Rojava için mücadele zamanı

İşgalci Türk ordusunun ve devletinin Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye işgal saldırıları devam ediyor. Ateşkese rağmen sahada şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Ateşkesi kağıt üzerinde bırakan Türk devleti, tüm bölgeyi işgal etmek için durmadan sınıra çetelerini ve askerlerini sevk ediyor. Önümüzdeki günlerin şiddetli çatışma ve yoğun diplomatik, siyasi görüşmelerle geçeceği kesin, ancak bilinmesi gereken temel gerçek ise Türk devlet işgalciliğine karşı sahada tarihi bir direnişin yaşandığıdır.

Savaş suçunun ana üssüne dönen işgalci Türk devleti ve faşist şefi Erdoğan Kuzey ve Doğu Suriye bölgesini işgal ve ilhak etme amacından vazgeçmiş değil. Misak-ı Milli’yi güncelleme amaçlı geliştirilen bu işgal saldırılarıyla Suriye coğrafyası tümden parçalanmak isteniyor. Bu şekilde Kürtlerin ve halkların özgürlük umutlarını tümden tasfiye etmek kadar, Türk devletinin yeni Osmanlı hayalleri de faşist şef şahsında hayata geçirilmek isteniyor.

Faşist şefin, sürekli olarak tüm dünyaya meydan okuması, çocukları, kadınları, yaşlıları, gazetecileri, sağlık çalışanlarını katlederek yüzbinlerce insanı yerinden yurdundan etmeye çalışması, her türlü yol ve yöntemle savaş suçu işlemekte hiçbir beis görmemesi, bu yayılmacı ve işgalci amaçlarından kaynaklıdır.

Mevcut durumda Serêkaniyê ve Gireê Spî’yi işgal eden Türk devleti ve faşist şefi, dünyadan gelişen tepkilerin yanı sıra bölgedeki tarihi direnişin ardından zorunlu olarak ateşkes yapmak zorunda kaldı. Ancak pratikte bu ateşkese uymadığı gibi, diğer tüm alanlara dönük kapsamlı bir işgal saldırısı için durmadan sınıra çetelerini ve askeri teçhizatını sevk etmeye devam ediyor.

Önümüzdeki günlerde bölge yeniden çok daha kapsamlı sınırsız ve kuralsız bir savaşa sahne olabilir. Bu durumun önüne geçmek ve yeni sivil katliamların önüne geçmek için durmaksızın ama her alanda mücadeleyi büyütmek gerekir. Mevcut durumda Kuzey ve Doğu Suriye şehirlerindeki hastanelerde yüzlerce yaralı bulunuyor. Aralarında onlarca çocuğun da bulunduğu Yüzlerce sivil katledildi. Bu tablo faşist şefin yeni bir saldırı durumunda daha büyük katliamlardan çekinmeyeceğinin işaretidir.

Faşist şef Erdoğan bu saatten sonra işgal ve soykırım hedefine ulaşmak için her yolu kendisi için mübah görecektir. Aksi durumun kendi sonu olacağını gayet iyi görüyor. Ancak Kürt halkının öncülüğünde gelişen halkların direnişi oyunlarını bir nebzede olsa bozmuş ve dünya halklarının desteğini almış durumda. Bunu kesintisiz ve daha büyük bir mücadeleye evriltmek, durmamak, faşist şefin maskesini düşürerek hak ettiği üzere Lahey’de yargılanıp cezalandırılmasını sağlamak, bölge halklarının da özgür geleceğini garanti altına almak ancak kesintisiz ve giderek büyüyen bir mücadele ile mümkündür. Aksi durumda, önümüzdeki sürecin karanlığa boğulması, insanlığın faşizm karşısında diz çökmesi olacaktır.

Faşist şefin bu kadar pervasızca saldırması, yasaklı silahlar kullanarak katliamlar gerçekleştirmesi ve bunu tüm dünyanın gözünün önünde yapıyor olmasında her birimizin faşizme karşı mücadele eksikliğinin de payı vardır.

