Rojava direnişi zaferi müjdeliyor…   –  Devrim GEWDA

Rivayet edilir ki, Hz. Ömer zamanında Şam valisi olan Sad b. Ebi Vakkas bir cami yapımı esnasında camiye bitişik arsası olan Yahudi arsasını satmak istemez. Ancak vali arsayı zorla kamulaştırır ve bedelini adama gönderir.

Yahudi tavsiye üzerine Medine’ye gelerek durumu Halifeye şikayet eder. Hz. Ömer bir deri veya kemik parçasına bir şey yazarak bunu Vali’ye vermesini söyler. Hayal kırıklığına uğrayan adam bir şey çıkmayacağını düşünür, ama yine de Vali’ye gidip Hz. Ömer’in yazdığını uzatır. Vali çarpılmış gibi hemen Yahudi’nin arsasını iade eder.

Sebebini daha sonra şöyle izah eder: “İslâm’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski Han bulduk. Han’ın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Sonra gidip krala durumumuzu anlattık. Develerimizi iade etti ve bize ayrı ayrı kapılardan yarın şehri terk etmemizi söyledi.

Ertesi gün şehrin iki kapısında vezir ve kralın büyük oğlunun asıldığını gördük. Meğer bunlar bir çete kurup gasp ve talan yapıyorlarmış. İşte getirdiğin pusulada Ömer bana bunu hatırlatıyor ve diyor ki: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.”

Yazıya bu örnekle başlama elbette kafalarda soru işaretine neden olabilir. Ama meselenin özü şu ki içinden geçtiğimiz bu tarihi ve bir o kadar bağrında riskler taşıyan bir süreçte geçerken birilerinin oturduğu yerden ailevi ve kişisel çıkarları uğruna Kürt Özgürlük Mücadelesinin evlatlarının üzerinden siyaset yapması af edilir ve yutulur cinsten değil. 9 Ekim günü dünyanın şahitlik etiği Rojava işgal saldırıları, TC ve çete ortakları ÖSO soslu DAİŞ çetelerince ortak merkezde başladı. Elbette 9 Ekim günü çok bilinçli ve zamanlaması tarihsel ve bir o kadar stratejikti. Çünkü bu gün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komployla Şam’dan ayrıldığı günün adıdır. Bu sıradan bir tarih, sıradan bir gün değildir. 9 Ekim 1998 günü startını alan uluslararası komplonun hala sürdürüldüğü ve Kürt halkı üzerinde soykırım saldırılarının devam ettiği mesajı alınmıştı.

Evet, Kürtler 9 Ekim 1998 günü Sayın Öcalan şahsında uluslararası bir komployla bitirilmek ve tarih sahnesinden silinmek istenmişti. Ondan dolayı da bu gün seçilmişti. Onlar için Kürt halkının topraklarını işgal etmek, evlerini barklarını talan etmek, Kürt halkının çocuğunu, gencin, yaşlısını katletmek her zaman ki gibi mubahtı. İşgal saldırılarında Birleşmiş Milletler, BM Güvenlik Konseyi, Cenevre Konvansiyonları ve birçok kurum her türlü savaş suçu işleyen Türk devletine karşı harekete geçmesi gerekirken, soykırım saldırılarını seyretmekle yetindiler. Bu kurumların bazı eski yöneticileri ise twitt atarak sembolik kınamalar yaptılar. İnsanlık tarihinde enderine az rastlayacağımız katliam ve talan görüntüleri geldikçe Kürt halkı ve dostları dünyanın birçok alanında işgali ve işgale onay verenleri kınadı, lanetledi.

Ne yazık ki, kendini Kürt ve Kürdistani gören ve burnundan kıl aldırmayan Neçirwan Barzani Dünya’nın gözü önünde hiç utanmadan, sıkılmadan, “Erdoğan’ın Kürtlerle değil, PKK ile sorunu var” diyerek Türk işgal saldırılarını onaylayan açıklama yaptı. Tarih bilincinden yoksunluk, toplumu kıyıma uğrarken sırtını dönen ve insan olmaktan çıkma tamda bu.

İnsana dönüp sorarlar. Derler ki: Başur Kurdistan’ı referandum kararın alırken, tankını, topunu sınıra yığarak tehditler savuran, devlet kurma hakkıyla dalga geçen, halkı açlıkla tehdit eden Erdoğan değil miydi? Bağımsızlık referandumu kararını PKK mi aldı? Ağrı, Zilan, Dersim, Koçgiri, Maraş vb. katliamlar zamanlarında PKK mi vardı? Şeyh Said ve Berzenci ayaklanmaların da PKK mi vardı? Sonuçlarından PKK mi sorumlu? Saddam Hüseyin, Enfal adıyla Kürtlere saldırıp 280 bin Kürt’ü katlettiğinde, Halepçe’de kimyasal silahlarla 5 bin Kürt’ü katlettiğinde Saddam Kürt düşmanı değil miydi? Katliamlar KDP ve YNK’in yanlış politikalarından mı kaynaklanıyordu?

Neçirwan Barzani’nin bu açıklamalarından cesaret alarak Rudaw’a açıklamalar yapan AKP-MHP-JİTEM-DAİŞ destekçisi HÜDA-PAR Genel Baş. Yardımcısı Zekeriya Yapıcıoğlu “Rojava işgali Kürtlere karşı yapılmadı” diyor. Güya Kürtlere karşı yapılmış olsaymış pehlivan kesileceklermiş. Bu şebekenin Rojava’da Kürtleri değil, DAİŞ’i desteklediğini kundaktaki bebek bile bilir. İnsan benliğini yitirdiğinde, halkına ihanet ettiğinde böyle sömürgecilerin diliyle konuşur, rezil ve rüsva açıklamalar yapar. Dünya işgal saldırılarını Kürt halkını soykırımdan geçirme olarak görüp, tanımlarken bu rezil kişilikler ise kar umudu beslemekte. Kürt halkı bu dalkavuklara, yardakçılara, rezil ve rüsva kişiliklere dur demeli, lanetlemelidir.

Sözün kısası Kürtlerin Nuşirevan’ın adaletini uygulayacağı dönem ve çağ bu çağdır. Tarihin cilvesi midir bilinmez ama Sad b. Vakkas’lar Kürtlerin içinden de hiç eksik olmadı. Ama Hz. Ömer’ler ve Nuşirevan’larda hiç eksik olmadı. Kürdistan’ı kendi ailesel ve bireysel çıkarları için gelir kapısı olarak gören bu rezil kişilikleri teşhir etmek de önümüzde duran tarihi bir görevdir. Bizler bu rezil kişilikleri teşhir etmesek canları ve kanlarıyla destanlar yazanlar mücadeleleriyle dün olduğu gibi bugünde teşhir edecek, lanetleyecekleridir. Mücadele büyüdükçe bu reziller daha fazla rüsva olacak ve toplumun içine çıkamayacaklardır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Kürt halkının bütün dünyanın gözlerinin önünde ortadan kaldırılmak istendiği bu dönemde Kürt halkının önünde duran temel görev ise ulusal birliği hayata geçirip Demokratik Kürdistan’ı inşa etmektir. Bunun imkan ve fırsatı varken hiç kimse bunu kendi emelleri için kurban etmemelidir. Bugün ne 1919’da ne de 1923’teyiz. Rojava destansı direnişiyle Kürdistan’ın dört parçasına umudu, özgürlüğü ve zaferi müjdelerken, hiç kimse Kürt halkının özgürlük umudunu ve zafere olan yürüyüşünü engelleyemez.

Yazarın diğer yazıları

    None Found