Rojava neden hedefte?

Aslında her şey Suriye’de Deraa’de başlayan başkaldırı ve ardından Rojava’da devrimin gerçekleşmesinin ardından başladı. Halk ayaklanmasıyla başlayan devrimci çıkış ile Rojava’da gerçekleşen devrimi zehirleme, hazm edememe, kabulleneme de o andan itibaren başladı. Zira devrimi zehirleyen güçlerin arkasındaki uluslararası güçlerin hepsi devreye girerek, kendilerine göre bir sistem oluşturma çabalarını başlattılar. Başta ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, Türkiye olmak üzere bölgesel güçler olan Katar, Suudi Arabistan, Ürdün kendilerine göre bir Suriye oluşturmak için güç oluşturdular, ve oluşan bazı grupları kullanmak için de açıkça destek verdiler.

Yine ABD’nin muhalefete silah yardımı kararından sonra da saldırıların artması dikkat çekici bir başka nokta. Ki zaten Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Halep Askeri Konsey Başkanı Abdulcebbar El Egidi, bu silah ve cephaneyi Kürtlerle çatışan güçlere verdiğini itiraf etti. Ancak buna rağmen hala uluslararası tüm güçler buna karşı sessizler ve sağır sultanları oynuyorlar.
Kürtlerin Rojava’da rejimden de muhalefetten de bağımsız bir çizgi izlemesi bu güçlerin hiç birinin işine gelmediği için Kürtlerin gerçekleştirdikleri devrimi kendi denetimlerine almak için sıkı çalışmalar içine girdiler.

Saldırıların arkasındaki güçler

19 Temmuz 2012 tarihinde gerçekleşen devrimin ardından, Güney Kürdistan Bölgesel Hükümetinin ilk talebi Rojava’daki petrolleri Güneyden tahliye edelim olmuştu. İşte saldırılar da bu noktadan başladı ve zaman içinde çok çeşitli biçimler alarak sürdü. Gir Ziro ve Rumeylan Kürtlerin eline geçtikten sonra ise saldırılar daha farklı boyutlar aldı. Buraların Kürtlerin denetimine geçmesinden sonra yaklaşık 50 kişi petrol kuyularının olduğu toprakların kendilerine ait olduğuna dair belgelerle ortaya çıktı. Bu kişilerin ellerindeki tapu belgeleri incelendiğinde bu belgelerin KDP ile Cephet El Nusra tarafından düzenlenip verildiği ortaya çıktı. Bu durum saldırıların yeni bir aşamaya geçtiği ve merkezinde zenginlik kaynakları olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak bundan da öte Kürtlerin izledikleri özgürlükçü ve bağımsız siyasetin devrimi yönetmesinin kabul edilmek istenmediğini gösteriyor. Zira bunun için geçen yıl Hewlêr Türkiye Konsolosluğunda ele geçirilen belgelerden başlayarak, Hewlêr’de, Güney Kürdistan bölgesel yönetimi tarafından PYD’nin dışında tutulduğu peş peşe gerçekleştirilen toplantılar bunu kanıtlamış durumda.

