Rojava sadece Rojava değil

”Farklı ideolojilere, farklı dinlere mensup, farklı deri rengine sahip olan ama özgürlük ve adalete sevdalı komünistler, sosyalistler, anarşistler, cumhuriyetçiler, mücadelemize koşulsuz katılmak üzere buraya gelmişlerdi. Bizlere her şeylerini verdiler, gençliklerini veya olgunluklarını, bilgilerini ve deneyimlerini, kanlarını ve yaşamlarını, umutlarını ve arzularını verdiler ve bizden hiçbir şey talep etmediler. Onlar mücadelede yer almak istediler ve bizler için ölme onuruna erişmek istediler…”

NÛDEM TÊKOŞER 

Stalingrad iki yüz günlük direnişle ikinci dünya savaşının kaderini değiştirdi. Rojava da üçüncü dünya savaşının kaderini değiştirmek için evrensel bir direniş sergiliyor. Rusya-Amerika ortak bir planla yeni dünya düzeninde kendilerine daha büyük pay kapma arayışına girişirken, Türkiye de sömürgesini genişletme adına ilk kez özgür bir sistemde buluşan halkları soykırımdan geçirmeyi amaçlıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de farklı diller, dinler, kültürler bir arada özgürce yaşama adına kurdukları özerk yapılara karşı büyük bir direniş veriyor. Gök kubbenin tüm renkleriyle özgürce ışıldaması için binlerce kilometre öteden bu halkları yaşatmak için yaşamlarını ortaya koyan enternasyonallere çevirdik objektifimizi. Hazırladığımız dosyanın birinci bölümü I. ve II. dünya savaşlarında faşist blok karşısında yer alan enternasyonalistleri aktaracağız. İkinci bölüm de ise Kuzey-Doğu Suriye direnişinde ‘Enternasyonal Tabur’ içinde yer alan direnişçilerden derlediğimiz röportajlar olacak.

1. Dünya Savaşı

Emperyalistlerin dünya pazarlarını ele geçirmek için çıkardıkları I. Paylaşım Savaşı‘nda 8 milyon 700 bin insan yaşamını yitirdi, milyonlarca insan sakat ve evsiz kaldı. Halklar için savaştan geriye korkunç bir yıkım ve sefalet kaldı. Rusya’yla birlikte Almanya da I. Paylaşım Savaşı‘ndan yenilgiyle çıktı.

Almanya’nın savaştaki yenilgisi, sömürgelerini büyük oranda kaybetmesine yol açtı ve savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı. Bundan dolayı bunalımı bir türlü atlatamadı. 1920-23 yılları arasında yaşanan ekonomik krizle birlikte siyasi kriz de derinleşti, yoksulluk açlık sınırının altına dayandı.

2. Dünya Savaşı

Almanya’nın Polonya’ya saldırdığı 1 Eylül 1939 tarihi, aynı zamanda  II. Paylaşım Savaşı’nın başlangıç tarihi oldu. Savaşın gerçek boyutlarına ulaşması ise Hitler’in dış politikadaki asıl hedefi olan Sovyetler Birliği’ne Almanya’nın saldırmasıyla gerçekleşti.

II. Paylaşım Savaşı, modern tarihin en büyük çatışması oldu. 35 ila 40 milyon arasında insanın öldüğü tahmin ediliyor. En büyük kaybı ise 11 milyon asker ve 7 milyon siville Sovyetler Birliği verdi. Avrupa ve Asya’da, Alman ve Japon istila ve işgaline uğrayan halklar faşist saldırganlığa boyun eğmedi. İşgal ile birlikte direniş de 2. Dünya Savaşı’nın yaşandığı konjonktüre damgasını vurdu. Halkların verdiği bu büyük direniş olmasaydı başta Avrupa olmak üzere birçok ülkenin bugünkü yaşamı olmayacak, faşizm heyula olmaktan çıkıp bütün insanlığın hayatını kahredecekti. Tıpkı bugün yapmak istedikleri gibi.

