktır; Trump’a “neden devrimi yolundan ayırmak istiyorsun, neden Apocu bilinci yıkmaya çalışıyorsun?” diye sormanın hiçbir anlamı yoktur, Trump ABD emperyalizminin başıdır, amcamızın oğlu değildir, görev yakınmak değil, “üçüncü yolda” yürümektir; devrimci güçlerin görevi, silahtan da önce, Apocu çizgiyi pekiştirmektir. Kürt ulusal birliğini “yurtseverlik” ruhunda sağlamaktır. Şili’de, Bolivya’da, Katalanya’da, Irak’ta ayağa kalkan halklarla, Avrupa’da Kürtlerin yanında sokaklara dökülen insanlıktan yana kitlelerle birleşmektir. Onlara Ortadoğu, Avrupa ve Dünya Konfederalizm devrimini anlatmak, “yeni bir dünya mümkündür” düşüncesini yaymaktır.

Geçtiğimiz günlerde Duran Kalkan mücadeledeki zayıflıkları etkili bir şekilde vurgulamıştı. “Emperyalizmin emperyalizm olduğunu” tekrar etmek yerine ona karşı mücadelede yukarıdaki görevler açısından zayıflıkları gidermek için çalışmak zafere giden yolu açacaktır.

Savaşta gerçeğin her zaman iki yüzü vardır: Birincisi “tehlikenin büyüklüğüdür”. Bu gerçeği duyurmadaki zayıflık “rehavete” yol açar. İkincisi “zaferin mümkün olduğudur.” Bu gerçeği anlatmadaki zayıflık “yılgınlık” yaratır.

Akılda tutulması gereken biricik gerçek şudur: Rojava devrimi yenilmedi, savaş sürüyor, tehlike büyük, ama zafer Rojava’nındır. Devletler devrime düşmandır, halklar ilk defa Rojava devrimiyle birliktedir, Rojava devriminin düşmanları birbirlerine karşıdır, aynı zamanda Türk devletine de karşıdır, dünya durumu devrimin zaferinden yanadır.

Umut zaferin müjdecisidir.

1950’li yıllarda Nazım ve arkadaşları zindanlarda Münir Nurettin’in şu şarkısını söylerlerdi:

“Aşıka Bağdat sorulmaz, ufukları aşar gider; Ümit yolcusu yorulmaz, baht izinde koşar gider.”

Yazarın diğer yazıları