Rojava özgürlük devrimi ve AKP-MHP faşizminin savaş suçları

Faşist şef Erdoğan ve onun can çekişen akıl mimarı Bahçeli, Türkiye tarihinin en büyük yenilgisine, kaosuna doğru yola çıktı. Faşizmin 21.yüzyılda yenilenmiş haline örnek olan Türk AKP-MHP rejimi, tarihe büyük yenilgiyle geçmenin öngünlerinde. Bu yolda istikrarlı yürüyüşe devam eden Erdoğan’ın, Hitler’in yürüdüğü yolların benzeri yollara girdiği, tarihe not düşülüyor.

AKP, yarattığı ve her yönüyle desteklediği DAİŞ’i Rojava özgürlük devriminin üzerine saldırtarak devrimi ve kazanımları kırmayı amaçladı. DAİŞ’in büyük yenilgisi, başta Kürtler olmak üzere, tüm Ortadoğu ve dünya devrimci halklarının zaferi olarak tarihe geçti. DAİŞ’in yenilgisi, faşist Türk devletinin yenilgisiydi. AKP-MHP faşist iktidarı DAİŞ’ten daha büyük bir hezimet, yılgınlık yaşadı. Ve tam da bundan dolayı DAİŞ’i kurtarmak, DAİŞ’in yapamadığını yapmak, yani Rojava özgürlük devriminin kazanımlarını yok etmek ve Kürt soykırımını gerçekleştirmek için işgal saldırısı başlattı.

İşgalin gerekçesi olmaz. Türkiye yaptığı işgale, soykırım saldırısına hiçbir gerekçe bulamadı. Sadece “terör” sözünü kullandı. Büyük ironidir ki, henüz işgal saldırısının ilk günü dahi dolmadan dünyanın her yerinden her dilden herkes “terörist Erdoğan, terörist Türkiye” sloganlarını yükseltti. Türkiye’nin kara propagandası kendine döndü. Ortadoğu üzerinde bir kara büyü gibi dolaşan AKP-MHP öncülüklü Türk faşizmi, Rojava devrimine ve kuzey-doğu Suriye’ye saldırısıyla büyük bir yenilginin eşiğine geldi. Ve tüm dünyanın gündemine, işgal ve terör suçuyla girmiş oldu.

AKP-MHP faşizmi, DAİŞ’in tüm yöntemlerini, argümanlarını kullanarak Kürt kazanımlarına, Kürtlerin öncülüğündeki dünya devrim kazanımlarına saldırıyor. Bugün faşist TC, Rojava özgürlük devrimine saldırarak tüm Kürt kazanımlarını yok etmek istiyor. Çünkü, Türkiye’nin sınırının güneyinde kendi denetimlerinde olmayan, faşizm karşısında eğilmeyen bir Kürdistani devrime tahammülü yok. Daha da önemlisi Önder Öcalan’ın verdiği emekleri devrime dönüştürerek kendi yaşamını inşa eden bir Kürtlüğe faşist Türk devletinin tahammülü yok. Ayrıca, araplarla birlikte demokratik bir yaşamın, özerk yönetim sisteminin adımlarını ören Kürtlere hiç tahammülleri yok.

Bahçeli’nin can çekiştiği şu günlerde, Erdoğan Rojava devrimine saldırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Bunun için Kürtlerin tüm kazanımlarını yok etmek ve Rojava’ya Ceyş el hur’den, El Nusra’dan, DAİŞ artıklarından devşirdiği, ‘Suriye milli ordusu’ adını taktığı ancak Türkiye toprağında sulayıp yetiştirdiği çeteleri yerleştirmek istiyor. Yine Erdoğan’ın namus meselesi haline getirdiği bir konu da, tutuklu DAİŞ’lilerin zindanlardan çıkarılmasıdır. Bundan dolayı zindanların etrafları vuruluyor, tutukluların kaçması için karışıklık çıkarılmaya çalışılıyor. Henüz ortada propaganda dışında bir şey yokken DAİŞ’lilerin ve ailelerini nereye yerleştireceğini kamuoyuna açıklıyor. Anlaşılan Erdoğan, DAİŞ’lilerin istihdamını, bakımını, hamiliğini sürdürmeye devam etmek istiyor. Bu şu demek oluyor. Erdoğan, sonrasında da DAİŞ’lileri başka işlerde kullanmak istiyor.