Stalingrad, Hitler’e diz çöktürdü

1943 başında Stalingrad direnişinin zaferi işgal altındaki ülkelerde halkın ve direnişçilerin üzerinde büyük moral etkisi yaptı. Alman ordularının yenilmezliği efsanesinin yıkılması daha çok insanın direnişe ve silahlı mücadeleye katılmasına yol açtı.

Bu tarihten itibaren direniş hareketleri giderek daha örgütlü hale geldi, daha kitlesel bir karakter kazandı. Kuzey İtalya, Fransa ve Belçika’nın birçok bölgesi müttefik ordularından önce partizan birlikleri tarafından kurtarıldı. Halklar yerelde örgütlenerek Hitler ve Musoloni’nin faşist birliklerine karşı silahlı mücadele yürüttü. Bu direniş birlikleri Avrupa’nın her yerinde korkunç işkencelere maruz kalmalarına, katledilmelere rağmen mücadeleden vazgeçmedi ve faşizmin yenilmesinde temel rol oynadı.

Üçüncü Dünya Savaşı: 9 Ekim Komplosu

Birinci ve ikinci dünya savaşlarında nasıl ki halklar faşizmin savaş, yıkım, işgalle sürüklediği felaketlere karşı direnişle cevap verdiyse, günümüzde

Üçüncü Dünya Savaşı’nın yaşandığı Kürdistan merkezli Ortadoğu’da da Hitler faşizmini aşan AKP/DAİŞ faşizmine karşı sergilenen ‘onur direnişi’ de insanlık tarihinin bu görkemli yürüyüşünü yeniden canlandırdı.

Üçüncü dünya savaşında Kürtler bütün komplolara rağmen tarih sahnesinde yer almayı başardı. Hatta bu kez Kürtler sadece kendi özgürlükleri için değil dünya halklarının Demokratik Ulus sistemi etrafında yeniden güçlenerek çıktı. Komplocular, güçlenen ve evrenselleşen halkın davasını tehlike olarak gördü ve Rojava Devrimi’ni Lozan Anlaşması ve Skeys Picot Anlaşması gibi bir kez daha Rojava Devrimi’ne yönelik komplo planı devreye koydu. Tarih tekerrür etti. Komplocular Kürtlere karşı soykırım planını uygulamak için tarih olarak 9 Ekim’i seçti. 9 Ekim 1998’de direnen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan nasıl ki evrensel bir mücadele vererek komployu boşa çıkardıysa, bugün de Rojava 9 Ekim komplosunu evrenselleşen direnişle boşa çıkarmak için direniyor.

Önce vekâlet savaşı

Kuzey-Doğu Suriye’de 2012’de gerçekleşen 19 Temmuz Devrimi’nden sonra halkların inşa ettiği Demokratik Özerk sisteme ”ölümcül darbe” vurmak isteyen uluslararası güçler, önce vekâlet savaşıyla yani DAİŞ, El Nusra eliyle, şimdi de Türkiye eğitip donattığı çetelerle birlikte saldırılar yürütüyor.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın ana merkezi haline gelen Kuzey ve Doğu Suriye aynı zamanda sosyalizm ve özgürlük cephesine dönüşerek ikinci Stalingrand olmayı çoktan aştı. Tarihin bu büyük yükünün bilincinde olarak savaşan Rojava Devrimi, halkların direnişiyle tarihin akışını değiştirmede kararlı.

İkinci Amman planı

1 Haziran 2014 tarihinde Ürdün’ün başkenti Amman’da birçok ülke ve oluşumun katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda DAİŞ’in Musul’u işgal etmesi kararlaştırılarak planlanlandı. Böylece DAİŞ eliyle vekalet savaşının önü açılarak, büyük katliamlar gerçekleşti. Suriye ve Irak’ta uygulanmak istenen planlar Kuzey ve Doğu Suriye ile Şengal-Kerkük hattında Kürt güçlerin DAİŞ’e karşı verdiği büyük direnişle boşa çıkarılmıştı. Değişen dengeler üzerinden yeni pozisyon alan Amman Grubu özellikle de Türkiye, Kuzey ve Doğu Suriye ile ÖSO’nun kaybettiği şehirleri yeniden almak için ”Sunni Koridor” veya ”Türkmen Koridoru” olarak adlandırılan bu koridorları gerçekleştirmek için yeni bir plan oluşturdu. Bu planla yeni bir soykırımında önü açılmış oluyordu. Ancak bunun uygulayıcısı sadece Türkiye değildi. En büyük ortakları ABD ve Rusya olacaktı.