El Nusra kimin gücü?
Geçen yıl sonbaharda saldırılar Cephet el Nusra, Gureba el Şam, Ehfad-ı Resul, Ehrar Ðuveran ve daha birçok küçük grupla Serêkaniyê hedef alınarak başlatıldı. Bu gruplar 25 Ekim 2012 tarihinde Halep ve çevresinden 8 Kasım’da Serêkaniyê’ye geçtiler. Buraya Kürtlerle çatışmaya değil, Türkiye geçmek için geldik ve bir iki gün içinde geçeceğiz dediler. Ardından 11 Kasım 2012’de Serêkaniyê’ye yönelik ilk saldırılar başladı. Ve YPG güçleri ile Serêkaniyê’nin halklarının büyük direnişi sonucu şiddetli çatışmalara dönüştü. Bu grupların Serêkaniyê’ye geçiş amaçları bir Kürt savaşını başlatmak ve Serêkaniyê’deki sınır kapısını ele geçirmekti.
Cephet el Nusra bu toprakların grubu, gücü değildi ve amacı da hiç bir zaman devrim olmamıştı. Gureba el Şam, Suriye Baas rejimi tarafından kurulmuş, Irak’ta ABD’ye karşı El Kaide ile birlikte savaştırılan bir güçtü. Bu her iki grupta devrim başlamadan önce gruplarını Rakka’ya bağlı Bokemal sınır kapısından Suriye`ye geçirmişlerdi. Devrimin başlamasıyla birlikte devrim taraftarıymış gibi hareket ederek, Suriye devrimci güçleri üzerinde etkili olmaya başladılar. Cephet el Nusra Suriye topraklarının hiç bir yerinde rejime karşı savaşmış bir güç değil. Ve zaten Rakka’nın korunmak için rejim tarafından kendilerine bırakıldığı Suriye kamuoyu tarafından değerlendiriliyor.
Diğer önemli bir örnek ise Halep’e bağlı Sefirê İlçesinin konumu ve orada devletle olan ilişkilerine dairdir. Sefirê Suriye Baas rejiminin Silah fabrikasının olduğu merkezden sadece iki km uzaklıkta bir yerdir. Ancak şu ana kadar Suriye Baas rejiminin silah fabrikalarına tek bir mermi sıkılmış değil. Ayrıca birçok grup saldırmak isterken bu grupların saldırıları Cephet El Nusra tarafından engellenmiş durumda. Yine son günlerde Tel Aran ve Tel Hasıl’a yönelik saldırılar başlamadan önce Sefirê’ye rejim tarafından bu gruba silah, cephane getirildiği, cephane boşaltıldıktan sonra ise tankla birçok insansız arabanın vurularak imha edildiği, ardından da rejim arabalarının Cephet El Nusra tarafından Sefirê’de imha edildiği yönünde propaganda yapmıştır. Bütün bu örnekler aslında Cephet el Nusra ile Gureba el Şam, Ehrar Şam, Devlül İslamiyê Irak ve Suriye gibi grupların rejime çalıştıklarını gözler önüne seriyor. Ki şu an Kürtlere imha ve soykırım saldırılarını gerçekleştiren de bu gruplardır. Bu grupların Baas rejimi ile ilişkilerini kanıtlayan uygulamalarına sayısız örnek verilebilir. Zira birçok alanda rejimle işbirliği içinde olduklarını gösteren kanıtlar vardır.

Saldırganlara Türkiye desteği…

Bu gruplar birçok alanda etkinliklerini geliştirdiler. Bu grupların arkasında baştan beri Türkiye’nin olduğu geçen yıl İstanbul’da gerçekleştirilen NATO toplantısında Türkiye PKK’ye karşı ABD’den tam destek isterken, ABD’nin Suriye’deki radikal İslami gruplara karşı bir tutum sahibi olması durumunda bu desteği verebileceğini söylemesi gösteriyor. ABD’nin buradaki radikal İslami grup vurgusu El Kaide`yi, yani onun Suriye örgütünün adı olan Cephet el Nusra’yı gösteriyor. Ancak ona rağmen Türkiye bu gruptan hiç desteğini çekmedi, tüm kapıları ile sınırlarını ona açtı. Desteğini çekeceğine, tüm sınır kapılarının onun eline geçmesi için ciddi bir örgütlenme içine girdi.
Batı Kürdistan’ın (Rojava) Kuzey Kürdistan boyunca olan sınırındaki Hamam, Meydan Ekbes, Kobani, Serêkaniyê, Derbisiyê, Qamişlo sınır kapıları 1980’li yılların sonundan itibaren kapatılmıştır. Bir politika olarak Batı Kürdistan bölgelerini bölmek için Baas rejimi tarafından araya serpiştirilen bölgelerdeki kapılar açık tutulmuştur. Sadece Cilvegözü, Azaz ve Tel Abyad kapıları açık bırakılmıştı. Suriye’de savaşın başlamasından sonra sözüm ona ele geçirilen bu kapıların hepsi tek tek Türkiye tarafından Cephet el Nusra’ya bırakılması için politika izlenmiş ve sonunda bu kapıların hepsinin hakimi Cephet el Nusra yapılmıştır.
Kürtlere yönelik savaşı tırmandırmak, Rojava’ya yönelik saldırıları devam ettirmek için Urfa’da peş peşe iki toplantı yapılmasına imkan sunulmuş, ardından saldırıların başını çeken gruplarla bazı Kürt işbirlikçi grupları 2012 sonbahar aylarında Hewlêr’de bir toplantı gerçekleştirmiş ve saldırılar için yeni kararlar alınmıştır. Bu toplantıda alınan kararlardan sonra iki kez daha Serêkaniyê saldırılarin hedefi oldu. Bu saldırılarda Türkiye’nin Nevaf El Beşir adındaki Bêgara Aşireti reisine Kürt Arap savaşını çıkarmak için 2 milyon Dolar para verdiği ortaya çıktı.
Genelde Cezire ve özelde Serêkaniyê’ye yönelik saldırıların başladığı dönemde Azaz tarafında Türkiye tarafından kurdurulan Asifet Şimal, Fatih’in Torunları, Yavuz Sultan Selim, Kanuni’nin torunları gibi gruplarda Êfrên’e bağlı Êzîdî köyü Kastel Cindo’ya saldırılar başlattı. Zamanla bu saldırılara Halep çevresinde Liva Tevhit, El Kaide’nin bir başka grubu olan Devlül İslamiyê, Kürt İşbirlikçi grubu Selahattin Taburu, Halit Heyani grubu gibi gruplar Kürtlere karşı saldırılara katıldı. Ancak tüm saldırıların arkasında örgütleyicisi olarak Cephet el Nusra vardı.

