Rojava ikinci büyük zafere yürüyor

Selahattin ERDEM

Faşist AKP-MHP yönetimindeki sömürgeci-soykırımcı TC Devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal ve soykırım saldırısı ile Kuzey-Doğu Suriye halklarının varlık ve özgürlük direnişi ikinci haftasına girdi. İki günde işgal amaçlarına ulaşacağını hesaplayan AKP-MHP faşizmi, savaş ikinci haftasına girmiş olmasına rağmen daha ciddi hiçbir sonuç alamadı.

Bu durum ve Kürt halkı ile tüm insanlığın desteğini arkasına almış olması bile, Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetiminin tarihi başarısı anlamına gelmektedir. Faşist DAİŞ çeteleri karşısında tarihi anlamda büyük bir zafer kazanmayı başarmış olan Rojava, şimdi de faşist AKP-MHP çetelerine karşı ikinci büyük zaferini kazanmaya yürümektedir.

Aslında geçen bir haftalık savaş içerisinde tarihi Rojava direnişinin kazanmış olduğu çok büyük başarılar vardır. Örneğin, yukarda belirttiğimiz gibi, savaşı ikinci haftaya yayabilmiş olması bile Çağın Rojava Direnişi için tarihi büyük bir zafer anlamına gelmektedir. DAİŞvari yöntemlerle panik yaratıp halkın Rojava’yı ilk günde boşaltacağını sanan AKP-MHP planlaması bir haftalık direniş içerisinde tamamen boşa çıkartılarak başarısız kılınmıştır. Çocuk ve yaşlı belli bir kesim savaş dışına alınmış olsa da, Rojava halklarının çok büyük bir bölümü evini, köyünü, sokağını terk etmeyerek işgalci planı boşa çıkartmayı başarmıştır. Şimdi toplumun ve YPG-YPJ-QSD güçlerinin savaşa daha çok adapte oldukları ve artık işgalcileri yenilgiye uğratacak bir savaş süreci içerisine tarz ve taktik düzeyde girdikleri gözlenmektedir.

Diğer yandan, ‘Cenga Rojava’ diye tabir edilen tarihi Rojava Direnişinin Kürt halkı ve siyasi güçleri arasında yarattığı birlik ruhu ve tutumu, şimdiye kadarki tüm Kürt direnişlerinin ulaştığı düzeyin tümünü aşmıştır. Yirmi iki yıl önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yöneltilen uluslararası komploya karşı gösterilen ulusal direniş düzeyine, beş yıl önce DAİŞ çetelerine karşı Kobanê Direnişine verilen destek düzeyine ulaşmıştır. Hatta bazı bakımlardan onları aştığı bile söylenebilir. Örneğin tüm parçalardaki Kürt siyasetinde ortaya çıkan ulusal birlik ruhu ve yaklaşımı, şimdi her zamankinden çok daha ileri düzeydedir. Özellikle Başur ve Rojhilat parçaları ile yurtdışındaki Kürtlerin gösterdiği birlik ve mücadele azmi, her türlü tahminin bile üzerindedir. Zaten Bakur ile Rojava halkı büyük birlik halinde yıllardır bu tarihi mücadelenin yürütücüsü durumundadır.

Bugün dört parça Kürdistan ve yurtdışında ortaya çıkan ulusal birlik ve dayanışma ruhu ve bilinci, aslında Kürtlerin tarihi zaafı olarak tanımlanan parçalılığa tümden bir son vermiş gibi görünmektedir. Başlı başına bu durum bile Kürtler açısından en büyük devrimin başarılması anlamına gelmektedir. Eğer bu düzey olduğu gibi örgütlenip pratiğe geçirilirse, böyle bir Kürt duruşunun yenemeyeceği hiçbir düşman, aşamayacağı hiçbir engel kesinlikle yoktur. Önder Abdullah Öcalan’a yöneltilen tarihi 9 Ekim komplosunun 21. Yıldönümünde başlatılan Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal saldırıları karşısında Kürtlerin yaşadığı gelişme ve sağladığı kazınım işte bu düzeydedir. Bundan daha büyük bir başarı ve zafer olabilir mi?

Diğer yandan, uluslararası düzeyde de bugünkü Rojava Direnişinin sağladığı destek adeta Kobanê direnişi düzeyine ulaşmış ve hatta onu aşmış durumdadır. Örneğin Avrupa’da, Asya’da ve diğer kıtalarda neredeyse yirmi dört saat destek yürüyüşleri ve eylemleri olmaktadır. Ezilen halklar, kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler dünyanın dört bir yanında ayaktadır ve Kuzey-Doğu Suriye halklarının direnişini desteklemek için seferber olmaktadır. Başta gençler olmak üzere tüm ezilenlerin yeniden direnişe katılabilmek için Rojava’ya akışı başlamıştır. DAİŞ çetelerine karşı gelişen Kobanê direnişinin tüm insanlıkta yarattığı özgürlük umudunun daha bilinçli ve güçlü düzeyi, bugün AKP-MHP faşizmine karşı tüm Rojava direnişi içinde ortaya çıkmıştır.