Saldırı Kürtler ve halklar açısından 21 yıldır boşa çıkarılmaya çalışılan bir halkın Önderliğine yapılan komplo tarihi seçilmişti. Bilinçli olarak seçilen 9 Ekim tarihiyle Kuzey ve Doğu Suriye halklarına dönük saldırı başlatılmıştı. Amerika’nın alanı Türkiye lehine boşaltması sonrası Amerika ve Türkiye’nin ”ateşkes anlaşması” ve ardından Rusya ve Türkiye’nin ”Soçi Mutabakatı”yla yeni bir anlaşma yapıldı. Hiçbir zaman uyulmayan ateşkes, halkların işgal ve saldırıya karşı öfkesini dindirmek için gerçekleştirilmişti. Soykırım saldırısına karşı uluslararası devletler kınamanın ötesine geçmedi. BM gibi kuruluşlar da ABD ve Rusya’nın desteği ve onayıyla sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik, haklara yönelik soykırımın kimler tarafından ve nasıl planlandığını bütün yönleriyle açığa çıkarıyordu.

Hedeflerinde yine halklar var

Birinci ve ikinci dünya savaşında milyonlarca halk katledildi. Sadece Türkler yüzbinlerce Süryani, Asuri, Ermeni ve Kürt’ü katlederek soykırıma uğrattı. Bugün de soykırımdan kurtulanlar Üçüncü Dünya Savaşı’nın hedefinde. Kuzey-Doğu Suriye’de Süryani, Ermeni ve Kürtlerin yaşadığı bölgelere dönük Türk devletinin demografya değişim planıyla halklar göçertiliyor ve katlediliyor.

Rojava Devrimi’ne akın ediyorlar

Fransa, Amerika, Finlandiya, İspanya, İskoçya, Britanya, Yunanistan, Alman, Arnavut, İzlanda, İspanyol, İtalya, İngiltere ve dünyanın her yerinden enternasyonalist sosyalistler, Rojava Devrimi’ne akın ederek, halkların özgürlüğü için savaşmaya geliyorlar.

 Enternasyonalistler, sömürgeciliğe, faşizme, emperyalizme karşı omuz omuza savaşıyor. Her birinin dili, dini, kültürü ayrı olsa da Rojava’da ötekileşmeden, özgür bir yaşamın öznesi oluyorlar.

Rojava devrimi dünyanın gündeminde. İŞİD karşısında kahramanlaşan bu halklara karşı çok şey borçlu olduğunu düşünenler kadar, zulme karşı sırt sırta vererek özgür ve demokratik bir yaşamın vahası haline gelen bu ülkeyi korumak için yola çıkanlar da var. Herkesin kendisinden bir parça gördüğü ve kendisinden bir şey katmak için yola çıktığı bu ülke ve bu halklarla dayanışmaya geliyorlar.  QSD/YPJ direnişi yoksul halkların gıptayla baktığı, destek eylemlerini büyüttüğü ve savaşçılar gönderdiği bir alan şimdi. Evet, tam da Ortadoğu’nun Bekaa ve Filistin’ine dönüşmüş durumda. Rojava Devrimi; Alman kuşatması altında Paris Komünü, İspanya iç savaşında Madrid, 2. Paylaşım Savaşı‘nda Stalingrad olmayı çoktan başardı. Enternasyonal bir direnişle Stalingrad nasıl ki ikinci dünya savaşının kaderini değiştirdiyse, Rojava da Üçüncü Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiriyor.

