Rojava devrimini yaşatmak…

Rojava devrimi 8. yılına giriyor. Zorlu, bedeli büyük olan, etrafı cehennem zebanileriyle çevrilmiş bir coğrafyada insanlığa cenneti müjdeleyen şekilde gelişen bir devrim.

Savaşın ve toplumsal, siyasal, kültürel, zihniyet devriminin iç içe geliştiği bir devrim oldu Rojava devrimi. Ne var ki, tehlike halen büyük ve kat edilmesi gereken daha uzun bir yol var.

Faşizmin silindir gibi Ortadoğu halklarının üzerinden geçtiği, koca devletleri birkaç gün içinde yakıp yıktığı günlerde, kuşatmaya alınan Rojava, DAİŞ çeteleri ve destekçileri tarafından en kolay lokma olarak addedilmişti.

Musul ve Rakka gibi büyük ve tarihi kentler birkaç gün içinde teslim alınırken, kimse, ismi dahi duyulmayan Kobanê gibi küçük bir kasabanın direneceğini ve ayakta kalabileceğine inanmamıştı. O dönem Türk devletinin yeni yetme diktatörü de DAİŞ’in barbar saldırılarına karşı direniş cephesinde saf tutan Kürt gençlerinin birkaç gün içinde dağılıp kaybolacaklarını hesaplamış olmalı ki, “işte Kobanê de düştü düşecek” diyerek, faşizmin bayrağının her yerde dalgalanacağının sevinciyle kendinden geçiyordu.

Ancak Erdoğan ve çetelerinin zafer sarhoşluğu çok sürmeyecekti. Düşen Kobanê değil, DAİŞ faşizminin kendisi oldu. Kobanê’de geliştirilen direniş giderek tüm Rojava’ya yayıldı. Sonraki haftalar ve aylarda DAİŞ’in kaleleri teker teker düşerken savaş sahte halifeliğin başkenti olarak ilan edilen Rakka’ya dayandı. Ve derken en büyük kalesini yitiren DAİŞ açısından Irak’ta başlayan serüvenin Rojava’da son bulacağı günler yaklaşıyordu.

DAİŞ’in yenilgisi halklar adına gerçek bir devrimin ayak sesleriydi. Bin yıllardır düşmanlaştırılmış farklı etnik ve dini kesimler aynı sistem altında bir araya geliyordu. Yeni bir sistem, kan revana boğulan kadim Ortadoğu topraklarında boy veriyordu. Coğrafyanın kuzey yakasında öfkeli bakışlarla kirli oyun planları kuran Türk devletinin yeni yetme diktatörü bir yandan tüm imkanlarını seferber ederek çeteleri ayakta tutmaya çalışırken, diğer yandan kapı kapı dolaşarak Kürtlere destek verilmesin diye önüne gelenin ayaklarına kapanıyordu.

Ancak Kobanê zaferi Rojava devriminin tüm kıtalarda yankılanmasını sağlamış, insan onuru ve özgürlüğünden yana olanlar antifaşist cephede bir araya gelerek 1 Kasım’ı “Dünya Kobanê Günü” ilan ediyorlardı.

Ve 20. yüzyılın her türlü soykırım, zulüm, göç ve sürgünlerini yaşamış Kürt halkı bir kez daha her şeye inat “ben varım” diyerek adeta anka kuşu misali kendi küllerinden yeniden doğuşu gerçekleştiriyordu. Zaman, devrimi kalıcı kılma zamanıdır Şimdi zaman; özgürlükten, demokrasiden, eşit ve özgür bir yaşamdan yana olanların bu devrimi sahiplenme ve kalıcı kılma zamandır.

DAİŞ faşizmi yenilgiye uğratılmış olsa da, devrim karşıtı tehlike halen geçmiş değildir. Aksine dünün vekilleri gitmiş asıllar işbaşına geçmişlerdir.

Cerablus’tan Bab’a, İdlib’e kadar yaşanan işgal ve zulüm herkese, hepimize daha fazla mücadele sorumluluğu yüklemektedir. Ve biz, onurlu, eşit ve özgür bir yaşam düşleri, hayalleri, amaçları olanlar, vekillerinin görevlerini omuzlayan asıllara karşı, halkların sesi olmalı, Rojava devrimini tüm dünya halklarıyla yeniden buluşturmalıyız.

Şimdi herkes bir olmalı ve bir yandan Rojava devrimini her türlü saldırı ve soykırımla boğmak isteyen Türk devlet faşizmine karşı mücadele ederken, bir yandan da başta Suriye devleti olmak üzere tüm dünyayı Kuzey Doğu Suriye’de kurulan özerk yönetimi resmen tanımaları için zorlamalıyız.

DAİŞ faşizmine karşı savaş cephelerinde direnenler nasıl ki bizler için toprağa düştülerse, bizler de gelecek kuşaklara özgür bir dünya bırakmalıyız. Onun için Rojava devrimini kalıcı kılmak sadece bu coğrafyada yaşayanların değil; yüreği, beyni, vicdanı özgürlükten ve eşitlikten yana olan herkesin görevidir. Devrimin yıl dönümünde #pirozbe  / #riseup4rojava Hasthtag’iyle sosyal medya üzerinden başlatılacak kampanyaya katılmayı unutmayın.

Yazarın diğer yazıları