Hakim siyasetin durumu da aslında bundan pek farklı değildir. Arada bazı yalpalamalar olsa da, faşist Türk ordusunun Rojava işgaline karşı adeta genel bir dünya siyasi tutumu ortaya çıkmış durumdadır. Örneğin Arap Birliği genel bir tutum geliştirmiş ve TC’den yana tutum gösteren Katar’ı baskı altına almıştır. Baştan itibaren tepki veren Avrupa Birliği, sonunda TC işgalini kınayan açık bir tutum ortaya koymuştur. NATO bile işgalin durdurulmasını isteyen bir noktaya gelmiştir. Çok sayıda devlet TC’ye silah satışını durdurmuştur ki, bu tutumun yayılarak genel bir tutum haline geleceği anlaşılmaktadır. Yeniden toplanan BM Güvenlik Konseyi’nin, birinci toplantı aksine TC’ye karşı çeşitli yaptırımları gündeme getirmesi beklenmektedir.

Daha ilginç tutumlar, Suriye genelindeki ve Rojava’daki gidişat üzerinde etkili olan ABD ve Rusya gibi alanlarda yaşanmaktadır. Askerlerini geri çekerek işgal saldırılarının başlamasının önünü açan ABD bile, bir yandan mevcut TC yöneticilerine karşı yaptırım kararı almakta, bir yandan ise ateşkes ve arabuluculuk için Türkiye’ye en üst düzeyde siyasi heyet göndermektedir. Tayyip Erdoğan Yönetimini Rojava’ya yönelten Rusya Yönetimi, şimdi TC saldırılarını durdurur noktaya gelmiş bulunmaktadır. DAİŞ karşıtı koalisyon askerlerini alandan çekerken, Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam Yönetimi arasında sınır güvenliği anlaşması yapılmakta ve bu temelde TC işgaline karşı Suriye ve Rusya ordularının adeta savaş pozisyonu ortaya çıkmaktadır. Sanki NATO üyesi olan Türk ordusuna karşı savaşamaz pozisyonda bulunan NATO orduları geri çekilmekte ve yerlerine ise savaşabilecek konumda olan Suriye ve Rusya orduları sevk edilmektedir. Adeta tüm dış dünyanın TC işgaline karşı kendini ortak bir anlayışla yeniden mevzilendirmesi gibi bir durum yaşanmaktadır. Bunun TC işgali için bir felâket, Rojava direnişi için ise büyük bir zafer imkanı anlamına geldiği açıktır.

Nereden bakılırsa bakılsın, ikinci haftasına giren ‘Cenga Rojava’da gidişat AKP-MHP faşizminin aleyhine ve tarihi Rojava direnişinin lehine olmaktadır. İster savaş cephelerindeki duruma bakılsın, isterse bölgesel ve küresel ilişki ve desteğe bakılsın, somut görünen gerçeklik budur. Mevcut savaşın en birinci ve önemli sonucunun Tayyip Erdoğan Yönetiminin iktidardan düşmesi olma ihtimali en güçlüsüdür. Ardından kimler gelir, elbette şimdiden hepsi bilinmez. Ancak bu tarihi savaşın birçok başın gitmesine neden olacağı kesin gibidir.

Kuşkusuz yine de sonucu doğru ve başarılı mücadele belirleyecektir. Bu nedenle, hiçbir beklenti içine girmeden anı anına direniş imkanlarının mutlaka kullanılması gerekir. Bu konuda hiçbir tereddüt ve beklenti kesinlikle olmamalıdır. Başta Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve QSD Komutanlığı olmak üzere tüm direnişçilerin tutumu böyle olmak durumundadır. Çünkü ancak başarıyı bu getirir, zaferi böylesi tutum sağlar. Büyük başarı ve tarihi zafer ise, başta Kürtler olmak üzere Kuzey-Doğu Suriye halkları için olmazsa olmaz durumundadır. Çünkü var olmak ve özgür yaşamak buna bağlıdır.

Diğer yandan, mevcut işgal saldırılarının Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin iktidar ömrünü uzatmaktan öteye hiç kimseye herhangi bir faydası yoktur. Özellikle de adına yürütüldüğü söylenen Türk uluslaşmasına hiçbir faydasının olmadığı açıktır. Tersine Türk-Kürt kopuşunu derinleştirerek, aslında en büyük zararı Türkiye demokrasisine ve dolayısıyla demokratik Türk uluslaşmasına vermektedir. İşte bu gerçeğin Türkiye halkları ve emekçileri tarafından da anlaşılması, Erdoğan-Bahçeli ırkçı milliyetçiliğinin ve ‘Kızıl Elmacılığının’ sonunu getirecektir. Dolayısıyla tıpkı DAİŞ çeteciliği gibi, Erdoğan-Bahçeli çeteciliği de yenilecek ve Rojava Direnişi ikinci büyük zaferini de mutlaka kazanacaktır. Hiç kimse merak etmemeli, herkes bu büyük ve mutlu günü yaratmak için tutkuyla çalışmalıdır.

Yazarın diğer yazıları