YPG Enternasyonal Taburu’na akın

Enternasyonal savaşçıların katılımıyla Aralık 2016 yılında YPG Enternasyonal Taburu kuruldu. İlk olarak 6 Haziran’da 2016’da başlatılan ”Komutan Rubar Qamişlo Hamlesi’ne” destek veren taburun kuruluşu, bir törenle ilan edildi. Tabur kuruluşunu ”Rojava’dan tüm dünyaya” başlıklı bir yazıyla deklare etti. Enternasyonal Tabur, simgesinde yer alan tarihi 1935’te İspanya’da savaşan devrimcilerden aldığını belirtirken, ”Hayalleri ölmedi ve şimdi Rojava’da savaşan her yoldaşla birlikte yeniden doğuyor” diyordu.

Taburda İspanya Yeniden İnşa Örgütü, TİKKO, Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) ve MLSPB Devrim Cephesi gibi birçok örgüt de yer alıyor. Çerkesler, Yunanlılar, Türkler, Almanlar ve Ermeni devrimciler de Enternasyonalist Özgürlük Taburu bünyesinde savaşıyor. Taburda Kürtçe, Türkçe, Arapça, Lazca, Almanca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca gibi birçok dil konuşuluyor. Tam bir dünya taburu. Bu kadar farklı dil bir arada olmasına rağmen savaşçılar hem taburda hem de cephede çok rahat anlaşıyor. Enternasyonal savaşçılar devrimin dilini konuşarak anlamada ve anlaşılmakta zorluk çekmiyor. Enternasyonalist savaşçılar farklı uluslardan olsalar da ortak amaç ve ortak hedef etrafında savaşarak, DAİŞ’i yenilgiye uğratmada tarihi bir zafer kazandılar. Rojava’da DAİŞ ve faşizme ”No Parasan” diyerek geçit vermediler. 78 yıl önce ”İspanya sadece İspanya değil” diyenler devrimci, komünist, sol sosyalist, ararşistler bugün de daha önce hiç görmedikleri ve duymadıkları bu topraklara ”Rojava sadece Rojava değil” diyor.

Şengal, Tabqa, Reqa, Minbic, Kobanê gibi DAİŞ’e karşı yapılan tüm hamlelere katılan yabancı savaşçıların ilan ettiği YPG Enternasyonal Taburu’na dünyanın her yerinden enternasyonallerin katılımı her geçen gün çığı gibi büyüyor.

Defend Rojava Platformu

Enternasyonaller Rojava’da sadece savaşmıyorlar aynı zamanda toplumun inşasında da önemli bir rol oynuyorlar. Gençlik, kadın, ekoloji, sanatsal ve toplumsal alanlarda da yer alan enternasyonaller, Rojava Devrimi’ni dünya halklarına duyurmaya çalışarak dayanışmalarını daha da güçlü kılıyorlar.

DAİŞ’e karşı yürütülen tüm hamlelerde en ön cephelerde yerini alan enternasyonaller, şimdi de Türkiye’nin DAİŞ artığı çeteleriyle birlikte Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik işgal ve soykırım saldırılarına karşı bir yandan dünya halklarını enforme ediyor, diğer yandan da en ön cephelerde yerlerini alarak Türk devleti ve çetelerine geçit vermiyorlar. Kadın enternasyonaller ise savaşın başladığı ilk günden itibaren Rojava’dan dünyaya anlık bilgiler geçti. Bununla da yetinmedi ‘Kadınlar Rojava’yı Savunuyor’ kampanyasıyla dünya kadınlarını ayağa kaldırdı.

Dünya 2 Kasım’da ayağa kalktı

Bir süredir Rojava’da yaşayan yüzlerce enternasyonalin katılımıyla kurulan Defend Rojava Platformu, 1 Kasım Dünya Kobanê Günü ve 2 Kasım Dünya Rojava Günü için sokak eylemlerine katılım çağrısı yaptı. Çağrılar cevapsız kalmadı ve Milano’dan Güney Afrika’ya, Pakistan’dan Hindistan’a dünyanın her yerinde halklar 2 Kasım’da Rojava için ayağa kalktı.

