Rojava modeli halkların güvencesi

“Rojava’da kurulan sistem taze bir filiz gibi yeşeriyor ve büyüyor. Bu filiz büyüdükçe de umut saçıyor. Rojava’da kurulan model bize yol gösteriyor.  Eğer Rojava modeli Ortadoğu’ya uyarlanırsa  Hıristiyan ve diğer azınlıklar orta doğuda yaşama şansı bulur. Rojava’da kurulan sistem bizi aydınlığa gidecek ışığı gösteriyor.”

ERKAN GÜLBAHÇE / BRÜKSEL

Ortadoğu, Ermenistan ve Gürcistan’da farklı tarihlerde bulunarak dini ve etnik azınlıklar hakkında calışmalar yürüten Doğu Hıristiyanlar Merkezi Konseyi’nden Simon Jacob Rojava’nın tüm Ortadoğu için model olduğunu söyledi. Rojava modeline ilişkin olarak Simon şunları söyledi: “Rojava halklar mozaiği. Rojava’daki sistemi yeni çiçek açmış bir ağaç gibi görebiliriz. Bu ağacı büyütüp meyve vermesini sağlamalıyız. Rojava, Ortadoğu için bir pencere açtı.  Rojava modelini Ortadoğu’ya yayamazsak ne olur? İşe o zaman Ortadoğu’da başta Hıristiyan azınlık olmak üzere hiçbir azınlık kalmaz.”

Mardin Midyatlı olan Asuri-Süryani kökenli olan Simon Jacob, 1980 darbesi ve Hıristiyanlara yönelik baskılardan kaynaklı ailesi ile birlikte doğduğu toprakları terk ederek Almanya’ya göç etti. Eğitimi ardından Süryani Ortodoks kilisesinde entegrasyon temsilcisi olarak çalışmaya başlayan Jacob, defalarca kez Ortadoğu, Ermenistan ve Gürcistan’a giderek dini ve etnik azınlıklar hakkında çalışmalar yaptı. 2012’den sonra Alman ZDF ve ARD kanalı için birçok kez Ortadoğu ve Rojava’ya seyahatler gerçekleştiren Jacob, bu gezilerini “Peacemaker: Mein Krieg. Mein Friede. Unsere Zukunft/Barıştıran: Benim Savaşım, Benim Barışım, Bizim Geleceğimiz” adlı bir kitapta derledi.

Aynı zamanda Peacemaker e.V (Barışyapıcı projesi derneği) Eşbaşkanı ve gazeteci olan Jacob, Ortadoğu’da yaşayan Arap Hıristiyanları ve diğer azınlıkların durumu, azınlıkları bekleyen tehlikeler, bu tehlikelerden korunmanın yoları ile Rojava Devrimi’ne yonelik gazetemizin sorularını yanıtladı…

Ortadoğu’da Arap Hıristiyanlar ne tür sorunlar yaşıyor?

Ortadoğu’da yaşayan Hıristiyan Araplar maalesef ölüm korkusu, göç korkusu ve evlerini kaybetme korkusu ile yaşıyorlar. Ortadoğu’da yaşayan Arap Hıristiyanların şuanki ruh hallerini 1915 ile 1918 büyük katliam dönemine benzetebilirim. Belki şu anda o dönemki gibi toplu katliamlar yaşanmıyor. Ama maalesef son yıllarda gerek Asuri, Süryani, Keldani ve gerek ise Hıristiyan Araplara karşı çok büyük bir baskı var. DAİŞ’in gelmesi ile bu korku ve katliam daha da büyüdü. Ne yazık ki Ortadoğu’da halklar üzerinde çok büyük bir baskı var. Bu baskılardan kurtulmak için insanlar diktatörlere yöneliyorlar. İnsanlar, “Diktatörler en azında beni koruyabilir” diye düşünüyor. Diktatörlerin daha da güçlenmesi gayri müslimler ve diğer azınlıklar için çok daha büyük bir güvensizlik oluşturuyor. Maalesef Ortadoğu’daki hiçbir Hıristiyan’ın devletlere güveni kalmadı. Bir dönem Güney Kürdistan hükümetine güvenenleri vardı. Bu güven de ne yazık ki DAİŞ’in ortaya çıkması ve Güney Kürdistan güçlerinin gerek Şengal’de ve gerek ise diğer bölgelerden çekilmeleri Güney Kürdistan’a olan güvenlerini de yitirmelerine sebep oldu. Sığınacak hiçbir kaleleri kalmayan Hıristiyan toplumu son çare olarak göç etmeyi seçti. Son yıllarda yaşanan göçlerle Ortadoğu’da Hıristiyan kökenli insanlarımızın nüfusu oldukça azaldı.

