Rojava Devrimi’nin dinamikleri ve ABD emperyalizmi

AKP/Saray faşizminin, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yeni işgal hazırlıklarının ardından gelen Amerikan askerlerinin Suriye’den çekilme kararı tozu dumana kattı. Kararın, Amerikan iç politikasında yarattığı kriz bir yana, Rojava Devrim’i karşısındaki saflar bir kez daha netleşti. Bu kaosun içinde 19 Temmuz 2012 tarihi, öncesi ve sonrasında yaşanan gelişmeler içinde unutturulmak istenen gerçekler var. Bu gerçeklerin başında da Rojava Devrimi’nin dinamikleri geliyor.

Halkların ve kadınların devrimi olan Rojava Devrimi’nin dinamikleri arasında Suriye Arap Cumhuriyeti’nin sömürgeci uygulamalarına karşı halkta biriken tepki, bu tepkiyi güncelleyen Arap baharı ve öncesinde PKK’nin 1970’lerin sonunda Rojava’da başlayan ve bugünlere kadar devam eden politik ve askeri çalışmaları yer alıyor. Rojava; Suriye cehenneminde 3. yoldu. Bu yol ise egemen güçlerin kendi aralarında yürüttüğü çatışmanın dışında kalmak, onlar gerici iç savaşlarını sürdürürken, bu gerici savaştan çıkarı olmayan halkları, ezilenleri örgütleyerek mücadeleye sevk etmekti. Rojava Devrimi tam da bunu yaptı, halkların eşit ve özgür birlikteliğine dayalı yeni bir sistemin inşasına girişti.

Bu devrimi kimse bahşetmedi; ne ABD, ne Fransa ne diğer emperyalist devletler. Halklar iğne ile kuyu kazar gibi bu devrimi inşa etti ve savundu. Çok uzun bir mücadelenin sonucu olduğunun da altını çizelim. Bugün dünyanın tanıdığı YPG/YPJ’nin öncülü olan Yekineyen Xweparastina Gel/Halkın Öz Savunma Birlikleri (YPG), uzun süre halk içinde özsavunma mantığını geliştirmeye çalıştı.

YPG Eğitim Akademileri Komutanlığı’ndan Hisên Şawîş, ölümsüzleşmeden önce 2015 yılının Haziran ayında yaptığımız bir röportajda YPG/YPJ’nin öncellerine ilişkin şu bilgileri vermişti: “1980 ve 1990’lı yıllarda Rojava’da ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi) temelinde yarı askeri yarı siyasi bir çalışma vardı. Bu daha çok Kuzey devrimini destekleme temelindeydi ve Suriye rejimine karşı bir çalışma yoktu. 2004 Qamişlo ayaklanmasından sonra bu kez Baas rejimine karşı önlem anlamında bir savunma anlayışı gelişti. 15 Mart’ta Dera’da ayaklanmanın başladığı günlerde Rojava’da meşru savunmanın bir zemini vardı.”

Esad rejimi altında illegal bir çalışmayla inşasına başlatılan özsavunmadan bugün DAİŞ’i durduran, Türk devletinin saldırılarına karşı günlerce direnen YPG/YPJ’ye, ardından QSD’ye gelindi.

Gelelim ABD-YPG işbirliğine… ABD emperyalizmi ilk başka bu devrimin karşısında bir tutum aldı. Türkiye’nin ev sahipliği ve desteği ile Suriye Ulusal Konseyi ve ÖSO üzerinden, bir karşı devrim örgütlemek için az uğraşmadı. Ancak planı tutmayınca ABD, başka arayışlara yöneldi. Kuzey ve Doğu Suriye’nin içinde ve dışında KDP ve Roj Peşmergeleri eliyle devrimi “KDP çizgisi”ne çekme planını da devreye koydu. Ancak bir yandan bunları yaparken, diğer yandan Rojava savunma güçlerine askeri yardım yaptı. Neden? Bu sorunun yanıtını, Rojava’da bulunan gazeteci Welat Deniz, ETHA’da 22 Aralık’ta yayınlanan “Devrim özgücüne dayanarak ilerleyecektir” başlıklı yazısında gayet net vermiş. O yazıdan alıntılarsam; “Rusya ve İran’ın pozisyonlarını güçlendirdikleri koşullarda, ABD emperyalistleri de, Kuzey Suriye’de var olabilmenin yolunun Rojava Devrimi’nin bileşenleriyle ilişkilenmekten geçtiğini gördü. Bu, devrimi kuşatmanın ve bağımlı hale getirmenin de bir yoluydu. Devrimin kimi olanaklar elde edebilmesinin de bir yolu buydu. Böylece karşılıklı ve bir birinden bağımsız hareket eden güçler, paralel bir yolda yürümeye başladılar. Amerika, taktik ittifak sayesinde, Kuzey Suriye’de ayak basacak yerler bulurken, devrim de askeri teknik bakımdan belli bir gelişme kaydetti. Güçlerini kimi silah ve teçhizatla donattı. ABD bu tür ‘yardım’larla kendine alan açarken, devrimi de bağımlılık yaratarak kuşatmayı hesap ediyordu.” Ancak bu hesap da tutmadı. Şimdi de çekilme tehdidi ile Rojava halkları terbiye edilmek isteniyor.

Bundan sonra süreç nasıl ilerleyecek?

Sınıra askerleri ile birlikte cihatçı çetelerini de yerleştiren Türk devleti Minbic’in işgali planını öne çekmiş görünüyor. Bu gelişmenin gösterdiği gerçek şu; Rojava, AKP/Saray rejiminin ezeli ve ebedi hedefi. Bu planı bozmanın iki yolu var.

Birincisi; başka cephelerden AKP/Saray rejimini sıkıştırmak. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Saray faşizmine karşı birleşik antifaşist direniş cephesini inşa etmek. Avrupa kentlerinde ise, Avrupalı ezilenlerin, antifaşistlerin vs. desteğini alarak, halklar arasında dayanışma yoluyla AKP üzerindeki uluslar arası baskıyı artırmak. Bu Rojava halklarının dışındaki halkların, emekçilerin, ezilenlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, komünistlerin omuzlarının üzerinde bir sorumluluk.

İkincisi ise; Kürt ve Arap halklarının arasındaki mücadele yoldaşlığını, direniş kardeşliğini, öncelikle Suriye’de, ardından da Ortadoğu’da güçlendirmek.

Neden mi?

Bu sorunun yanıtı haftaya.

Yazarın diğer yazıları