Aydınlardan Rojava için imza

Tıpkı Fransız aydın, devrimci ve anarşistlerinin Cezayir savaşında yaptığı gibi, saldırı altındaki Kuzey-Doğu Suriye için 21 ülkeden Noam Chomsky, Michael Löwy ve Janet  Biehl’in de aralarında bulunduğu 200 aydın, yazar ve akademisyen imza kampanyası başlattı. Aynı grubun içinde yer alan bazı siyasetçiler, akademisyenler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve gazetecilerden oluşan bir grup Fransız aydını Liberasyon Gazetesine ilan verdi. İlanda, Fransa’nın Rojava konusunda inisiyatif alması için çağrı metni yayınladı.

Ünlü sanatçılar ve futbolculardan tepki

Enternasyonalist dayanışmaya aydınlar, yazar kadar ünlü futbolcular, sinemacılar ve müzisyenler de tepki gösterdi. İşgal saldırılarına ilk tepki Amerikalı-Ermeni ünlü şarkıcı Cher’den (Cherilyn Sarkisian) geldi. Game of Thrones dizisinde Davos Seaworth karakterine hayat veren Liam Cunningham, dünyaca ünlü oyuncu Robert De Niro, Juventus’un eski futbolcularından Claudio Marchisio gibi isimler tepki gösterenlerin arasında yer aldı. Türkiye’de de Jülide Kural, Deniz Türkali gibi isimlerin de yer aldığı onlarca aydın ve sanatçı ”Savaş Karşıtı Sanatçılar” işgalin 6. gününde ”Savaşı durdurun” başlıklı bir imza kampanyası başlattı.

Şehit düşen enternasyonaller

Böyle zorlu bir savaşta El Nusra-DAİŞ ve Türkiye’nin saldırılarında birçok enternasyonal savaşçı da hayatını kaybetti. Rojava devrimi şehitleri arasında yerini aldı. Rojava Devrimi’ni evrensel düzleme taşıyan bu enternasyonal savaşıların arkasından, direniş bayrağı yere düşmeden yoldaşları tarafından dalgalandırılmaya devam etti. Dünyanın başka ülkelerinden Rojava’ya gelerek, Reqa’dan Dêrazor’a, Serêkaniyê’den Til Temir’e kadar son nefeslerine kadar direnen onlarca enternasyonal devrimciden sadece bazılarının isimleri şöyle:

Enternasyonal tabur içinde yer alan MLKP, en az dört savaşçısını kaybetti. MLKP’li Serkan Tosun, 2013 yılının yaz aylarında başlayıp Ekim başına kadar süren Serêkaniyê’yi EL Nusra saldırılarından özgürleştirme direnişinde 14 Eylül’de yaşamını yitirdi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın talimatıyla Kobanê’ye saldıran DAİŞ’e karşı savaşan MLKP savaşçılarından Suphi Nejat Ağırnaslı (Paramaz Kızılbaş), Sibel Bulut (Sarya Özgür) ve Oğuz Saruhan’ın (Algan Zafir) Kobanê’de yaşamını yitirenler arasındaydı.

Ivana Hoffmann

7 Mart 2015’te Rojava’nın Til Temir kentinde DAİŞ çetelerine karşı yürütülen savaşta şehit düşen enternasyonalist savaşçı Almanya doğumlu Ivana Hoffmann, dilleri, renkleri, ırkların özgürlüğü savunduğu için Enternasyonal Tabur’da yer aldı.


Anna Campbell

25 Nisan 2017 tarihinde Qereçox’a gerçekleşen saldırıyı kabullenemeyen Helin Qereçox adını alan Britanyalı devrimci Anna Campbell, Türk ordusunun işgal saldırıları sonucu 15 Mart 2018 yılında ”çağın tarihi direnişi” olan Efrîn’de kahramanca savaşarak şehit düştü. YPJ saflarına ilk olarak Dera Zor’da DAİŞ’e karşı süren mücadele sırasında katılan Hêlîn Qerecox, direnişinin başlamasıyla birlikte Efrîn’e Rojava Devrimi’ni savunmaya gitmişti.