Eğer şu anda Ortadoğu’da yaşananlar değişmezse, Ortadoğu’daki dini azınlıklar diğer vatandaşların sahip olduğu haklara sahip olmazsa, baskıcı ve korku böyle devam ederse ne yazık ki çok yakında Ortadoğu’da dini azınlıklardan hiçbir tanesi kalmayacak. Bu sadece Hıristiyanlar için değil, Êzîdîler, Ateistler, Dürzüler vb. tüm azınlıklar Ortadoğu’da yok olacak. Sadece devletlerin dini azınlıklara olan baskısından bahsetmiyorum. Baskı devletlerin yansıra halkın bir kesiminden de geliyor. Buna daha çok mahalle baskısı diyebiliriz. Biz Ortadoğu’da Hıristiyanlara karşı olan baskıdan bahsediyoruz. Sizin sorunuz bu. Oysa Ortadoğu’da sadece Hıristiyanlar baskı ve katliam altında değil. Dini azınlıkların hepsi baskı altında. Hatta devletlere göre kendi mezhebinde olmayanlar ve kadınlar da aynı baskı altında. Cinsiyet ayrımı had safhada. Bunun yanında Kürtler gibi büyük halklar da büyük korku ve katliam tehlikesi altında.

Bu karamsar tabloyu ters çevirmenin yolu nedir? Bir ışık görüyor musunuz?

Yani bütün bu sorunlarla başa çıkmamızın tek bir yolu var. İnsanı merkeze almak, yani insan olmayı merkezimize alarak bir mücadele birliği oluşturmak. Bu bağlamda azınlık olarak görülen ya da başka bir deyimle azınlık olarak lanse edilen bizler birliğimizi oluşturursak çoğunluk oluruz. Bu çoğunluk bir avuç rantçı ve diktatör yanlılarını, kuracağımız birlik ile alt edebiliriz. Çok uzağa gitmemize gerek yok. En iyi örnek burnumuzun dibinde yükseliyor. Halkların birlikte yaşama formülünü bize sunuyor.

Ben 2012 yılında Alman kanalı ARD için Rojava’ya gittim. O dönem çok karamsardım. Suriye yeni yeni karışmıştı. Bu karışıklığın içinde Rojava’nın halklar mozaiği olduğunu gördüm. Ortadoğu’nun durumunu bildiğim için bu kadar farklı halkların ve inançların bir arada kardeşçe yaşamasının imkansız olduğunu düşünüyordum. Kürtlerin Araplara, Arapların Çeçenlere, Çeçenlerin Türkmenlere, Türkmenlerin Ermenilere karşı güvenleri kalmamıştı.

Tam bir güvensizlik hakimdi. Her an patlamaya hazır bir durum vardı. Bunu çok net bir şekilde görebiliyordum. Bunu 2012 yılında ARD için yaptığımız programlarda da yansıtmıştık. Bölgedeki gazeteci arkadaşlarla, bu kadar farklı halkların bu kadar farklı dinlerin bir arada yaşamalarının zorluklarını tartışmıştık. Gerek DAİŞ korkusu, gerek El-Nusra korkusu bu saydığımız halkların kader birliği yapmaları konusunda belirleyici olmuştu. Ancak bu bir noktaya kadar sürebilirdi. İşte o ilk andaki şok kader birliğini pekiştirip ileriye taşıma becerisini gösterecek yöneticilere ihtiyaç vardı.

Dini azınlıkların geleceği Ortadoğu’da nasıl güvence altına alınabilir?