ABD’den ordu, kongre, senatörler, farklı bürokratik kesimler, şahıslar birbirinden farklı açıklamalar yapıyor. Yine Trump da onlardan ve kendisinden farklı açıklamalar yapıyor. Zira bir sözü bir diğerini tutmuyor. Pratikte olan ise ABD Türklere hava sahasını açtı, kontrol noktalarını bırakıp gitti ve Kuzey Doğu Suriye’yi Türk sömürgeciliğinin saldırısına açık hale getirdi. Ve daha da ötesi, anlaşma, mutabakat sözlerini söylemiş olsa da Türk faşizmiyle Kuzey Doğu Suriye halklarının katledilmesi temelinde anlaştı. QSD sözcülerinin söylemiyle “silah arkadaşını sırtından bıçakladı.” Zira, ABD’den başka türlü davranmasını beklemek, sırtını vermek pek savunulacak bir durum değildi.

Mısır başta olmak üzere Arap ülkeleri Türkiye’nin Rojava’yı işgaline karşı çıktı, tavır aldı. Arap Birliği toplanarak Türkiye’nin işgali durdurması çağrısı yaptı. Ancak tüm devlet erkanı, işgali sonuna kadar sürdüreceklerini belirttiler.

Avrupa ülkeleri tek tek açıklama yaparak Türkiye’ye silah satışını durdurduklarını açıkladı. Bu devletler silah satmayacaklarını söyledikleri anda, Türkiye’ye dün sattıkları silahlarla çocukların katledildiğini unutmuyoruz. Bugüne kadarki saldırılar, bu açıklamayı yapan devletlerin eliyle oldu ve olmaya devam ediyor.

Yapılan açıklamalar önemli tutumlar olarak görünse de pratik karşılığı yoktur. Çünkü, Türk faşizminin Kürdistan halkına yönelik soykırım saldırıları karşısında tüm dünya egemenliğinin ortaklaştığı noktalar var. Bugüne kadar temel politika olarak karşı çıkılmayan bir soykırım saldırısına bugün güncel olarak karşı çıkılması pratik bir sonuç yaratmamaktadır. Stratejik olarak karşı olunmayan bir Türk faşizmine, taktik olarak karşı çıkılması, Türkiye’nin taktiğini ya da stratejisini değiştirmesini sağlamamaktadır. Bu açıklamaların kamuoyu yaratmada etkisi vardır. Ancak esas etkili olan tüm dünyadaki Kürtlerin direnişidir.

Türkiye içine girdiği bu süreçten, bu çağrılarla bırakarak çıkamayacak kadar kendi varlığını savaşa bağlamıştır. Büyük yenilgi yaşayacağı şimdiden görülüyor. Nasıl ki tüm Kürdistan, bölge ve dünya insanlığı DAİŞ’in Rojava saldırıları karşısında direnişe geçtiyse, bugün de faşist işgalci Türkiye karşısında aynı şekilde tüm Kürdistan, tüm bölge ve dünya insanlığı harekete geçmelidir. Türkiye karşısında savaşılmalı, direnilmeli, Türkiye tüm dünyada, tüm Ortadoğu’da işgal ve soykırımcılığıyla gündemleştirilmeli ve faşist Türk iktidarının suçları cezalandırılmalıdır.

Kürtler bulundukları her yerde, birlikte yaşadıkları toplumları, halkları, kurumları, hatta devletleri, faşist Türk devleti karşısında stratejik tutumlar almaya yöneltmeli, bunun eylemselliğini sürdürmeli ve AKP-MHP faşist iktidarı dünya insanlık mahkemesinde yargılanana kadar, işlediği savaş ve soykırım suçlarının cezasını alana kadar durmamalıdır.

Yazarın diğer yazıları