Haukur Hilmarsson

Enternasyonalist savaşçı İzlandalı Haukur Hilmarsson (Şahin Hüseyni), Efrîn’de şehit düştü.

Hilmarsson, Yunanistan’da mücadele veren RUIS hareketi üzerinden Rojava devrimine katılmıştı. Yunanistanlı yoldaşlarıyla birlikte Enternasyonal Özgürlük Taburu’nda yer almak üzere MLKP Şehit Serkan Taburunda yerini almıştı. Rakka’da DAİŞ’e karşı savaşan Hilmarsson, Efrin’nin Badina cephesinde Türkiye’ye karşı savaşırken son nefesini verdi.


Lorenzo Orsetti

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist’e bağlı Yurt Dışı Komitesi (TKP/ML YDK)  İtalyan savaşçısı Lorenzo Orsetti’yi 18 Mart 2019 tarihinde Dêrazor’un Baxoz Köyü’nün DAİŞ çetelerinden kurtarılması hamlesinde şehit düştü. Lorenzo Orsetti, enternasyonal bir savaşçı olarak İtalya’dan 2017 tarihinde Rojava’ya gelerek silahlı direnişe katılmıştı.


Aynur Ada ve Yasin Aydın

Kadın Komünarlar Birliği Merkez Üyesi, Kadın Özgürlük Gücü kurucu komutanlarından Tekirdağlı Aynur Ada (Göze Altunöz), Til Temir cephesinde Türk ordusu ve desteklediği çetelere karşı savaşırken, en ön cephede 6 Kasım 2019 tarihinde şehit düştü. 2015 yılında Ulaş Bayraktaroğlu öncülüğünde Rojava’ya gelen DKP/BÖG Aynur Ada, Süluk, Hol, Minbiç cephelerinde savaştı. DKP/ BÖG savaşçısı İmran Fırtına (Yasin Aydın) ile birlikte Til Temir’de hayatını kaybetmeden önce bir röportajda şunları ifade etmişti. ”Bugün Rojava topraklarının savunulmasında da yüzde yüz bir işbirliği ve yüzde yüz bir yoldaşlık ilişkisi var. Hiçbir kaygı duymadan silahımızı, cephanemizi, elimizdeki tüm imkanları paylaşarak aynı yerde yatıp kalkarak, aynı yerde çalışarak, aynı operasyona çıkarak, aynı yerde bedel ödeyerek devam ediyoruz.

Türkiye’deki sınıf mücadelesini ve kadın mücadelesini tüm alanlarda yükseltmelerini bekliyoruz. Buradaki yoldaşlığın, manevi bağlılığın karşılığını verebilmek buradan geçer. Bir BÖG şehidi yalnızca BÖG’lülerle anılırsa onun bir anlamı kalmaz. Olabilecek en geniş cephe ve birlik hattı hiçbir kaygı güdülmeden oluşturulmalıdır.

Rojava Devrimi’ni korurken Türkiye Devrimi’ne bir değer katabiliyorsak ölümsüzlerimizin değerini doğru taşıyabilirsek ne mutlu bize. Mücadele bayrağını yükseltelim yoldaşlar.”


Ceren Güneş ve Kerem Pehlivan

Ceren Güneş Muğla’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ankara’da, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve 4 yıl önce bir enternasyonalist olarak Suriye Demokratik Güçleri arasında yerini aldı. Güneş yaşamını kaybetmeden önce komutan statüsündeydi. Devrimci Komünarlar Partisi/Birlik MK üyesi Ceren Güneş, MLKP savaşçısı Demhat (Kerem Pehlivan) 3 Kasım günü Serêkaniyê-Til Temir hattındaki savaş mevzilerinde direnirken yaşamını yitirmişti.

YARIN: Enternasyonal savaşçılarla röportaj

Yazarın diğer yazıları

    None Found