Öncelikle insanlar arasında bir hoşgörünün sağlanması gerekiyor. Bütün dini, etnik azınlıklar oldukları gibi kabul edilmeli. Bu azınlıklara otonomi sağlanmalı, dinleri, dilleri, kültürleri ve varlıkları garanti altına alınmalı. Kendi kendilerini yönetme şansı tanınmalı. Yani bu azınlıklara, yerlerinden sürülmeyeceklerine dair garanti verilmeli. Kadınlarına, kızlarına taciz den vazgeçilmeli. Bahsettiğim model Rojava’da hayat buluyor. Tüm Ortadoğu için çok iyi bir model olabilir. Elbette ki bu model Ortadoğu için çok yeni. Rojava’daki sistem yeni çiçek açmış bir ağaç gibi görebiliriz. Bu  ağacı büyütüp meyve vermesini sağlamalıyız. Meyvesini verirse çevredeki yönetimler Rojava’dan esinlenir diye düşünüyorum. Bu anlamda Rojava, Ortadoğu için bir pencere açtı. Bu penceredeki ışığı değerlendirmemiz gerekiyor. Dediğim şekilde yapamazsak, Rojava modelini Ortadoğu’ya yayamazsak ne olur? İşe o zaman hiçte istemediğimiz gibi Ortadoğu’da başta Hıristiyan azınlık olmak üzere hiçbir azınlık kalmaz. İşte o zaman Ortadoğu’da azınlıklar müzesi kurmak gibi bir fikir gelişebilir. Bu müzede, bir zamanlar Ortadoğu’da falanca azınlıklar vardı, hepsi göçtü ya da katledildi diyeceğiz. Bu azınlıkların kültürleri, dinleri, dilleri, yaşamları ve kültürlerinden örnekler sunacağız. Bir coğrafyada azınlıklar göç ederse orada hayat monotonlaşır. Tek tip yaşam olur. Tek tip yaşam da çok sıkıcı olur. Ancak her kes renkleri ile birlikte yaşarsa o zaman her yer renklenir. Yaşam hayat bulur. Bundan dolayı son olarak Ortadoğu’yu ve yaşamımızı monotonlaştırmayalım. Renklendirelim diyorum.

Rojava ziyaretinizdeki gözlemleriniz nelerdi?

2014 ve 2015 yıllarında Rojava ziyaretim benim için çok etkileyiciydi. Ve sürprizlerle doluydu. Aradan iki üç yıl geçmesine rağmen halklar hep birlikte kader birliği yaparak yeni bir yaşam oluşturmuşlardı. Kurdukları kantonlar aracılığı ile yönetimler oluşturmuşlardı. Bölgedeki bütün farklılıklar bu sisteme dahil olmuş yönetimi ortaklaştırmışlardı. Muazzam işleyen bir sistem ortada yoktu ama bunun nüvelerini sunuyordu. Yani halkların birlikle yaşama, farklıkların birlikte yaşama formülü bulunmuştu. Kadınların ellerinde silahlarla öz savunma yapmaları, kadınların günlük işlerde erkeklerin yanında yer almaları, kanton parlamentolarındaki kadın erkek eşitliği, eşbaşkanlık sistemi, arkadaşlarla aramızda tartışma konusu olmuştu. Rojava’da oluşturulan yeni hayat sadece Ortadoğu için değil tüm dünya için iyi bir örnek olabilirdi.

Sonraki yıllarda Rojava ziyaretlerim devam etti. Her gidişimde biraz daha fazla şaşırdım, her gidişimde biraz daha umutlandım. Yukarıda da söylediğim gibi Rojava’da merkeze insan ve insan hakları yerleştirilmişti. Rojava’daki sistem, Ortadoğu’da yok sayılan kadının etrafında şekillendirilmişti. İnsan eğitimi ön plana alınmıştı. Her şey ekolojiye uygun hale getirilmeye çalışılıyordu. İşte bu saydıklarım Rojava’da yaşayan halkları birleştirmedeki harç olmuş. Yani halkların bütünleştiklerini ve kenetlendiklerini gördüm. Rojava’da kurulan sistem taze bir filiz gibi yeşeriyor ve büyüyor. Bu filiz büyüdükçe de umut saçıyor. Rojava’da kurulan model bize yol gösteriyor. İlk olması itibarı ile enteresan bir model. Ortadoğu için çok iyi bir model olabilir. Eğer Rojava modeli Ortadoğu’ya uyarlanırsa o zaman Hıristiyan ve diğer azınlıklar Ortadoğuda yaşama şansı bulur. Rojava’da kurulan sistem bizi aydınlığa gidecek ışığı gösteriyor.