Faşist şef Erdoğan ve işgalci devletin savaş suçunu sadece yasaklı silahlar ya da fosfor gibi kimyasal gaz içeren silahlar kullanmasıyla izah etmek yetersizdir. Elbette ki, savaşlarda kullanılması yasaklanmış silahlar mevcuttur ve bunları kullanmak suçtur. Ancak sivilleri katletmek, bir ülkenin topraklarını işgal etmek, demografik yapıyı değiştirmek, tüm dünya tarafından işledikleri suçlarla, barbar uygulamalarıyla teşhir olmuş, terörist örgütler listesine alınmış DAİŞ, Nusra çete örgütleriyle iş tutmak kendi başına en büyük insanlık suçudur.

Şu anda Serêkaniyê, Girê Spî ve tüm Rojava’da Kürt halkı başta olmak üzere tüm halklara karşı faşist şef tarafından savaştırılan, kadınları, çocukları, sivilleri katleden, Suriye topraklarını parçalayan bu çeteler olduğu, bunların faşist şef Erdoğan’ın talimatlarıyla bu suçları işledikleri ve bölge halklarının bu çetelere karşı varlık yokluk savaşı verdikleri bilinmelidir.

Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye bölgesinde küresel ve bölgesel devletlerin (en başta da Türk devletinin) kirli çıkar çatışmalarına ve pazarlıklarına Kürt halkının kurban edilmek istendiği, Rojava devrimiyle ortaya çıkan özgür yaşam koşullarının tümden tasfiye edilmek istendiği bilinmelidir.

Rojava devrimi, faşizme karşı tarihi bir direniş içindedir. Artık tarihi kırılma anı gelip dayanmıştır. Bu aşamada ya tüm isanlık için özgür ve aydınlık günlere geçiş yapılacaktır ya da gerekli sahiplenmeyi yaşamazsa faşizmin karanlığında Rojava şahsında tüm insanlığın umudu bir yüz yıl daha karartılacaktır.

Dolayısıyla Rojava sadece Rojava için değil, tüm insanlık için faşizme karşı emsalsiz bir mücadele yürütmektedir. Küçük bir coğrafya parçasında yeşeren özgürlük umutları gelişip serpilmeden yine bu küçük coğrafyada karartılmak istenmektedir. Faşist şef Erdoğan, işgalci ordusu ve barbar çeteleri DAİŞ, Nusra eliyle bu özgürlük adasını karartmak isteyen tüm insanlık düşmanları ve faşist sistemin kendisidir.

Kaybeden Rojava kaybeden insanlığın özgürlük umutları, kazanan Rojava kazanan insanlığın özgürlük hayalleri olacaktır. Bu, bu kadar nettir.   

Yine altı ısrarla çizilmesi gereken husus Kürt ulusal birliğidir. Kürt ulusal birliğinin sağlanmamış olması Kürtleri işgalci Türk devleti ve faşist şefinin hedefi durumuna getirmektedir. Dolayısıyla parti ve parça siyasetini bir an önce samimi bir şekilde terk edilerek Kürt ulusal birliğinin sağlanması için somut adımlar atılmak durumundadır. Kürtler, Türk devletinin faşist, işgalci ve soykırımcı saldırılarının kınamak konumunda değildir. Yapılması gerek buna karşı tek cephede ulusal birliği sağlayarak aktif mücadele vermektir.

Rojava işgal ve soykırım saldırıları tüm Kürtlere dönük tehlikenin boyutlarını bir kez daha ortaya koymuştur. Dolayısıyla güney Kürdistan siyasetinden yapılan açıklamalar olumlu olsa da, zevahiri kurtarmaktan öteye gidememektedir. Rojava’dan sonra güney Kürdistan’a yönelecek olası bir saldırının önü şimdiden ulusal birlik yönünden atılacak somut adımlarla ancak kesilebilir. Aksi niyet belirtmenin dışında bir sonuç yaratmayacak, Kürt ve Kürdistan kazanımlarının hepsinin büyük tehlikeyle yüz yüze bırakacaktır.

Dolayısıyla ulusal birlik bugünden itibaren ne bir lüks, ne bir tercihtir, ulusal birlik artık kaçınılmaz olarak tarihin dayattığı bir zorunluluktur. Buna gelmeyen her bir Kürt faşizmin soykırım saldırılarına hizmet ettiğinin bilincinde olmak zorundadır. Bu objektif olarak böyledir.

Yazarın diğer yazıları