Petrol ve gizli anlaşmalar

Saldırılar sürekli devam etti, ancak Gir Ziro, Rumeylan, Tirbesipiyê’nin Kürtlerin eline geçmesinden sonra saldırılar daha örgütlü ve daha planlı bir hal almaya başladı. Zira bu alanlar enerji alanlarıydı. Suriye Petrol kuyularının yüzde 82’sine yakın bu alanda bulunuyordu. Bundan sonra Cephet el Nusra ağırlığını bu bölgeye vermeye başladı. Çünkü bütün planlar Petrollerin Kürtlerin eline geçmemesine yönelikti. Bu konuda ABD, Türkiye ve Güney Kürdistan Bölgesel yönetimi ile anlaşmış durumda. Zira devrimin başında Güney Bölgesel Hükümetinin petrolleri Güney üzerinden aktaralım istemi, bölge üzerindeki amaçlarını gösteriyordu. Amaçları Petrolün özgür Kürdün eline geçmemesi, kendi denetminde kalması için her türlü politikanın izlenebileceğini de gösterir.
Yine bölgede etkin olmak için işbirlikçi partilerin Hewlêr’de barındırılması, oradan güç haline getirip o bölgeyi ele geçirmeye çalıştıkları çeşitli belgelerle açığa çıkarıldı. Bölgeye yerleşmeye çalışan Cephet el Nusra giderek Kürt köylerini tehdit etmeye başladı. Tam da böyle bir dönemde 25 Mayıs’ta Êfrîn’e yönelik saldırılar başladı. Bu saldırıların başını yine Türkiye tarafından örgütlendirilen ve desteklenen Liva Tevhit, Fatihin Torunları, Devlül İslamiyê grupları çekti. Bu grupların Türkiye ile olan ilişkilerini, desteğini en iyi şekilde Cephet el Nusra Cerablus sorumlularından Ahmet Haci, “Türkiye ile görüşmelere gittiğimizde Kürtlerle savaşırsanız yanımıza gelin, savaşmayacaksanız hiç şekilde sizinle görüşmeyeceğiz” şeklinde itiraf ediyordu. Yine Liva Ehrar Suriye sorumlularından Ali Bilo’da “Türkiye Kürtlerle çatışmamız için çoraplarımıza kadar veriyordu” diyerek çok çarpıcı bir biçimde Kürtlerle grupları çatıştırmak için harcadığı çabaları dile getiriyordu.

Antep’te imha kararı alındı

Cephet el Nusra şimdiye kadar ÖSO’nun tüm gruplarını Rojava ve Kürtlere karşı savaştırmasına rağmen bir sonuç almayınca, Türkiye başta olmak üzere bazı işbirlikçi güçler olan efendileri tarafından eleştirilmiş olacak ki, bu sefer saldırıları bizzat kendisi başlattı. Ancak başlattığı saldırıların merkezinin artık eskisi gibi Urfa olmadığı saldırılar sürerken 70 sözüm ona ÖSO yöneticisinin katıldığı ve Kürtlere karşı imha kararlarının alındığı Antep’e taşındığı ortaya çıktı. Zira bu toplantıda alınan kararların neler olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
ÖSO Halep Askeri Konsey Başkanı olarak konuşma yapan Abdulcebbar El Egidi, Kürtlerin soykırımdan geçirilmesine karar verdiklerini açıkça deklere ediyor. Bu günlerde ortaya çıkan bir diğer karar ise Kürtlerin tamamının rejimle işbirliği içinde olduklarını kabul ettiklerini belirterek, görüldükleri yerde tutuklanıp o şekilde muameleye tabi tutulacakları yönünde bir bildiri dağıttılar. Bu bildiri de Antep’te aldıkları bir karar olduğunu gösteriyor. Zira bir kez daha tüm Rojava’ya yönelik saldırıların planlarının Türkiye’den yapıldığı bir kez daha açığa çıkıyor.

SEYİT EVRAN

Yazarın diğer yazıları

    None Found