Rojava’da kurulan sitem çok yeni ve büyük emeklerle ayakta kalıyor. Bu devrimi yaşatmak adına neler yapmak gerekiyor?

Başta şunu belirtmek gerekiyor; Şu anda her şeyi ile özgür olsa da Rojava otonom bir bölge ve dışarıya açılan bir kapısı yok. Çözümlerden bir tanesi bir şekilde Rojava ile Suriye devletinin bir noktada anlaşması gerekiyor. Yanıbaşında bir Türkiye var. Türkiye, Rojava ile dost olmayacağını her fırsatta dillendiriyor. Fırsat buldukça da saldırıyor. Yani Rojava’nın üç tarafı çevrili. Dışarıya açılabilmesi için bir kapı kalıyor. Güney Kürdistan ile ilişkilerini geliştirebilirse nefes alabilecek. Tabi ki Güney Kürdistan’ın durduğu noktayı göz önüne getirdiğimde Rojava’nın işinin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. Rojava’nın uluslararası ilişkileri geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Ekonomik olarak ayakta kalabilmek için Amerika ve Avrupa ile ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor. Eğer bunları başaramazsa, ekonomik olarak çok zorlanacağı ortada. Rojava dünyaya açılacak bir kapı bulmazsa Ortadoğu coğrafyasında çok ciddi saldırılarla karşı karşıya kalacaktır.

Rojava’daki kadın hareketini nasıl buldunuz?

Şu bir gerçek ki kadınları yaşama ortak eden halklar her zaman kazanmıştır. Bunun en bariz örneğini Avrupa’da görüyoruz. Kadın-erkek eşitliğini sağlayan halklar gerek ekonomi, gerek insan hakları ve gerek ise bilimsel anlamda çok ilerlediler. Sizin de dediğiniz gibi bende Ortadoğu kökenliyim. Ortadoğu’da kadının hayattaki yerini çok iyi biliyorum. Ortadoğu egemenleri için kadının ne anlama geldiğini de biliyorum. Dünya hangi çağda yaşıyor. İnsanlar neler ile ilgilenirken Suudi Arabistan yeni yeni kadını gördü, çok cılız da olsa kadına bazı haklar tanıdı. Aslında Suudi Arabistan’da böyle iken Ortadoğu da çok farklı değil. Ortadoğu’nun genelinde kadın bakış aynı. Bu anlamda Rojava’da geliştirilen kadın öncülüğü çok önemli buluyorum. Ortadoğu’da yaşayan kadınların uyanışında etkin rol alacaktır.

Rojava Devrimi ve Kürt Hareketi bu anlamda Ortadoğu’da devrim sayılacak adımlar attı. Kadının neler yapabileceğini Ortadoğu halklarına gösterdi. Bu anlamda Rojava’da gelişen kadın hareketleri çok önemli. Rojava Devrimi’nde yer alan kadınların etkisini gelecekte çok daha bariz bir şekilde göreceğiz. Yani Ortadoğu özgülünde yok sayılan kadının varlığını insanlığa gösterdi. Rojava Devrimi’nin başarısı da kadını devrime katmadan geliyor. Düşünebiliyor musunuz Rojava Devrimi’nde yer alan kadınlar, kızlar çocuklarını çok farklı bir kültür ile büyütecekler. Bundan dolayı diyorum Rojava Devrimi’nin etkilerini ileride çok daha bariz bir şekilde göreceğiz.  Bu anlamda yeni yetişecek nesil beni çok heyecanlandırıyor. Rojava’da askeri, siyasi ve ekonomik alanda çok farklı bir nesil yetişecek.

Yazarın diğer yazıları

    None Found